Hakk mı kuvvet mi ?...
İki kişiyle kurulmuş bir takımın elemanı olsak dahi, ikiden birinin, işleri planlayıp ekibi yönlendiren bir lider olması iktiza ediyor...
Bu sosyal formasyonun en küçük biriminin büyütülmüşü; toplum, halk ve millet kavramlarıyla anılıyor. Topluluklar da idare edenler ve edilenler matrisinde kendi zemininde ikiye ayrılıyor...
İdare edenler, elit denilen hakim sınıf ki bunlar, idare edilen kütlelere neyin verilip neyin verilmemesini kararlaştırırlar. Hakları kendilerine bertahsis lütfedilen kütleler ise, idare edilenler olarak anılır...
İdare edilen kütleler, yani halk yığınları, hangi elit takımının idareci ve hakim olacağı hususunda kendi aralarında münakaşa ve hatta kavga bile edebilirlerse de, elitizmin hangi ekolünün iktidar olmasını istemeye hakları yoktur...
Demokrasilerdeki sandıklar ve seçimlerin böyle bir tercih hakkının varlığına delil olarak gösterilse de, kütleyi oluşturan vasat insanın aday tercihinde irade beyan hakkının kısıtlılığı, hatta hiç yokluğu, bu göstermeyi keenlemyekun sağlıksız ve geçersiz kılar...
Bu arada “elit” denildiğinde ne anlaşılmalıdır?
Toplumdaki belirli bir kesitin, toplumun geri kalan çoğunluğuna nisbet daha varlıklı, daha nüfuzlu ve güçlüleri arasından ortaya çıkmış bir kavurmalık cüzi azınlık...
Bunlar ya iktidardadır, ya da dışarıda kaldıklarından iktidar için mücadele etmektedir. Kimin iktidara geçip hangilerinin de dışarıda kalacağının vasat insan bakımından pek ehemmiyeti yoktur. Sokaktaki adam, halen nasıl hareket ediyorsa yine ayni havadan çalıp oynamakla ömrünü tüketmeye devam eder...
En basitinden, ekmek fiyatları fırınlarda fiilen bir liradan birbuçuk liraya çıkarılmışsa eğer, iktidardaki elit tabakanın kütleye hitaben “zam yok” demesi bir anlam ifade etmeyeceğinden, kütle, zamlı fiyattan yemeğe devam eder, ekmeğini...
Lakin savunulan elitin iktidar olamayıp da, toplumun dışarıda kalan ve birbirlerinin doğrudan veya çaprazlamasına rakibi oldukları diğer elit gruplarına göre savaşı ya da mücadeleyi kaybetmenin vasat insan için önemi şimdi başlar. Hep birlikte, süregeldiği adamsendeciliğinden vaz geçirtip gözlerini açtırmak için sokaktaki adamı ekmek üzerinden kendilerine çekmek isterler ve bu amaçla yeni stratejiler oluşturmaya yönelirler...
Neticede, kafasına vurulup boğazındaki lokmaların alınması, vasat insan kütlelerine kader yazılır...
¥
Hakk ve kuvvet üzerindeki mutlak gerçeği ifade eden yazılar ve sözler, yeri gelende dinleyicilerini göz yaşlarına boğan konferanslardaki kutsal malzemeler; malzeme ofisleri ve malzeme müzelerinde kalır ve kalmıştır da halen günümüzde...
Kuvvet yerine Hakk’a öncelik verenler de kabaca ikiye ayrılır. Büyük bir kısmı vasat halk dediğimiz kütleler, diğeri de vaaz’ü nasihatçı sıfatıyla konuşanlar, malzeme ofisleriyle müzelerindeki maaşlı görevliler...
Bunlar, sosyal hayatın acı ve çıplak gerçeklerinden habersizcesine günlerini gün edip giderler. Haberdar olanları ise, kutsal kitaplardaki Hakk’ın kuvveti yaratacağına yönelik ilke, ayet ve yazıların, hakim güçlerin kontrol ve denetimindeki çağdaş beşeri formasyonlarda kuvvet odaklarınca etkisizleştirildiğini (haşaaa) bildiklerinden;
Kahr-ü perişanlıkla üzülerek seslerini çıkaramazlar...


