Harp sanayiine farklı bir bakış...
Kalkınma kavramı Politik iktisatta, “kötü durumdan iyi olan duruma geçmek” anlamında kullanılıyor. İktisatçı Rustow, bu geçiş sürecini beş safhaya ayırmış...
Gelişme, ilerleme ve büyüme anlamlarına da gelen “iyileşen halin”, kalkınma öncesi kötü hal ile arasındaki fark nedir? Hangi belirleyici ölçekler, kıstaslar bir ülkenin eskiye nisbet, kalkınmışlığına delalet ederler?
Birincisi ve en önemlisi, izinden gidilerek kendisi gibi olunacak kalkınmış ülkeler seviyesindeki tüketim hacmine ulaşma...
“Anti kapitalist manifesto” olarak tanıttığı kitabında Rustow, doğrudan silahlı sömürgeciliğin tasfiyesini takip eden safhayı, “normal ticaret” safhası olarak gösteriyor. Bu safhada “Beyaz Batılılar” vahşet sahnesinden ayrılarak “kulislere-lobi salonlarına” geçerek gözden kaybolurlarsa da, bu kez, demokrasi sahnesinde sergiledikleri “sömürme oyununun” yöneticiliğine başlıyorlar...
•
Ülkemizde padişahlık rejimi, ihtilal görünümü verilen bir darbe ile kaldırılınca, onun boşalan yerine Cumhuriyet idaresi ikame ediliyor. O andan itibaren “kalkınma politikası”, politikacıların ve oradan da aş ve eş peşinde bocalayan vasat halkın gündeminde, hem de baş sıralarda...
Bugünlere dek yönetimi üstlenen bütün siyasi iktidarlar, hükümet programlarını, kalkınma kavramıyla özdeşleştirilen zenginleşme, çağdaşlaşma, sanayileşme ve benzeri imar vaadleriyle süslediler...
Süsleyiciliğin mebdeinde Tanzimat hareketi yer alıyor. Büyük Reşit Paşa’nın önderliğinde hukuk alanı başta olmak üzere çağdaş uygarlık hareketi, fiziki yapısı itibarıyle İstanbul’un, yeni baştan geometrik çizimler üzerine oturtulmasıyla başlıyor...
Günümüzün kentsel dönüşümü gibi...
Gubbeyi üslup edinmiş Osmanlı ve İslam çizgili mimarinin terkiyle üçgen çizgilerin ağırlığındaki Hristiyani geometrik üsluba geçildiğinde, gerisi çorap söküğü misali, hızla sökün ediyor...
Üslubunda gubbeyi öne almış Osmanlı mimarisi Tanzimatın etkisiyle, Hristiyani çizgilere ağırlık verince, benzemek istediği harlı ocağın merkezine oturmuş. Hele hele Cumhuriyet, özellikle cami mimarisinde hepten çuvallamış!..
Ocağın harlı ateşi sadece mimari güzelliğimizi yakarak tahrip etmekle kalmıyor. Müslümana idol, marka ve model gösterilen silahını belinden çıkarıp atmış oyun kurucu yöneticilerin kalkınma projeleri, benzetilmedik yer bıraktırmamacasına bizleri tam anlamıyla Protestanlaştırmış bulunuyorlar...
Ekran dizilerine bakar mısınız-bakabilir misiniz lütfen, hangi kadetralin esintileridir, dinlettirilenlerle seyrettirilenler?..
•
Türkiye, kalkınmış ülkeler topluluğu denilen G-20’de kendine bir yer ayırtmış. Siyasi bağımsızlığın iktisadi bağımsızlıkla desteklenmemesi durumunda gerçek bağımsızlıktan söz edilemiyeceğinden, kalkınma politikaları ülke kalkınmasını, dizilerde seyrettirilen konfor düzeyine hedefliyor...
Tanzimat zihniyetince önemli olan, bu seviyenin tek atımlık olmaması ve bu itibarla ulaşılan seviyenin korunması!..
•
Farkındasınızdır, son bir iki yıldır, savaş sanayimiz ihracatımızın içinde önemli bir hacme erişti-eriştirildi...
Kalkınma politikalarımızın bu başarısı, “maalesef”, dizilerde model sıfatıyla rol alan sosyetik kahramanların yeniden üretimini sağlamak zorunluluğunda...
Türkiye’yi dünya silah ticaretinde önemli bir unsur konumuna getirmeye mahkum, “maalesef”...
Bundan böyle, kendilerine silah sattığımız müşterilerimiz, ürettiğimiz silahlarla, dost düşman demeksizin haklı-haksız insan öldürmeye çıkacaklar...
Onların başarıları, bizleri de ekran dizilerini seyrettikçe mutlu kılacak...
Amma, düşmanın silahıyla silahlanmaya da mecbursun. Yapınca da, bu kez satmak mecburiyetindesin, iktisaden ayakta kalabilmek, işçilerini ve milletini doyurabilmek için...
Çok çapraşık bir konudur bu...
Hz. Allah’ın af ve mağfiretine sığınırız, yardımcımız olsun...


