--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hayat tarzı karşıtlığı...

Atilla Özdür
Atilla Özdür

İnsanlar birbirlerinin hayat tarzına yabancıdır. Tok’un, aç’ın halinden anlamazlığı da buradan gelir. İnsanoğlunun fıtratında bulunan bu yabancılık duygusunu kırmak için, belki de kendilerince daha başka gerekçeleri olabilirse de, bildiğimiz kadarıyla Peygamberimiz, ümmetine yoksulların sofralarına oturma tavsiyesini hiç dilinden düşürmemiştir...

Hatta, orucun farziyetindeki hikmeti de bu gerekçeye bağlayanlarımız oluyor...

Hayat tarzı karşıtlığını biraz derinlerden kaşıdığınızda, elinizdeki kaşağıyı orak çekiçe benzetenlerin başınıza musallat olacağı da kesin...

¥

Ebu Cehil, sıradan vasat bir insan değildi. Varlıklı, sözüne karşı gelinemez devrin ayanlarından birisi. İman ederek Efendimize bağlansa, yarı aç yarı tok yaşayan sıradan mü’minlerle aynı seviyeye inecek, üstünlük ve zenginliğinin bir kıymeti kalmayacak...

Küfrü tercihleyerek. Efendimizin şahsında Allah’ü Zülcelal’e savaş açtı...

Günümüzün Ebu Cehil’leri de eğitimli, prestij bakımından yüklü ve donanımlı, ayrıca varlıklı. Bunların bütün korkuları, sahip oldukları maddi değer ve sosyal imkanları ellerinden kaçırma tehlikesi...

Kendilerine korku veren müşahhas tehlikelerden birisi komünizm diğeri, de Allah’ın hükümleri, Şeriat...

Bundan ötürü, toplumun iktisadi ve sosyal yapısında ezilmişler yararına hayat bulma emareleri görülen bütün fikirler, düşünceler ve hareketler, bu korkuyla irtibatlandırılır...

Gelir adaletsizliğinden bahsederseniz komünistsiniz, başörtüsünün temel insan hakları kitabındaki yerini göstermeye kalktığınızdaysa, karanlıkçı, gerici, padişahçı ve Atatürk düşmanısınız...

Sınıflı toplumlarda insanlar birbirlerinin hayat tarzına karşı, kendi keyflerine göre yabancı ve ilgisiz kalırlar. Bundan ötürüdür ki, Kemalist tabanın sözde procumhuriyets’leri, sıvayıverdiler Reina katliamını, Batı taklitçilerinin “yaşam tarzına!” düşman belledikleri, ehl-i kıblenin üzerine...

¥

Her neyse, biz kırk kişiyiz birbirimizi biliriz desek kızıp gücenen olur mu dersiniz. Olursa olur, ne yapayım günah ve kabahat benim değil...

Sol taraftan bir kalem, hem de biraz eskilerden bilinir, Selamet’in Genel Başkanı Karamollaoğlu’nu güya aklınca fırdöndüye benzetecek...

Demiş ki bir ara Temel Bey,Başkanlığa karşı değiliz”. Genel çerçevesinde kabaca söylenmiş ve herhangi bir şarta şurta bağlanmamış yalın bir ifade...

Sonraları Meclis müzakereleri başlayınca bu (soyut) denilen yalın ifadesini (somuta) dökmeyi gerekli görmüş olmalı ki, 

Saadet Partisi’nin bu konudaki tavrını da bir kez daha yineleyerek, “Anayasa değişikliği teklifi böyle giderse, bizim böyle bir teklife destek vermemiz mümkün olmaz. Kendi kendimize karşı olan sorumluluğumuz ve vicdanımız böyle bir imkanı bize vermez... 

Diyerek, kestirip atmış...

Demek istiyor ki, “Başkanlığa evet de, şartlarla şurtlarının niteliğine, yapısına gelince, o kadar değil”...

Bunun neresinde fırdöndü misali fırıldaklık...

¥

Aslına bakarsanız, sadece sola has değil bu takunyacılık. Hangi pazarın çığırtkanlığını yaparsa yapsın, çağdaş kalemin tabiatı böyle. Elindeki keseri nereye ve nasıl vurursa vursun, yeter ki yonga çıksın...

Öte dünyanın Huzur’u Mahşer’ine inanan inanmayan tüm kalem erbabı için derim ki, 

Gazetecinin ötede yatacak yeri yok...

Var diyen, döksün zülfünü meydana gelsin...

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle