Hava harp okulu...
İsrail’in İstanbul Baş Konsolosunun DHKP-C tarafından kaçırılarak öldürülmesini müteakip devrinin Hv. Kuvvetleri Komutanı İstanbul’a gelerek, Harp Okulu’nda havacılara yönelik tertiplenen bir uyarı konferansında, ateş yüklü yakıcı bir konuşma yapmıştı...
Atatürk’ün modern ve aydınlık beyinli askerleri, nasıl olur da kıçı kırık bir sergerde bozuntusunun peşine takılıp vatana ihanete kalkışırdı?...
Kıçı kırık sergerde bozuntusu, Mahir Çayan’dı. Bunun peşine katılarak İsrail Baş Konsolosunu kaçırıp öldürenler de, Saffet teğmen ile Üsteğmen Balaban ve Yüzbaşı İlyas’lar gibisinden Hava Kuvvetleri bünyesinden birkaç havacı subaydı...
“Atatürk’ün subayları, Anadolu insanından gelme, o toprakların subaylarıydı. Vefakar, tok gözlü, memleketinin iktisadi durumunu bilen ve yaşayışını da bu bilgilerinin ışığında vasat seviyede geçirmesi gereken gençlerdi”. Mesela kendileri gibi...
Kuvvet Kumandanımız, genç bir subay olarak görev yaptığı Anadolu’da ailesinin hayat ve geçim tarzını oranın şartlarına uydurmuş, konfor ve rahatlık konusunda da eşya olarak yere serdikleri bir velenseden öteye halı ve kilimlere asla itibar eylememişlerdi...
¥
Tayinen mahallemize taşınanlarla ayrılıp giden subay ailelerinin ev donanımı bakımından hallerinden, çocukluk yıllarımdan kalma görmeye dayalı bizim de az çok bilgilerimiz bulunmaktadır. Sıradan orta vasat geçinip giden yerleşik mahalle komşularımız nasıl idiyseler, subaylar da aynen onların kopyalarıydı,
Tek farkla...
Subayların sabahları vazifeye gidişleri ve akşamları da gelişlerinde, dizginleri kendi ellerinde bulunan altlarındaki süvari atları ve yanında da ikinci bir at üzerinde kendisine refakat eden emir askerleri, seyisleri...
Askeri camiada her ne sebepten ise, ki bunda en büyük pay general geliriyle sivil dünyasının şef garson gelirleri arasındaki kıskançlığın yol açtığı 12 Eylül darbesinin çok büyük payı vardır. Askeri sosyetenin, sivillerin dünyasından çekilip gitmeleri olmalıydı. Askerler, kendilerine has ayrıcalıklı özel mahallelerinde yaşamaya başlamayla birlikte, sivillere karşı maalesef yabancılaştırıldılar...
¥
Yalova Çiftlikköy Belediye Başkanı, İstanbul Yeşilköy’deki Hava Harp Okulu’nun kendi bölgelerine nakledilmesine karşı çıkmış. Anında asker düşmanlığı suçlamasıyla adamın üzerine yaylım ateşi başladı...
Oysa Çiftlikköy Belediye Başkanı, bu projeye karşı çıkarken, Hv. Kuvvetleri eski kumandanı emekli orgeneral ile (bu paşa sonraları CHP’den senatör seçilmişti sanırım), aynı perdeden konuşmaktadır. Harp okullarının nakledilmesinin meydana getireceği fırsattan istifadeyle sınıflar ve katmanlar arasındaki terk edilerek unutulmuş eski birlik, beraberlik ve sosyal ahengin yeniden tesisi için bunların, Anadolu içlerinde, oraların halklarıyla dirsek teması kurmaya uygun mahallere nakledilmesinin daha faydalı ve uygun düşeceğini vurguluyor...
¥
Günümüzün gerçeğine dönelim...
Hv. Harp Okulu İstanbul Yeşilköy’dedir. Yeşilköy ise, ne Taşlıtarla, ne Sarıyer’in Maden mahallesi, ne de Eyüpsultan...
Talebelerin dört yıllık eğitimi esnasında gördükleri ve tanış oldukları tüm simalar, toplumun en üst katmanlarını teşkil eden çehreler, kültürler ve cüzdanlardan ibarettir. Hiçbir şekilde ve hiç biri, ne Çarşamba pazarının Karagümrük’ün neresinde kurulduğunu bilir, ne de alışveriş için akşama doğru pazarda koşuşturan orta seviyenin de altında yer alan bölge insanlarını tanır...
Toplumumuzu asker sivil olarak ikiye ayıran 12 Eylül ile 28 Şubat mayacılarının aktif oldukları yıllarda Allah diyeni derdest edip götürürlerdi, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı suçlamasıyla...
Şimdilerde de, asker düşmanlığı etiketi modalaşıyor galiba...
Yaşım müsait olsaydı da, keşke isteyebilseydim yeniden asker olmayı...
Ah ulan parmakları kırılası nüfus memuru, ahhh...


