Halı sahada maç yapılır mı ?
Cübbeli hocaefendi kumara zemin hazırlayıcı gibi görüp düşündüğünden zahir, “Olmaz” diyor... Bu mantığa göre, Eminönü-Draman arasında yolcu taşıyan belediye otobüslerinden faydalanmaya da cevaz verilmemeli...
Haydi bakalım bindik Eminönü’nden, ineceğiz Çarşamba durağında. Süre üzerinden bahse tutuşalım. Bir saati aşarsa bilet ücretleri benden, daha evvel varırsa senden...
Al sana bir yolculuk kumarı ve haram, hocaefendiye göre tabii...
•
Halı sahalarda top da oynanır, maç da yapılır. Bir şartla. Eğer sahanın zeminine beton dökülmemişse...
Halı sahalar, beton zemin üzerine halı görünümlü püsküllü kumaş kaplı olarak genç-ihtiyar oyuncu piyasasına sunuluyor. Bu sahaların sağlık sıhhat şartlarına uygun çalışma ve hizmet ruhsatlarının var olması şart. Belediyeler, maden ocaklarına giderek ruhsat denetimi yaptıkları-yaptırdıkları gibi, gençliği kahve köşelerinden kurtarıp sağlık sıhhat sahibi kılma gibi ulvi nitelikli bir insaniyet duygusuyla hareket edenlerin giriştikleri halı saha yatırımlarını da, elden ve gözden geçiriyor-geçittiriyorlar olmalı...
Toprak sahadaki tökezlenmeyle beton zemin üzerindeki tökezlenmeler arasındaki ölümcül ve sekel bırakan tehlikeleri göz önüne alan denetleme uzmanları, betonlu sahaların üzerine çekilen çim görünümlü ince örtüleri yeterli görmediklerinde, bu tesislere bir “Dur Bakalım” çekiyorlar, çekmeleri gerekiyor...
Bizim Müslüman ülkemizde gâvurun hukuk ahlakına pek itibar edilmediğinden, teknik kontrolleri yapılmış gibi gösterilince, maden ocaklarında ölen kişilerin ailelerine de, sus payı gibisinden, birer itibari şehitlik payesi veriliyor...
Ne kadar ayıp, çirkin ve günah değil mi ?...
Halı sahalarda şimdilik çöküntü, heyelan gibisinden jeolojik afetler vuku bulmadığından, şimdiye kadar herhangi bir kimseye halı saha şehidi unvanı verilmedi. Amma sakat kalmalar, kalça kırıklarıyla bilek hasarlarının sayısı belli değil...
Dolayısıyla halı sahalarda top koşturabilmek için zemindeki betonla üst kattaki halı taklidi yeşil kumaş örtüsünün arasına, düşme anında amortisör vazifesini görecek haylice kalın ve esnek bir tabakanın yerleştirilmesi gerekir...
İnşaatlara, özellikle kamu inşaatlarına depremlerde yıkılma kolaylığı sağlayan demir ve çimento hırsızlığı gibi, halı sahalarda da maliyeti düşürme amacıyla bu koruyucu amortisörlerden genellikle vazgeçilir...
Şimdi halı sahalarda top koşturmaya, bu pencerelerden, cevaz var mıdır, yok mudur meselesine gelelim...
•
Kumar bir hastalıktır, tefecilik gibi...
Köşe başından ana caddeye fırlayacak ilk otomobilin rengi üzerine bir porsiyon İskender kebabına masumane bahse tutuşulur. Bahsi kazanan kaybedenle birlikte kebapçıya gider ve masrafı da kaybeden öder. Kumar mıdır, evet kumar, aynen halı sahanın galip takımının çay paralarını mağlup takımın ödemesindeki gibi. Hocaefendi böyle dediğinden...
Amma,
Dinimizin zorlayıcı olmayıp kolaylaştırıcı bir özellik taşıdığını hep söyleyip gezer, hocaefendiler. Ayrıca da derler ki, Ameller niyetlere göredir. Efendimiz Rasulullah böyle buyurmuşlar...
Bu durumda kahve köşelerinde sigara dumanıyla zehirlenme yerine açık havada birer çayına top koşturmada maksat kumar değil ise, niye haram olsun...
Aynen kebabına bahisteki maksat ve niyetin kumar olmaması durumundaki gibi...
Bendeniz efendim şeker ve şekerli baklava böreklere bayılırım. Arkadaşlar bilirler, kesme şekeri koyun kuzu gibi kütür kütür kütürdetirim... Günün birinde bir tulumbacıyla yirmi tanesine iddiaya tutuştuk.
Ben yiyeceğim. Kazanırsam parasını vermeyeceğim, yiyemez de kaybedersem, yediklerimin parası ne tutuyorsa onu ödeyeceğim. Anlaşmamız böyle oldu...
Yedim ve kazandım.
Niyet olarak kumar düşüncesi ortada yok. Şimdi alıp yiyenle, yapıp satan olarak bizler, kumar mı oynamış olacağız...
Asıl haram olan ve yapılmasına da cevaz verilmeyenler, amortisörsüz halı sahalarla, patlayıcı ve parlayıcı işyerlerindeki tehlikeli pozisyonları görmezden gelme işlemleridir.
Cübbeli Ahmet Hocaefendi şimdilerde bir gazetenin fetva eminliğini üstlenmiş bulunuyor. Giderek gâvurdan farkı kalmayan biz Müslümanlara hayırlı ve faydalı olsun isteriz amma, hayatı bütünüyle ihata edici bir mantık süzgecini elinden kaçırmazsa...


