İleri kıyafete gerici müdahale...
Piyasada üreticisine ayrıca para da veriliyor olmalı ki, sebil gidiyor, bu haberler... Otobüste bir annenin yanındaki, eteği biraz kısaca fistanlı kızına fiziki taarruzda bulunulmuş...
Olabilir...
Bir de hemşire hanımefendi kısacık şortuyla otobüse binince birinin tekmeli saldırısına uğramış...
Bu da olağandır, şaşırmamak gerekir...
¥
Bir Kurban Bayramı idi. Bisiklet üzerindeyken Fındıkzade bölgesinde arkamdan gelen bir vasıtanın vurmasıyla yüzükoyun yere kapaklanmışım. Çenem kırılmış, birkaç dişim damaklarımdan dökülmüş, boğazım patlamış...
Ekstradan bir on gün ilavesiyle, bayram günlerimi Cerrahpaşa plastik cerrahi’sinde geçirmiştim...
Çenem paslanmaz tıbbi bağlama teliyle bir güzel bağlandı, ağzımı açamaz ve bir şeyler atıştıramaz vaziyette iki ay dolaşıp durmuştum...
Süt içerisinde eritilmiş bisküvi bozasını dişlerimin arasından emdire emdire beslendiğimden, çenemin açılmasını müteakip, bozamsı gıdamı hem de ses çıkarıcı emişlerle beslenmenin verdiği alışkanlık, uzun süre bende tik olarak devam edip gitmişti...
Yerde, havada, otobüste ve kamyonda nefes yolumdan dışarıya fırlayan iç çekişle karışık fıs fıslı seslerin çevreme vereceği kuşku şüphesiyle otobüslere binemez olmuştum. Zira, birkaç kez otobüste ayakta iken çevremdekilerin sert bakışlarından gerçekten korkmuş ve
Ha şimdi patlayacak birilerinin,”Utanmaz terbiyesiz, ahlaksız herif !” yaygarasıyla üzerime yürüyeceklerinden korkarak ne yapacağımı şaşırıp kalmışlığım bile vakidir...
Korktuğum başıma gelmiş olsaydı, gemilerin peşlerinde bıraktığı dümen suyu misali kim bilir nasıl aylarca gümbürtü koparırdı,
“ Milli Gazete yazarının otobüste kadınlara ahlaksız tacizleri” başlıklarıyla yapılabileceğini düşündüğüm,
Çarpıtık iftira kampanyası!..
¥
Böyle bir kampanya, her zamana ve zemine uygun düşmektedir. Bu tarz “sahte gerçeklere” dayalı kampanyalar iki maksada mebni oluyorlar. Birincisi politika, özellikle ideolojik politika, diğeriyse gayri meşru para kazanma...
Mesela, bilhassa televizyonlarda aslı esası bulunmayan şarlatanlıklarla reklamlanarak piyasaya sürülen her derdin devasıymış gibi allanıp pullanan şifalı ot ürünleri ...
Canlı haber yayını adı altında sürdürülen bu reklamlarında şeytanların, yanlarındaki yarım düzine kadar, her birinin tedavisi diğerleriyle tamamen zıtlaşan hastalıklarında güya bu sözde ilaçlarla şifaya ermiş hastaları, içerek ya da haricen sürünerek üç vakitte nasıl şifaya erdiklerini bin bir minnet duygusuyla anlatırlar...
Amma kim bunlar? İsimleri, adresleri, üstesinden gelinen hastalıklarının hikayesi?...
Gerek yok öyle bir lükse. Bizim çantadan yetişme ebegümeci uzmanımız, şahitli ispatlı böyle buyuruyor ise, doğrudur. Bel fıtığından, beyin hummasına, idrar kaçırmadan mafsal iltihabına, unutkanlıktan kabızlığa kadar ölümüne tesirli ebegümeci suyu ile denize düşenler yılana sarılmaya teşviklenir...
Çünkü, iyi para vardır bu sahtekarlıkta...
¥
Siyasete mebni olanlarıysa, Cumhuriyet klasikleri arasında bunların çeşitleri pek boldur. Sizler biliyor muydunuz ya da işitmişliğiniz var mıydı, devrin Başbakanı Adnan Menderes’in Londra’daki uçak kazasından kurtulduğunda çantasında nelerin bulunduğundan?...
Bir valiz dolusu altın sikke...
Servet olarak Türkiye’den kaçırılıp İngiltere’deki bir bankaya yatırılacakmış. Kıbrıs müzakereleri için tertip edilen konferansa katılmak üzere Londra’ya giderken, Menderes’in himayelerinde uçağa yüklenmişmiş bu altınlar...
Peki sonrası!...
Sonrası monrası yok. Bu kadarcık çamurlama yeter de artar bile. İstenilirse birkaç hikaye daha eklenebilir...
Mesela 27 Mayıs’a giden yolun hafriyat çalışmaları esnasında üniversite talebelerinin kitle halinde yaka paça kıyma makinelerinden geçirilerek hayvan yemine dönüştürülmeleri...
Milli Selamet hareketinin Ankara İstanbul belediyelerini alışının ferdası günlerdeki pantalonlu ve başı da açık kızların işe giderken içinde bulundukları minibüslerden zorla dışarıya atılmaları...
Bunlar masal takımından tabii. Bunların yanında masalla terbiye edilmiş gerçek olanları da mevcut...
Biraz mutfak kültürü alan kişilerin bilmeleri gerekir, terbiyenin yumurta ile yapıldığını. Amma çok yerlerde ve çoğu zaman Atatürk büst ve heykellerine, özel maksatla göreve salınan terbiyeciler, terbiyeye kalkıştıklarında kazurat kullandılar...
Günümüz hemşire hanımefendisinin ayaklarına geçirdiği şortuna öfkelenen bir aklı evvelin kadıncağızın kafasına salladığı tekmede de amaç hep aynı...
İdeolojik terbiyenin çalkantısını uzun ömürlü kılmak...
Tekmeci, gerçekten de aklı evvel birisi imiş. Yahu, her ne kadar kanunen de vicdanen de hakkı olmasa da, bir insan şortuna öfkelendiği kişiyi terbiyeye kalkıştığında kafasına mı atar tekmesini, yoksa şort mahalline mi?
Her neyse, özüne gelelim...
İlerici kıyafete gerici müdahale, bir cumhuriyet klasiğidir, bizim cumhuriyetimizin...


