Eleştiriname ya da kontratenkit...
Kutup’lardan birinin kitabında okumuştum. Hayat düsturum oldu. Belki de ondandır hep cebi delik gezerim, eyvallah etmem dünya alemine...
Efendimiz Rasulullah vergi tahsildarlarını göreve gönderiyorlar. Görev dönüşü tahsildarlar hesap veriyorlar. Bendeniz efendim, hadis kültüründen pek nasipkâr olmadığım için, dilimizin günümüzcesini kullanmak istiyorum...
Tahsildarlar dökümü yapıyorlar. “Şunlar, hacı Mehmet ağadan, bunlar Süleyman Şahin efendiden” tarzında tahsilatın miktar miktar kimlerden alındıklarını belirtiyorlar. Bir miktar artık bakiye kalmış, onun da izahı yapılıyor. “Şunlar, Abdullah ağanın hediyesi, bunlar da Mustafa Dayıoğlundan” gibi...
Peygamber efendimizin karşılığı şöyle oluyor, tabii yine günümüzün diliyle...
“Eğer siz amme tahsildarı olarak bu kişileri ziyaret etmeseydiniz, bu hediyeler yine de size verilir miydi”?...
•
Mutlakiyet nedir diye sorulsa, şöyle bir karşılık bulabilir...
Sınırsızca uygulanan ve hatadan münezzeh bir iktidarın mutlak egemenliği...
Çünkü iddiasına göre kral, meşruiyetini mutlak bir referanstan almaktadır...
XV. Louis, mutlak iktidarını gayet net ve aydınlatıcı bir ifadeyle açıklarken şöyle buyuruyor. “ Biz tacımızı yalnızca tanrıya borçluyuz, halkımızı yönetirken kullanacağımız yetki kanunlarını yapma hakkı sadece bize aittir ve bu hak, kimseye paylaşmadan, kimseye kulluk etmeden yine sadece bize aittir...
Hükümdar kendini hiç bir kanuna, teklife ve tenkide tabi görmediği gibi, istediğine ayrıcalık hakları tanımaya ve gerektiğinde verilmiş bu imtiyazları geri almaya yine kendisini yetkili görür...
Bunlar, sözleşmeler olduğu gibi, kamu mallarının satışı veya kiraya verilişi de olur. Çünkü mutlakiyette, iktidar, krala ya da imparatora bizzat tanrı tarafından verilmiştir...
•
Sandıklı demokrasiyse, bölüşüm ve dağıtım plan ve projeleri gibi, iktidarların kamu postlarının kampanya sonrasında kendilerine oy desteği sağlayan seçmenlerine ödül olarak dağıtılmasını gelenekselleştirdikleri bir sistemdir...
Bu sistemde kamu görevleri, partiler arası savaşta silah gibi kullanılarak dağıtıldığından, özellikle üst seviyeleri itibariyle uzun soluklu kalıcılıktan uzak kalmaktadır...
Dolayısıyla her iktidar değişiminde yeni gelenler, kadroculukla suçlanırlar...
Bu sistemin temel felsefesiyse, “dostların ödüllendirilmesi, karşıtlarının cezalandırılması” formülünde ifadesini bulur...
•
Serdar Arseven, Hakan Albayrak’ın Berat Albayrak üzerinden AKP’ye yönelik tenkitlerini ağır görerek bir anlamda kendisini özür beyanına davet niteliğindeki tenkit yazısında parça bölükler halinde şöyle gitmişler...
“Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı, Sayın Ahmet Davutoğlu’nu “uyarmak” gerektiğinde hiç geri durmadık.
“Kardeşlik hukuku”nun gereğini her durumda ifa ettik” (.....)
“Liberali, paralelcisi, dincisi, dinsizi Sayın Erdoğan’ın karşısında el pençe divan durur, yanlışına “alkış” tutarken, bu kardeşiniz, kişisel çıkar hesabını aklının ucundan geçirmeksizin gerekeni yapmıştır” (......).(Yani tenkit ve uyarı)
“ ‘Uyarı’ mahiyetindeki yazılarımızı bir araya getirsek, hayli hacimli bir kitap olur” (.....)
Serdar Arseven’in buradaki dediklerinin, köşesindeki sürekli yazılarıyla uyuşması, Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan hakkında ileri sürülen despotça hükümdarlık yapma suçlamalarını geçersiz kılar. Demek ki, kendileri hem uyarıya hem de tenkide açıklar...
Lakin yine aynı Serdar Arseven ve yine aynı yazısındaki Hakan Albayrak’ın Berat Albayrak’la ilgili kısmına gelince, AKP’nin politik pozisyonu değişmeye başlatılıyor...
Diyor ki Serdar Arseven, “Bu çerçevede görmediğim Hakan Albayrak kardeşim, Berat Albayrak üzerinden Sayın Erdoğan’a ve Sayın Davutoğlu’na sert çıkarken, büyük haksızlık etmiş. Berat Albayrak’ın ‘damat’ olmanın dışında bir marifetinin bulunmadığını söylemek büyük haksızlık”...
•
Hakan Albayrak’ı tanımam, belki görmüşlüğüm bile yoktur. Söz konusu yazısındaki yorumlar ve değerlendirmelerin doğru ve isabetli olabileceği gibi, tersi de mümkündür. Zira sıfatlar zahiridir ve kişinin görüşüne göre değişir...
Diyelim ki, Peygamberimiz Efendimiz’in zekat memurlarına sorduğu suali, bu meseleyle ister ilişkilendirerek, ister ilişkilendirilmeksizin, aynen Arseven’in yazılarına yaptığımız gibi, amma bu kez demokrasi çerçevesinden değerlendirelim...
Şimdi Erdoğanlar’la Davutoğlu’lar kalkıp da hukuku bırakın bir yana, “Kanunların” Serdar Arseven’e tanıdığı hak ve hürriyeti Hakan Albayrak’tan kıskanarak geri mi alacaklar ?
Tenkit ve uyarıya açık olduklarını göstermemişler miydi Serdar arkadaşımızın yazılarına ?...
Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan’la AKP iktidarına tenkit ve uyarılarda bulunanların, başkalarının da kendilerinin yaptıkları gibi benzer, aynı, ortak haklarını kullanmalarına karşı çıkmak, sanırım, akla ziyankârlıktır...
Sen tenkit etmişsen kendince hatalarını, ben de tenkit edebilmeliyim, yanlış olarak gördüklerimi. Amma hakaretsiz ve saldırısız...


