Hasan...
70’li yılların Milli Gazete’sinde kurmuştuk kumpanyamızı... Hasan, çıraklık devrini kalfalaşarak bitirdiğinde, biz daha yenilerde fiilen başlamıştık gazete çatısı altında çıraklığa. Kumpanyamızı üçüncü ayağı da Abdülkadir Özkan idi...
Selamet Partisi, bir kurulmuş sonra kapatılmış. Bir süre sonra kısbetini bir daha çekmiş ayaklarına. Kurulu yerleşik müesses nizam ile başı hoş değil, bizler de politikanın çalkantılı sularında zevkle, umud yüklü eğlenceli bir iştiyakla Milli Gazete’de, cihanla kavgalı, yürüyüp gidiyoruz...
Hem fiziken hem de fikren...
•
Kimler geldi kimler geçti gitti yuvamızdan!...
Gazete (Milli Gazete), kaç kez faaliyetten men edildi süngünün emriyle, sayısını bilmiyorum. Çapulcularca baskına uğramasının, taşlanıp mermilenişinin de, defterini tutmadım...
Selamet Partisi de ha keza, kapatıldı da kapatıldı, hegemonik egemenlerce...
Doyulmaz bir zevk alıp haz duyuyordu darbeciler, kapısından alıp gördüklerini, içeriye tıkan-tıktıran postallılar. Bizlere de şifreli yazmak düşüyordu, Cumhuriyetle demokrasinin bu zift karası hengameli politik ortamında...
•
Gün geldi Milli’deki raf ömrümüz, gördük ki hitama ermiş. Kader, ayrılanları, yaşlısından gencine, kalemlisinden cedvellisine, beyaz yakalısından mavi yakalısına tüm ayrılanları, günün birinde bir NALBUR dükkanında bir araya getirdi, Hasan’ı ayırmadan...
Maestro, yine Mustafa Karahasanoğlu...
Derken etrafına bakanlar bir de gördüler ki, Langa bostanlarında VAKİT bitivermiş. Çiçek gibi...
•
İlk yaratılanla sonuncusuna kadar, imanla küfür savaşı hep sürecek...
Milli Gazete yılları, yerleşik politikanın karanlık labirentlerinde Vakit ile Akit için similatörlük hizmeti sunan yıllardır...
Bu kez taşlanan Akit oldu, fişeklenen Akit oldu, çapulcunun eli sopalı saldırıları hep Akit’e yönelik oldu...
HASAN yoruldu... Merdivenleri üçer basamak zıplayarak tırmanan Mustafa Karahasanoğlu tek basamağa geriledi ve sıra bizlere doğru yaklaştı...
Var ise haklarımın cümlesi helal olsun, kardeşime...
“Her nefis ölümü tadıcıdır” ya...


