Enflasyon üzerine…
Enflasyonun manası, şişme hali olup, şişkinlik demektir. Peygamberimiz Efendimiz ümmetine, dolayısıyla da bütün beşeriyete şişmanlamaktan kaçınıp korunmayı tavsiye ediyor…
70’li yıllarda Amerikan menşeli lenduha 59 Şevrole ile korsan dolmuşçuluk yaparken, yolcularımız dolmuş durağından sıra ile binerlerdi. Bizler de ekseriya arkayı dörtleyip öne de iki yolcu alarak yakıt masrafını biraz düşürürdük…
Bazen öyle olurdu ki, arka koltuğa şişmanın biri gelmiş. Dördüncüyü alamazdık…
Demek ki, şişman insanın zararı veya düşmanlığı kendi hemcinslerine. Bundan kelli. Şişmanlardan köşe bucak kaçınırım…
İşte enflasyon budur, yani şişme, şişmanlama...
•
Zaman gelir üretimde daralma ve yetmezlik görülür. Arz azalmıştır. İhtiyatlı bencil insanlar gelecekte bulamama endişesiyle normalin üzerinde alışa geçer. Böylece talep artar. Talepteki artış, ahlaksız satıcıyı fırsattan istifadeye zorlayınca, o da kalkıp malına zam koyar…
Fiyatlar şişmiştir. İşte bu şişkinliğin adına da enflasyon denilir. Mutfaklarla, fanila don pazarını ve kurbanlık koç piyasasını yakıp kavurur…
Toplumun akil insanlarıyla hükümetler bu zararlı şişkinliğin gazını almak için “Enflasyon seferberliğini” düşünürler. İsterler ki, millet ayağını yorganına göre uzatarak tüketimde tasarrufa yönelsin…
Seferberlik başlayınca milletin çarşıdaki ayağı biraz yavaşlar. Bu yavaşlatma tedavisi çarşı esnafının hiç haz etmediği bir olaydır. Satışlar düşünce esnaf milleti de seferberliği getirip başlarına bela edenlere, analı avratlı okumaya geçer…
•
Üretim yetersizliğinin yanında fırsatçılık gibi bir başka sebebi daha vardır, enflasyonun… Civarda patlayacak bir harbin ufukta emareleri hissedilmiştir. Toptancılar unu şekeri depoyla alır, bakkallar da tezgah altına. Savaş kapıya dayanır ve çalışanlar da askere alınır. Fiyatlar karaborsacının insafına kalmıştır ve yine şişer…
Hükümetler, işten anlayabildiği ve vatandaşına olan samimiyetleri nisbetinde şişkinliği indirme politikasına yönelir. Pazarda tanzim satışlarına başlanır. Bunun için mümkünse ithalata yönelir, evler için aile ve esnaflar için dükkan başına istihkak karneleri düzenlenir ve böylece, tanzim satışları üzerinden enflasyonun şişkinliğine gaz alıcı iğne batırılmış olur…
•
Biraz da modanın yarattığı tüketim enflasyonundan bahsedelim…
Hükümetler, GSMH artışlarını kendileri için başarı belgesi sayarlar. Bunun doğru tarafı da yok değildir. Çünkü istihdam patlamış ve yatırımlar da artmıştır. Sanayici, reklamcı işbirliğiyle kadın erkek esvaplarında markalar, gösteriş olsun diye elbise ve ayakkabıların dış yüzlerine dikilir. Ramazanlarda iftar sofralarına ultra lüks otel lokantalarından gün alınır, hele hele talebelerle hizmetler sektörünün vasıfsız elemanları, cep telefonu ithalatçıları için dağda aranırken yer yüzünün ayak altında bulunuveren bir fırsat oluşturur…
Tabii bütün bu faaliyetler bir devletin kendi milli parasıyla üstesinden gelebileceği işlerden değildir ve dövize ihtiyaç gösterir. Dövizdeki yetmezlik ise borçlanmayla halledilir…
Velhasılı kelam, bir de bakmışınız, ödemeler dengesi deli güllabiyesi misali, açılmış da açılmış.
Artık yama tutmaz…
Peygamber tanımaz bütün toplumlar Allah’ımızın birer musibet tokmağını yiyerek helak olup gitmişler. Aralarındaki zaman süresini pek bilmeyebiliriz. Peygamberimiz Efendimizin Risaletiyle günümüzün arası 1600 yıla yaklaşıyor. Enflasyondu, seferberlikti derken, manzaralar öyle gösteriyor ki, bizlerin gidişi de pek yakın. On ikiye beş var gibi…
Tabii, Allah-ü Azimüşşan bilir…
•
İsrafçılık bir bela, tasarrufa yönelmek bir başka bela. Hükümetlerin de tarikatların da yapabilecekleri hiçbir şey yok…
Hiç değilse ellerimize birer fidan alalım da, bir yerin kara toprağına dikiverelim…
Belki dualarımız Allah indinde kabul olunur...


