Gülerce...
Hekimoğlu İsmail’le kalem ve ABD’deki birkaç yıllık silah arkadaşlığımın haricinde Zaman ve Zamanlıların hiç biriyle ilişiğim olmadı. Bütün bildiğim Zaman’ın Fethullah Hoca’ya yakınlığı ve Hüseyin Gülerce’nin de emekli bir öğretmen olarak orada gazetecilik yaptığı...
Gülerce, şimdi karşı yakanın tam göbeğinde. Her iki yakanın da politik dinleri birbirlerine zıt yönlü... Bu arada Cumhuriyet devrimi, aşağıdan gelen bir halk hareketiyle gerçekleşmediğinden; Türkiye, hukuk devleti değil, kanun devleti. Bu itibarla vatandaşlarının politik dinlerini değiştirmeleri hem kolay, hem de ekser hallerde gerekli...
•
Gülerce, yeni dünyasındaki yazılarının birinde, Türkiye’nin global zemindeki ayağına takozu dış güçlerin hazırladığını yazdıktan sonra, içeridekilerin de bu takozlamayı, “Erdoğan düşmanlığı” üzerinden yürüttüklerini söylüyor...
“Erdoğan gitsin de gerisi tufan olsun” muş gibi...
Tufancılardan birisi de Zaman imiş, selameti için felaketinden kaçıp kurtulduğu yakanın bir ocağı...
Kendisinin de bir zamanlar kalemiyle silahendazlağını yaptığı ocağın yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın günahlarını bir bir sıralıyor. Şunu not edelim, bendeniz efendim, Dumanlı’yı da tanımam, bilmem ve görüşlüğüm de yoktur...
•
İka-ı kesin olarak ispatlanmış yüz kızartıcı suçlar müstesna, diğer bütün yüklemeler izafidir. Bakınız zamanın Genelkurmay Başkanı ‹lker Başbuğ’un terörist ithamıyla yargılandığı seksen küsur kişilik zanlı taifesi toptan beraat ettiler. Ne oldu Beyazıt, Fatih camilerinin cuma çıkışlarında bombalanarak başlatılacak darbe iddiaları? Onlar da beraatla sonuçlandı...
Yargı mı beraat ettirdi, hukuk mu? Orasını bilmem...
Bu itibarla politik dinlerin de, birbirlerine karşı koz olarak kullandıkları suçlamalarla, yeni müntesiplerine lutfeyledikleri taltifnamelerde de yanılmalar olabilir, mümkündür ve düşünülmelidir...
Dolayısıyle Eyüp’ten Hasköy’e geçenlerle, Kasımpaşa’dan Sirkeci’ye inenlerin de, eski yerleşkelerinde kendi kaderlerine bıraktıkları bir takım dostları, arkadaşları ve hatta bakış açılarına göre izafeten bunların suç sayılan eylemlerinde ortaklıkları da bulunabilir...
•
“Çalı idi çırpı idi evi idi ya....” başlıklı yazımızda Hüseyin Gülerce’ye yönelik takazamızdaki ilham kaynağı da işte bu “Bulunabilirlik” realitesidir...
•
Bir okuyucumuz, Hüseyin Gülerce’nin bizim tuhaf karşıladığımız tavrını doğru buluyor ve soruyor...
“Sizi yıllardır fikirlerinizle yazılarınızla hizmet verdiğiniz gazeteniz ve gazetenizi yönlendiren siyasi yönetimin aldatmış ve kullanmış olduğunu geç de olsa farketmiş olsanız, tepkiniz ne olurdu?...
Politikanın, ister sol platformda ister sağda, sağın muhafazakar zemininde olsun, neticede metayı ele geçirme savaşı olduğunu düşünerek; eşit vatandaşlıkta olduğu gibi serflik ve kölelikte de bu aldatma ve aldatmacanın, savaşın doğal fıtratında bulunduğunu düşünür, aptallığıma verirdim...
Aklım olsaydı da ne yapabilirdim ki...
Ha şimdi düşünelim emekliye vaat edilen bin ikiyüz’lük ek zammın üzerine su içirdiler. Gazeteci olsam ne yazar olmasam ne. Gel de kır bakalım ikram bardağını, kırabilirsen...
Hepimiz kullanılmıyor muyuz...


