--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Haydar Baş’ın seçim vaadi...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

- Beşbin liralık bir asgari ücret…

- Olmaz mı ?…

- Elbette mümkün….

Ne var ki ülkemizde ekonomiyi asgari ücret çapasına  monte etmişler. Erken Cumhuriyet’te de buğday fiyatlarına bağlanmıştı. Şimdi asgari ücret, fiyatlar genel seviyesine ayar çeken kalibre mekanizması…

Düştüğünde düşürmese de, yükseldiğinde ekmekten navlun ücretlerine, umumi hela tarifelerinden, sosyal güvenlikli hastalara salınan reçete katılım paylarına kadar bütün fatura tutarları, bu çapanın eski ve yenisi arasındaki nisbete göre yükseliyor…

Ekmek fiyatlarıyla hamurkarın ücreti bu çapayla dengeye getirilmiş. Çapayı bin liradan beşbin liraya yükselttiğinizde, dibe vuracak ücret kefesini yeniden dengeye getirmek için yapılacak tek işlem var. Bir somun ekmeği yüz liradan beşyüz liraya yükseltmek…

Haliyle döviz fiyatları da aynı hızla yukarıya uçuşacak…

Asgari ücretin çapalığından fayda yok. Kazma, kürek ve buldozer gibisinden başka alet edevat lazım, serveti yeniden bölüştürücü nitelikte. Çünkü buraların var olan serveti, sertifikasız

Haydar Baş, beşbin liralık asgari ücretin fiyatlar genel seviyesinde meydana getireceği denge bozukluğunu önleyici kullanılabilir bir başka enstrümana sahipse, kendisinden beklenen, onun uygulanabilir şemasını en ince detaylarına kadar toplumla ve diğer müsabıklarla kardeşçesine paylaşmaktır…

Fiyatlar genel seviyesinin hem de vahşiyane bir tarzda kendisine bağlandığı bir başka çapaya gelelim…

ATV ekranlarının akşam haberlerine gözüm takıldı. Programın bitişinde denildi ki “kısacık bir ara, sonra da veda için tekrar buluşma niyetiyle…”Kısacık ara” onbeş dakika sürdü ve akabinde perde kapandı…

Perdenin ciddi ciddi inişini müteakip başlatılacak bir dizi programının ismiyle orada rol kesecek birkaç kişinin fotoğrafı sergilenir sergilenmez de hemen ardından, bu müjde faslının bağımsız reklam demeti.

Aziz Nesin’in kafa yapısını isabetle nitelediği Türkiyeli seyirci, onbeş dakika boyunca bu demeti de seyrede koklaya, tam doymak üzereyken müjdelenen yeni dizi başladı ve dizinin bir dakikalık otobiyografisinin ardından bunun başlangıç reklamları…

Kırksekiz-kırkdokuz dakikalık zaman diliminde ard arda toplam kırkbeş dakika süren üç ayrı reklam bombardımanı. Her üç saldırıda kullanılan silah ve cephaneler de hep aynı. Ayakkabılar, meyve suyu denilen rayiha katkılı işlenmiş sular, telefon telgraf ahizeleri ve hizmet ücretleri, müteahhit ürünleri ve  genel anlamıyla tüketim malzemeleriyle bankaların vatandaşı borçlanmaya teşvik edici Hızır görünümlü cehennem taşları…

Reklam saldırılarında kullanılan silahlar tek atımlık değil. Hepsi de otomatik ve seri atış yaparak çevreyi tarrakalara boğuyor… Hiç birisi fisebilillah olmadığı gibi, fiyatları da behemehal mehven tarifeden değil. Ayrıca varlıklarını reklamlara borçlu ekranlar da tek değil. Devlet ve hükümetlerin, dolayısıyla politika esnafının ülke kalkınmasında kendilerine uçbeylik imtiyazı vererek teşvik ettiği medya tarlasında Sabah-ATV sadece devede bir kulak…

Açıkça şunu demek istiyoruz…

Fiyatlar genel seviyesiyle asgari ücret arasındaki çapa bağlantısının koparılması gerekir. Bunun koparılıp çapanın da sulara gömülmesi, reklam disiplinini mecburi ve zaruri kılar. Geliniz disiplinin kilidini de kısa yoldan açıverelim…

Reklam harcamalarını hem sınırlamak, hem de bunları şirket defterleri üzerinden devlet eliyle kamu sırtına yüklenmesine son vermek…

Pahalılığın ve bunun yol açtığı her türlü problemin yaratıcısı, reklamlar, reklamlar ve yine reklamlar…

İş bu kadar basit ve kısa, sadece yürek ister…

Gıdada ortalama üretici ve tüketici fiyatları arasındaki fark mart ayında zeytinde yüzde 360, mercimekte yüzde 217, portakalda yüzde 163’ü buldu. Enflasyonun yükselişinde en büyük etkenlerden biri olarak gösterilen gıda ürünlerinde tartışmalara konu olan üretici ve tüketici fiyatları arasındaki fark yüzde 400’lere dayanmış…

Kilidi açarsanız medya daralacak. Kalkınma hızı gibi aldatıcı tabirle ifade edilen istihdam hacmindeki zararlı ve hayali büyüme küçülür gibi olsa da, fiyatlar genel seviyesi inmeye başlar ve buna karşılık devletin vergi  gelirleri de artar.

Hem de dahası dahası, tek çalışanın ücreti ailenin tüm ihtiyaçlarını karşılayacağı için, kadınların çalışmasına da gerek kalmaz… 

Bu durumda asgari ücreti beşbinleştirmeye ne gerek…

Haydar Baş’ın yüreği, hiç birinin gösteremeyeceği bu cesareti gösterebilir mi? Kendisi profesör unvanlı ilahiyatçı bir Müslüman. Lakin aynı zamanda politikacı ve iktidara talip bir siyasi partinin de başkanı. Sırtında politik yumurta küfesi taşımadığı sürece salt bir Müslüman kişiliğiyle diyebilir ki;

Kütüklüklerimi kuşandım çizmelerimi de ayağıma geçirdim”

Gel velakin, küfeyi sırtlandığında, Türkiye’nin ve Allah’a karşı savaş halindeki tüm global sermayenin kolektif saldırılarına karşı dik durabilecek mi ?...

Çünkü mecbur kalacak millete dönerek;

“Ey ahali, beni iktidara getirdiniz amma, dünyanın beşeri ilahlarının bizlere karşı ortaklaşa yürüttükleri boykottan ötürü içimize kapanarak bir lokma bir hırka ile idareye mecburuz”…

“Var mısınız açlığa ve yoksulluğa” dediğinde, anında yuhalanarak hava alır… 

Cevabı “He gardaş” ise, oyum onun…

Netice-i kelam, bir tek oyum var. Kim “He gardaş” derse, ona sallayacağım… 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle