--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dubaileşme üzerine…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Sontakı olarak kullanageldiğimiz “ …ileşme”yi, bir değişim, bir farklılaşma, sosyal ve iktisadi bir halden bir başka hale dönüşme anlamında kullanıyoruz…

Batılılaşma, demokratikleşme, medenileşme vs, vs, gibi. Ayrıca, mezhebi genişletmeye ya da domuzlaşmaya doğru meyillenme, mesela…

Zeytinburnu’ndaki askeri lojmanlar, koskoca bir mahalleyi kaplamaktadır, sermayenin tabana yayılması programı uyarınca o mahalle, geçenlerde satılıverdi…

Şişli Belediye Reisliğinin bulunduğu Abide-i Hürriyet Meydanı ve Parkı’na komşu yüzlerce dönümlük arazide yer alan Bahçeşehir Üniversitesi’nin teknik eğitim öğretim birimlerinde de birkaç gün oluyor, dozerler yıkım ameliyesine başladı...

Yakında, Bakanlığın endüstri ve meslek lisesine de sıra gelecek…

Kasımpaşa Meydanı’nda deniz kıyısındaki Bahriye Kışlası, aynı arazinin iç kısmındaki büyük mescidiyle birlikte restorasyona alınmıştı. Sonraları baktık ki, Cezayirli Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Paşa’nın bu kışlası yerle yeksan olmuş. Yaklaşık 70-80 dönümlük arazisinin Haliçport projesi dahilinde turistik tesisler, AVM’lerle gökdelenlere tahsis edileceği, politik zikir ehlinin dudaklarından dökülüp durmakta….

Bu benimkisi bir düşüncedir ve bütünüyle bana aittir. Kimseye yönelik küfür ve hakaret de yüklenmemişse ki, yoktur niyetimizde de böylesine bir dangalaklık. Kimseler rahatsız olmamalıdır…

Demek istediğimiz şöyle…

15 Temmuz darbe kalkışması ve bunun bastırılmasının ardından şehirlerdeki askeri birlik ve tesislerin içerilere çekildikten sonra terk edilen arazileri üzerinden, büyük inşaat şirketleri, kimbilir geleceğe ne umudla bakar olmuşlardır…

“Bir punduna getirip de terk edilen bakir yeşilliklere bir el atılabildin mi hemşehrim, gerisinde yok mu yahu, ölüm diye bir problemin kalmayacağı da kesindir”….

Bunları hallerinden memnun ve bahtiyar kılacak olan da, hiç şüphesiz, 15 Temmuz darbe teşebbüsüdür…

Başka ne ola ki?..

Daha ilk gününden başlamamışlar mıydı, “Verin Maslak bölgesini bana, şehit ailelerine yapayım birer bina” diyenlerimiz! … 

Dubai, bir zamanların körlemesine bir balıkçı kasabasıymış. Kasabanın yönetim erkini eline geçiren imam;

Allah’ın yeryüzü kullarına ortak armağanı olan toprak altı servetine el koyarak, başlıyor, postmodernizmin Körfez Bölgesi ilahlığına,

Las Vegas’ı Dubai’nin peşinden koşturup onun nallarını toplatmaya zorlamak da, başlangıç safhasındaki ilk işleri,

Türkiye’ye örnek teşkil edecek biçimde başarılı da oluyor…

Kısa bir zaman içerisinde Dubai, dünyanın bütün “en”lerini, Körfez boyu uzayıp giden topraklarında gerçekleştiriyor…

Dünyanın en geniş caddeleri ve yüksek kuleleri, dünyanın en büyük yüzme havuzları, lotarya salonları, fuhuş merkezleri, dünyanın en muhteşem görünümlü inanılmaz güzelliklerini bağrında sergileyen deniz üzerine kurulu suni adacıkları…

Dünyanın en kızgın çölünde suni kar yağdırarak meydana getirilen kayak pistlerinin yer aldığı tanrılararası yarış ve savaş alanları

Hepsi burada, marka şehir olarak, Dubai’de…

İstanbul’un başı kel mi?

