--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İzah makamında….

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Okuyucularımızdan A. Doğan mektubunda, zaman zaman işi şirazesinden kaydırarak İsmet İnönü’ye methiyeler düzdüğümüzden bahsediyor. Herhalde öyle sandığından olacak. Daha olumlu ve ciddi yazılar bekliyormuş…

Herkesin fani olmasının yanında herkesin, mutlak anlamda kötü olamayacağı gibi, yine bunlar, meleklere de benzemezler. İnsanoğlunun hamuru iyilik ve kötülük damarlarıyla birlikte yaratılmış. Hırs ve ihtiraslarının yanında vicdani hasletleri ve merhamet duyguları ayni bedene nakşedilmiş. Bütün mesele, bu damarları dengeli çalıştırmak

Eğriye eğri, doğruya doğru”

Bir insanın başka biri hakkında methiyelerle yüklü olumlu kanaat serdetmesi üç şarta bağlıdır. Askerlik ve yol arkadaşlığıyla alışveriş yapmak. Bu üç şart, karakter tesbitinde mihenk taşıdır. Yapılan değerlendirmeler eğrisi ve doğrusuyla birlikte çift boyutlu olduğunda ancak bir değer ifade eder. Her alanda tek boyutlu kaldığında ya methiyecilik olur ya da gıybetçiliğe dönüşür…

Methiyeciliğin bir başka anlamıysa, yalakalıktır ki bu hastalık, özellikle basın aleminde bu tarz kalem oynatan dalkavukları karunlaştırır…

İsmet İnönü asker idi ve Kurtuluş savaşı günlerinde kıtalara kumanda eden bir muharip…

Savaş sonunda devrin diğer askerleriyle birlikte siyasete atıldı. Başbakanlıktan sonra Cumhurbaşkanlığını üstlendi ve milli şeflik payesine ulaştı…

Bir yönetim altında topluca yaşayan insanların beklentileri tek boyutlu ve benzer değildir. Bundandır ki, İsmet İnönü olsun Tayyip Erdoğan olsun, attıkları adımlar kimi vatandaşı memnun ederken kimilerini de mahzun ve mağdur kılar, kılmıştır da…

Bir örnek verelim….

Tansu Çiller Başbakandır. Avrupa Ortak Pazarına üye olmadan Türkiye’yi Avrupa’nın isteği üzerine, Gümrük Birliğine soktu. 6 Mart belgesine attığı imzasıyla Türkiye’deki bir avuçluk ithalatçı tüccarı Karunlaştırırken, milyonlarca vatandaşı pahalılık girdabında pusuya düşürdü…

Basın, eğriye eğrici-doğruya da doğrucu olmadığından, dalkavuklarının, “ 6 Mart belgesini” Türkiye için topyekun zenginleşme ve kalkınma yolu gibi göstererek Çiller’e düzdükleri methiyeleri, eşyanın tabiatı gereği, 28 Şubat’a yol açtı…

İsmet İnönü hayatta olmadığı gibi ardılları da iktidarda değil. Dolayısıyla bölüşüm dağıtım politikalarında Amir-i İta pozisyonunda bulunmuyorlar…

Bu itibarla methiyecilik ya da daha açıkçası yalakalık etmiş olsam, bu dalkavukluk bana ne kazandırırdı…?

İsmet İnönü’nün beğendiğim tarafı, olsa olsa, giriştiği “Çiftçiyi topraklandırma Kanun tasarısıyla” ilgili olabilirdi…

Hacı Hoca nüfuzunun kökü kazınmaya çalışıldığı yıllarda halkın hoşnutsuzluğuna karşı politika değişimine giden CHP, topraksız köylüye toprak dağıtımına niyetlenmişti. Büyük toprak ağalarının topraklarıyla Hazine toprakları topraksız fukara köylüye dağıtılacaktı…

CHP bir yandan ilahiyat fakültesi ve imam hatip okulu açıyor, diğer yandan da köylüye toprak dağıtıyor. Gel de beğenip memnun olma…

Mümkün mü ?...

Ne çare, CHP içindeki toprak ağaları bu girişimi köstekleyerek “Yeter söz milletindir” sloganıyla partiden ayrılıp ortaya fırlayınca, bu fırlayıştan memnun kalan ABD anında burnumuza dayayıverdi, Marshall Yardımı’nı…

Bundan sonra da kıçımızı kurtaramadık Devr-i Tayyip’e kadar, dış borç köleliğinden…

Bizim prensibimiz, yazmaya oturduğumuzda konunun az biraz da olsa, cemaziyelevvelinden başlamak. Bizim millette okuma alışkanlığı pek kökleşmediği için, bu girizgahlar, damdan düşer gibi bir algıya sebep oluyor. Bu yanlış algı sebebiyle de beni sorgulamaya kalkışıyorlar, yazılardan nasibini alamayan, çocuklar…

Sen neden Tayyip Erdoğan’a fani dedin?…

Demedim ve demiş olsam dahi ne yazar be cühela. Bu bir gerçektir, “hak gerçeği”…

Bizim dememiz şöyle:

Tayyip Erdoğan’ın iktidarı da fani”…

Hun imparatorluğu fani idi, Osmanlı da ha keza. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de fani…

Sonsuza dek diyorlarsa da, mülkün temeli sarsıldığında Roma gibi yıkılıp gider. Adalet, bunun için önemlidir…

Çünkü her şey, bir Allah hariç, her şey sonlu…

Yanlış mı yoksa, yanlış ise haydi doğrusunu siz buyurun…

Bir okuyucumuz da tutunmuş, Cumhurbaşkanını “Devletbaşkanları” formatında tanımlamamıza…

Başkanlık sistemini isteyen kendileridir. Bakınız, kendisi değil, KENDİLERİ…

İlimde, siyasette hatta servet seman sahipliğinde önde gelen isim yapmış kişilerden bahsedilirken, bu zat-ı muhteremler hürmeten ve saygı gereği, çoğul takısıyla anılırlar…

Mahmutefendi hazretleri gibi…

Tayyip Erdoğan da, işte böyle, Devletbaşkanlarıdır,

Devletbaşkanı değil…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle