Et işi...
Yıllardır üzerinde tartışılır. Dinlerin ilk çağlarında da bu konu çok tartışılmış ve en sonunda sağcı Demirel, bu kadim tartışmayı 24 Ocak kararlarıyla bir solukta kesip atmış...
Arkasından aynı çizgiden gelen Özal’ın desteği. Ecevit’in tek başına göze alamadığı bu can alıcı meselede kendine yardımcı olarak taa Amerikalardan getirttiği Kemal Derviş.
Ve Cumhurbaşkanları Tayyip Erdoğan’la, yaşadığımız günlere gelinmiş...
“Devlet müdahalesinden bağımsız bir pazar mı yoksa, kamu yararına devletin ekonomiye müdahalesi mi?..” tartışmaları, ilim, fikir ve düşünce adamları arasında hâlâ sürüp gidiyor...
¥
Katı Hristiyan kültürünün tabii hukuk doktrinlerinde serbestlik ile müdahalecilik yan yana yer alıyorlar. Bir yanda ilahi iradenin tanıdığı serbestlik, asla müdahale edilmesi caiz görülmeyen bir düzenlemedir...
Amma, insanların süfli arzu ve ihtiraslarının zorlamasıyla hayat bulan yolsuzluk ve günahların artmasıyla reencarnasyon anlamında müdahalecilik, zaruret anlamına gelebiliyor...
Şartlar zorladığında devlet pazara müdahale edebilir...
Görülüyor ki, başıboşluk ve disiplin, ikili bir nizam olarak Hristiyan teolojisinde yan yana yer alıyorlar.
Demirel ve Özal çifti iktisat siyasetinin sağında yer alırlar. Sağcı olduklarından, Et ve Balık’ı kapattılar, Tayyip Erdoğan, ekonomik tasnifte aynı çizgide yer almasına rağmen, üretim gücünden yoksun yarım yamalak bir Et Balık’ı, yeniden hayata çıkardı Solcu mu? Hayır, kendileri de sağcı...
Demek ki şartlar zorlamış!..
¥
Müslümanlığa gelince, bu konu üzerinde fikir beyanı için zaman ve mekana itibar ediliyor. Zaman ve muhit şartları nedir ve ne diyor? Bakıyorsunuz, İslamiyet’in ilk günlerinde aynen Erken Hristiyanlıkta olduğu gibi her iki uygulamaya da cevaz veriliyor...
Tartışmalar ve araştırmalar daha ziyade devlet müdahalesinin ‘narh’ konusunda yapılıyor. Ve serbestlik, Peygamberimize atfedilen “Narh koymayınız. Zira narh koyan, darlığı da bolluğu da kullarına veren ve onları rızıklandıran Cenab-ı Haktır” hadisine bağlanıyor...
Fiyat artışları gibi tek sebebe bağlanan narh’la, ilgili bu ilahiyat telakkisi, kolay kolay bozulamayacak bir nizamı kökleştirmiş. Eşyayı ucuzlatan veya pahalılaştıran amil, insanın keyfi müdahaleleri üzerindeki mutlak kudrettir ve Ona karşı gelmek de kulun harcı değildir...
Ekonomide fiyat politikasını Allah’ın belirleyiciliğine verdikten sonra narh karşıtlığının gerekçesi de, üretici ile tüccar haklarının korunmasına bağlanıyor...
Eğer devlet bir mal üzerine, mesela et’e narh koyarak pahalılığı önlerse, piyasada talep artacak ve tüccar yani (celep), bu düşük kasap fiyatına uygun hayvan getiremeyeceği için, arz azalacak. Pazardaki et azlığı fiyatları yeni baştan yükselteceği için, bu kez kasap ve celeble birlikte tüketicinin de durumu zorlaşmış olacak...
Peygamber Efendimizin narh karşıtlığı böyle yorumlanıyor...
¥
Şimdi hükümet yesin millet fehvasınca, kesilmiş et getirecek ve getiriyor da... Bunların müslümanlığa uygunluğu, uygunsuzluğu bir tarafa, eski etkinliğini yitirmiş Et-Balık mağazalarında sözde düşük fiyatla satışı pazarda narh etkisi oluşturacağından, celepler bir daha bu kasap fiyatına (narh fiyatına), içeride uygun hayvan bulamadıklarında bu ithalat sür git devam edecek...
¥
Bu arada biraz ukalalık sayılsa da şunu belirtmeden edemiyorum. BİM’de kurufasulyelerle, mercimeğin bütün renkleri ve nohut paketlerindeki menşe ibarelerinin karşılıkları, Kuzey ve Güney Amerika toprakları. Et ile pek başım hoş olmadığından kasaptaki fiyatlar beni ırgalamasa da, geleceğin zeytinyağlı plakisini bulamayacağımız günlerin yaklaşmakta olduğunu düşünmek, beni şimdiden tasalandırıyor...
¥
İslam’ın ilk yayılış yıllarındaki yerleşim birimleri küçük küçük siteler halindeydi. Bilahare genişleyip imparatorluklar haline gelince, mahalle çapındaki site yönetimlerinden şehir ekonomilerine geçildi. Şehirlerde ise kimse kimseyi tanımaz, takmaz ve kimseden ve hatta devletten bile korkup utanmaz bir zaman şartları içinde kıvranıp gidiyoruz. Ahlaksızlık ve Allahsızlık (haşa), böylesine yaygın ve derin.
Şehirleşme, zenginleşme ve medenileşme, kendi tabiatına uygun zor ve çetin şartlarını getirip yerleştirdi...
Haydi narh’ı anladık. Kaynaklarımızdaki itirazi görüşlerden ötürü muhtemelen ‘hayır’ı çekebilirsiniz...
Ekonomide, yani tek kelimesiyle pazarda ise,
“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” çapulculuğu devam mı edegelsin yoksa,. Üretim ve dağıtımı kamu adına devletin bizatihi kendisi mi üstlensin?..
İşte bütün mesele burada. Ya olmak ya da ölmek...
¥
İmam Malik, İmam Şafii, Bursalı İsmail Hakkı Hazretleri mesela,
“Ehli zamane ziyade bi-insaf olmakla narhın luzumu vazıh” olduğunu belirtiyorlar...
Demek ki, şartlar gerektirdiğine devlet, kendi orman çiftliklerinde besicilik ve salhanelerinde de kesicilik yapabilir...
Başbakan bile iki de bir toplumcu bir duygu ve görüş ile “Söz konusu memleket olunca gerisi teferruattır” tarzında hüküm kesmiyor mu? Bunun da mutlaka ki, dayanağı İslamidir, dinidir ve üniversaldır...
¥
Devletin ekonomiye müdahalesini dini kaynaklarda araştırdığımızdan, laikliğin ihlali gibi düşünülebilir...
Yok öyle yağma..