İstanbul’un Dubaileşme miladını biraz ileri geri oynatmakla birlikte, 28 şubatlı ve 12 eylüllü günler ortalamasından başlatabiliriz…

Dünyanın uzunlamasına en büyük Türk Bayrağı sanırım Şişli Belediyesi’nin elinde…

Şişli merkezinden Taksim Meydanına uzanan tek parçadan masif bir bayrak. Özellikle sözde irticayı telin amacıyla düzenlenen kontrollü yürüyüş hareketlerinde gardrobundan çıkarılıp şöyle bir “Türkiye laiktir laik kalacak” serenadıyla sergilendikten sonra tekrar gardrobuna kaldırılırdı….

Camialtı ve Haliç Tersaneleri kapatıldılar, Kuzey Deniz Saha Komutanlığına uygun bir yer bulunduğunda Cezayirli Hasan Paşa Kışlasının başına gelenler gibi, Donanmanın Kumandanlık arazisi de Dubaileşmenin acı kaderiyle karşılaşacak…

Hemen üst taraftaki asırlık ve havadar Bahriyenin tarihi Deniz Hastanesi’ne de artık oralarda ne gerek kalırdı?

Zeytinburnu’ndaki siluet bozucu 169 kuleleri, kapitalist saldırgan sermaye tarafından, resmi merciler ile kamuoyunun Dubaileşmeye karşı güç ve kararlılığını test amacıyla savaş alanında ileri sürülmüş karakol hizmetini başarıyla yerine getirdi…

Ve kazandı da…

Yargının yıkım kararına rağmen aynı sektörün, Dubaileştiriciler ayağından kimsenin yıkım işine kontrollü bir şekilde talip olmaması, yapanın yaptığını yanına kâr bıraktıran politik örf ve geleneğimizi de tahkimledi…

Dünyanın en geniş köprüleri bizlerde, en büyük hava meydanları bizim ülkemizde hizmet verecek. Dünyanın denizyolunu kullanan yolcularının aktarma ve transfer istasyonlarının yer alacağı kıyı iskeleleri İstanbul’un Kabataş’ında yer alacaklar…

Deniz dolgusuyla su üzerinde kazanılacak büyük bir alana kondurulacak devasa bir martı kuşunun, semtteki bir camiden diğer bir camiye kadar uzatılacak devasa kanatları altında gösterişli eğlence mekânları…

Bunlar yakın bir zaman için hazırlanan Dubaileşme ve Dubaileştirilme planları. Temelden inşa edilerek meydana getirilen halihazırdaki gökdelen ormanının kesafetini daha da yükseltici faaliyetler hızla devam etmekte. Mesela, Kasımpaşa’nın Piyalepaşa Bulvarıyla, Fikirtepe’deki sayısı belirsiz kentsel dönüşüm kuleleri. İlk fırsatta da Zeytinburnu’nda el değiştiren askeri lojmanların siluet düşmanı yüksek yüksek kulelerle ikamesi…

Ataköy sahilyolu ile Piyalepaşa’nın harabe haline girmiş baruthaneleri o halleriyle mi bırakılacaktı? 

Dubaileşme projeleri için deniliyor ki:

Hedef ve amacımız, İstanbul’un marka değerinin arttırılmasına ve uluslararası tanınırlığına katkıda bulunmaktır…

İstanbul, İstanbulluluğundan düşürülmesini müteakip marka değeri bakımından Las Vegas’ın da gerisine düşer…

Kafamı kurcalayan bir mesele var, çözemedim bir türlü…

Bizim inşaatçılar ürettikleri mallarını yabancıya satmak için can atıyorlar, Hükümet de, gayrimenkul ihracatını, menkul meta ihracıymış gibi değerlendirince, inşaatçıyı destekleme zorunda kalıyor...

Şimdi Türkiye’nin bütün büyük şehirleri aynen ABD şehirleri gibi. Ha New York, ha İstanbul’un Mecidiyeköy, Levent ve Maslak’ları… 

Konfor ve mimari üslup bakımından arada fark bulunmadığına göre, yabancılar, niye gelip buralardan tapulu toprak alsındı?…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle