--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İbadette Pazar ekonomisi…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Çocukluk günlerimde  evlerimiz bahçeliydi. Mahalle aralarındaki arsalarda kurulan pazarlardan alınan kurbanlıklar, bahçeciklerle sokak aralarındaki boş arsacıklarda  kesilirdi…

O günlerde dedemle gittiğimiz Fatih Camii avlusunda kurulan pazardan aldığımız koyunu, Kıztaşı’ndaki evinin bahçesinde bizzat dedemin kendisi keserdi…

Kara sabandan pulluk devrine atlamıştık. Yavaştan yavaşa traktör devriminde yol alıyoruz. Köylerden şehirlere akın başlıyor ve montaj ekonomisinin yarattığı sahte zenginlik, sokak aralarındaki boş arsacıkları teker teker yok ediyor. Tabii bu arada, sistem de sosyolojik hükmünü icra edecek ve cemiyetin beynine  ferdiyetçilik mikrobunu şırınga edecek…

Bir yandan ferdiyetçiliğin maya tutması, diğer yandan evlerimizdeki bahçeciklerle sokak aralarındaki arsacıkların kaybolması, dini bayramlarımızdaki sıla-i rahim ibadetini, hayattan hazlanma ritüeline dönüştürdü…

Aile erkeklerine kurbanlığı sırtlanıp boğazlama, kadınlarına da kavurmalı sofraları hazırlama telaşının ağır gelmeye başlaması, pazarda yeni bir sektörün doğmasına yol açtı…

Vekaletle kurban kesip sahibinin hayrına dağıtma sektörü…

İlk ağızda bu sektörün aktif unsurları pek mahduttu. Deniz Feneri, İHH gibi. Ayrıca bir kaç da tekke ve tarikat ocakları. Akabinden bunlara Kızılay’lar, Mehmetçik vakıfları, Sadaka taşları, Yeryüzü  doktorları ve şimdi etiketlerinde hayır kurumu ibaresi bulunan ulunmayan sayısı belirsiz resmi ya da gayri resmi tüzel kişiliklerle, küçük esnaf katilleri yerli yabancı perakendeci şirketler…

Bunlar, parça başı sattıkları kurban hisselerine tekabül eden kurbanlıkları bedeline göre içeride veya dış dünyada kesip doğrayıp sipariş sahiplerinin  adına oraların yoksullarına dağıtıyorlar…

Buraya kadar anlaşılmadık bir şey yok. İcraatın fıkhi yönden sıhhatini bilmeyiz. İyi kötü on yıldır biz de kurban ibadetimizi sipariş verme yoluyla vekalet usulü eda ediyorduk. Son birkaç yıldır pazardaki vekaleten kesim dağıtım işlemcilerinin sayısında hızlı bir artış olduğu gibi, hisse bedelleri arasında da akıl almaz farklılıklar oluşmaya başladı…

Haydi İstanbul’da olsa, iki kıta arasında hayvan nakline konulan  yasaklama kararı, Üsküdar - Beşiktaş arasındaki fiyat farkları için makul bir gerekçe olabilir amma, Afrika mandaları arasındaki bir hisselik fiyat farkları yüzlerce liraya çıktığında, insanın aklı karışıyor…

Mesela şöyle:

Bir vakfın, bir derneğin veya bir hizmet şirketinin ya da Türkiye’de aktif yabancı bakkaliyecilerin Afrika listesinden üçyüz liraya kurbanlık bir hisse alıyorsunuz. Bir ara gözünüz takılıyor diğer şirketin fiat listesine, dörtyüz elli lira. Veya tam tersi…

İnsanız ve dolayısıyle de “homoekonomicus”us ya, hemen hesaba kitaba baş vurduğumuzda görüyoruz ki, yüz elli lira karımız olmuş, veya kazık yiyerek zarar etmişiz...

Şimdi Cübbeli Ahmet Hoca’ya soralım:

Bu “kar-zarar” muhasebesi, ibadetimizi kirletip geçersiz kılar mı? Malum ya kestiğimiz daha doğrusu sipariş ettiğimiz kurbanlık hayvan, tek kişilik küçük baş değil, çok hisseli büyükbaş…

Bu lanetli serbest Pazar ekonomisi, yakındır sipariş üzerine ücreti mukabili, Müslümanları vekaleten namaz ibadetinden de azad eyliyecek… 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle