--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kadın...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Devlet başkanları buyurmuşlar,

“Hayatındaki konumu onun anneliğini asla geriye atmamalıdır. Anneliği reddeden bir kadın eksiktir, yarımdır. Anneliği reddetmek insanlığın yarısından vazgeçmektir.. İş hayatının anneliğin alternatifi haline getirilmesini kesinlikle kabul etmiyorum”...

Bunun üzerine karşıtları Atatürkçüler, Kemalistler ve CHP’liler başlayıverdiler eski makamdan tutturmaya...

Geriye dönüşün işaretleri, kadını evin dört duvar karanlığı içine ve yatağa mahkum etme özlemi vs,vs...

Oysa yok öyle bir şey. Aslında bu görüş, tıp otoritelerince de doğrulanıyor. Kadınların, özellikle enine boyuna dolgun ve varsıl familya kadınlarının son yıllarda normal doğum yatağındaki sancılı doğumlardan kaçınarak sezeryan bistürüsünü tercih eğilimi, iş hayatını anneliğe alternatif kılmaya doğru kurgulanmış refah ve konfor aşkına çirkin bir yöneliş değil midir?

Köy kadınları, kasaba ve şehirlerin orta sınıftan kadim ailelere mensup oturaklı kadınlar, ebeli doğumların kendilerine sağladıkları anneliğe, sezeryancılara nisbet daha yatkın ve düşkündür...

Niye acaba?

Köy, kasaba ve mahalle kadınları doğal yollardan analıklarını üstlendikleri çocukları için ne bakıcıya ihtiyaç duyarlar ne de kreş ve yurt arayışına çıkarlar...

Sezeryancı yarım annelerin ise, keskin bistürü yardımıyla sahibi oldukları nazlı bebelerini sırtlarına vurup çalışma mahallerine götürüp oralarda sütlemeye ne maçaları sıkar ne de fiziki yapıları bunlara uygun düşer. Ve de, ne işverenler bunun yükünün altına girer...

Peki ne yapmalı?...

Valla, yapacak bir şey yok. Evvela “Kadın niye çalışır?” sualine cevap aramalı...

¥

Malın fiyatı pazarda kendini bularak dengeye gelir. Çağdaş ekonomi lügatında emek bir maldır ve emek pazarında değerlendirilir. Aynen yağlı tohumlar gibi, ilk ya da son turfanda domates gibi. Malın çokluğu fiyatını düşürür, nedret zamanında da yükselir...

Altmışlar sonrasının keynesgil modeliyle bir süre tekil emeğin pazardaki değeri, üç-beş kişilik ailenin o günlere özgü tüm ihtiyaçlarını karşılayabilmişse de, siyaset; kendi geleceğinin teminatını, istikrarın korunmasında hatta ivmelenmesinde gördüğünden, imalat sanayiini ha babam teşviklemiştir...

Türkiye artık kapitalizmin boyunduruğuna girmiştir. Üretilen mal ve hizmetlerdeki çeşitlilik, tüketimi pompalamış, üretimin dövize olan bağlantısı siyasi istikrarı bozarak askeri kışladan dışarıya zorlamıştı. IMF’nin araya girmesiyle ücret ve maaşlar makaslanarak istikrar sağlanmış. Keynesgil ekonominin karşılıksız bolluk ve bereketine alışkın aileler geçim sıkıntısına düşünce, mecburen karılarıyla kızlarını emek piyasasına işçi yazdırmıştı...

¥

Emek çoğalınca dedik ya, değeri düşer. Karı kocanın değeri düşürülen takviyeli emekleri,  bencil reklam canavarları tarafından dişlenerek kemirilince, bu kez küçük çocuklar piyasaya salıverildiler...

Kim takardı böylesi verimli ortamda resmiyetin eşit işe eşit ücret   şartnamesini. Bir yandan maaş ve ücretler düşecek, beri yandan da 28 Şubat ve 12 Eylül cebri Atatürkçülüğü, kadınlarla kızları ve çocuk emeğini fordizm bandlarıyla hizmetler sektörünün büro sandalyalarında ekmek aramaya zorlayınca, analıktan kaçınma, çevre şartların gereği olup çıktı...

Kendi yarattığı çevre şartlarına mahkûm ettiği kadını bir yandan bu şekilde istismar eden ahlaksız kapitalistler, beri yandan Atatürkçü kisvesine bürünüp, sezeryancı beyaz kadınlarla birlikte feminizmin zurnasında peşreve başladılar...

“Kadın düşmanları bunlar, Atatürk  düşmanları... Batıyoruz, karanlıklara gömülüyoruz... Şeriat geliyor, Cumhuriyet elden gidiyor”...

Oysa götüren de onlar, batıran da ve iktisadi zorlamalarla çalıştırdıkları kadınlara işyerlerinde süt odası açmayıp emeklerini yok pahasına kapatanlar da...

¥

Bizim mahallede, kadın haklarıyla ilgili olarak küffardan gelen haksız saldırı ve ithamlara karşı yapılan öz savunmalar;

“Cennetin kadınların ayakları altında oluşu ve Efendimiz Peygamberimizin hanımı Hatice Annemizin ticaretle iştigal edişinden öteye gitmez, götürülmez”...

Götürmeye kalkışsalar, mecburen iktisadi zemine inecekler, emeğin metalaştırılmasına atıfta bulunacaklar ve güya akılları sıra, solcu olmuş gibi olacaklar...

Oysa düşmanın silahıyla silahlanacaksın arkadaşım. Düşmanın kim, komünist mi?...

O zaman komünistin silahını kuşanacaksın...

¥

Bu yazımız, öyle sanıyorum ki, Devletbaşkanları Tayyip Erdoğan lehine olup, fikirlerinin, söylediklerinin ve muarızlarını öfkelendirdiği konuşmalarının lehine yazdığım ilk ve tek yazı olmanın da ötesinde, evvela hakikatin ve gerçeğin, hem de fiili bir gerçekliğin lehine yazdıklarımdan birisidir...

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle