--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kâbe özlemiyle yanıp tutuşanlar, ekran başına!...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Çocukluk günlerimde sırtlarında boş bir çuval,  sokaklarda dolaşan “eskiler aloyruummm”cular vardı.  Evin hanımları, ev halkının kullanma ömrünü tamamlamış giyim kuşam levazımatını söz konusu eskicilere gösterir, pazarlıkta anlaşabilirse satarak parasıyla yenileri için “Ya kısmet” çekerdiler...

Altmışlı yıllarda tabak çanakçılık moda oldu. Eski pantolonlar ve gömlekler birkaç parça porselenle trampa edilirdi...

Demek istediğimiz, eskiden zaman ve mekan da dahil, her nesnenin bir değeri vardı ve bu değerler israf edilmediği gibi istismara da uğratılmazlardı... Eskinin yenilerle arasındaki tek fark, benim kavrayabildiğim kadarınca, paradaki ilahlık dozunun giderek artışı, arttırılmış olması...

Muhafazakar ekranların Ümmü Gülsüm’ü denilse yanlış olmayacağı şüphesiz İkbal hanım, “Kâbe özlemiyle yanıp tutuşan bahtı kara” sevdalıları sevindirecek bir program hazırlamış. Sanırız, bahtı karalarla kem talihlileri sevince dönüştürme amaçlı bu projesiyle, muhtemelen Kâbe özlemin ateşlediği kutsal yangının “Zem Zem”le yerinde söndürüleceği ima ediliyor...

Parayı tanrılaştıran kapitalizm, gayri meşru ilk birikimin ardından haksız kazancının büyük kısmını, esnek istihdam kanalından sağlar. Tuvalet kâğıdına göre ayarlanmış üretim bandları, her ne sebepten olursa olsun, sermayenin kârlılık oranı düştüğünde üretim modu hemen okul defterine ayarlanır. Yıl sonlarına doğru da,  takvim üretimine geçilir...

Şimdilerin gündemindeki yeni moda, şişmanlıktan kurtulma reçeteleriyle, lezzetli yemek tarifleri üzerinden  ekranlar dünyasında sürdürülen “yarışma moda”ları...

Seyircilerin gelir durumlarına bakılmaksızın bütün ekranlarda uygulamalı ve atıştırmalı yedi yıldızlı yemek tarifleri yapılıyor. Baştan kıçına yağlanmış bedenlere üç günde beş kilo verdiren fıstıklaşma egzersizleri arasında şarkılı türkülü kalça göbek figürleriyle konu mankenleri, jüri önünde yarıştırılıyor...

Amma beri yandan da, Nadide Hac mevsimi hızla yaklaşıyor...

Kanal 7 ekranlarında da mutfak manzaralarının sergilenip sergilenmediğini bilmiyorum. Obeziteye karşı fıstıklaşma programları var mı yok mu, ondan da haberim yok. Amma diğer ekranlarda bu alanda derin bir hizmet enflasyonunun yaşandığı da bir gerçek. Böylesine derin ve yaygın enflasyonist ortamda İkbal hanımın, Kâbe özlemiyle yanıp tutuşanlar aşkına “Yedinci Kanal”a mutfak kapısından yapacağı bir giriş, kapitale pek büyük fayda sağlamaz. Her halde böyle düşünülmüş olacak ki, Sultanhamam üniversitesinin  ticari disiplin mantığına göre İkbal Gürpınar hanımefendi, anti obezitif  karakterde bir program yerine, hazır  nadide mevsimi de yaklaşırken, “Kâbe özlemiyle yanıp tutuşan imkanı kısıtlı dar gelirlilerin” aşkateşini söndürme programına niyetlendirilmiş... 

Niyetler de ameller gibi, “niyetlerine” göre değerlendirilir. Buradaki niyetin de “niyet” olabilmesi için her türlü ticari, itibari ve elitik teressübattan rafine edilerek, yüzde yüz saf hale gelmiş ve getirilmiş olması gerekir. 

Kısacası, Kâbe özlemiyle yanıp tutuşanların umutlandırılarak çağrılacakları “yedinci kanal”ın, bu nadide mevsim boyuncaticari amaçlarla cami önlerinde tezgah açanlar tarafından pazaryerine dönüştürülmesine asla izin, imkan ve fırsat verilmemesi gerekir...

Reklam verenler, Kâbe mevsiminde “Esnek pazarlama taktiğinin” sermayenin kârlılık oranını yükselteceğini düşünerek, reklamları için İkbal hanımın yer alacağı ekranlara yönelecektir...

Kâbe özlemiyle yanıp tutuşanları ekran başına davet niyetinin de, “Niyet” olabilmesi için, programın hac mevsimine oturtulmamış olması gerekirdi...

Oturtulmuş ise ki öyle görünüyor, bu durumda İkbal hanım, Kâbe özlemiyle yanıp tutuşanlara yönelik zemzem sunma programı için dipten doruğa reklamsız ekran istemeli...

Reklamlı olsa ne olurdu ?

Eski TCK. 163’e göre laikliği ihlal suçu. Yani, Atatürk düşmanlığı...

Adalet mi yani bu! Faşizan 163, yıllar yılı hep kaleme takıldı ve ucunu kalem sahibinin kıçına saplarken de, magazincinin yanına bile uğramadı...

Adalet mi yani bu !... 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle