--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dört büyüklerin borcuymuş…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Emrah Savcı isimli delikanlı arkadaş, bir takım isteklerini bu başlık altında dile getirmiş. Dört büyüklerden muradı, ayaklarını yorganına göre uzatmayan dört “tane” futbol şirketi ve bunların borçları… Okuyalım…

“Düşünebiliyor musunuz? 7 milyar lira yani eski parayla 7 katrilyondan bahsediyoruz.. Böylesi bir durum karşısında tüm kurumların devreye girmesinde yarar var.. Ben özellikle şöyle bir fikrin dillendirilmesi kanaatindeyim.. Her ne kadar tüm spor branşlarında devletimizin desteğini görsek de burada hazineden kulüplerimize bir pay ayrılması lazım.. Şayet böylesi bir kaynak sağlanmazsa, yakın zamanda dört büyükler diye bir tabiri de kullanamayacağımızı kesinlikle söyleyebiliriz”...

Herkes fikrini söylemekte serbest. Bu delikanlı arkadaş da, anayasanın serbestlik ve eşitlik ilkesi mucibince, devletin bunlarla birlikte diğerlerine de kesenin ağzını açmasını ister. Diğerleri ise, dört büyüğün dışındaki tüm borçlu futbol klüpleri…

Her alemin kendine has kuralları vardır. Kumar dünyasında taraflar talep vukuunda birbirlerine borç veriyorlar. Bunların kendi alemlerinde kumar borcu namustur. Sözünde durmayanın ya kafasını alırlar ya da karısını…

Beyaz et piyasasının da, uyuşturucu pazarındakine benzer, riayeti mecburi yazısız yeminnameleri bulunmakta. İspiyonculuğa saparak kalleşliğe kalkışanları yaşatmazlar. Aralarında mal değiş tokuşları yapılır ve sermayelerini bir süreliğine birbirlerine satar ya da kiralayabilirler…

Eskilerin futbol sporu da, Köroğlu’nun tüfenkle ilgili demesi gibi, profesyonelliğin sonrasında niteliğini kökten değiştirerek, kendine özgü bir aleme dönüştü. Oyuncular, diğer alemlerin hane ve saha oyuncuları gibi mal muhasebesine tabi tutularak kıymetlendirilmeye başlandılar. Kiralıyorlar, kiralanıyorlar, süreli de olsa üzerlerinde mülkiyet hakkı oluşturan şirketleri tarafından pazara çıkarılıyorlar ve hepsinden de öte, simsarları tarafından müşteri kızıştırmada başrolü oynayabiliyorlar…

Hasılı futbolcu, mesleğini icrada kendi başına fail-i muhtar değil…

Benim çocukluğumda futbol da atletizm gibi, güreş gibi spordan sayılıyordu. Futbolun eğlendirici ve faydalı bir spor dalı olarak görüldüğü devirde bunlar henüz şirkete dönmemişti. Ayırıcı vasıflarını oluşturan özel renkleri, hemen herkesin gönlünde sevgi ve muhabbetle yer alırdı. Tabii bu “herkesin” içinde devlet başkanları, valiler itfaiye erleri, mebuslar ve bakanlar gibi temizlik işçileri ve talebeler de yer alırdı. Bu sevgiler, sevdalıların kendi çevrelerinde dillendirilirken, ne devlet başkanlarına ve belediye reislerine duyurulur ve ne de politikacıların bu renklere dönük aşkları seçmenler tarafından bilinirdi…

Sebebi, sporun ticarete alet edilmeyişi idi. Oyuncular ve oynatıcılar olarak hiçbir taraf, PORSAL LAİKLİĞİ ihlale kalkışmazdı…

Günümüzde öyle değil. Eski camlar bardak olmuş. Siyasetle ticaret iç içe girince, milli gelirin paylaşılmasında çevre-i siyasette bir kişiye on gazoz ikram edilirken, on kişiye de bir gazoz kafi görülür oldu.... 

Madem ki emtia ticaretinde böyle bir imkan mevcuttu, metalaştırılan futbol alemi de niye bu kapılardan faydalanmasındı? Hem de, bölüşüm ve dağıtım karar süreçlerinde etkinlik sahibi amir-i ita yetkililerin gönüllerinde tahtları kurulmuş iken!..

Osmanlı devletini Duyun-u Umumiye iflasına götüren kapitülasyonlar ne ise, yabancı oyuncu üzerinden mallarıyla birlikte şirketlere tanınan mali ayrıcalıklar da, niteliği ve bütçelere etkileri bakımından aynı. Onlar da, siyasetçilerin iç dünyalarında bu aleme besledikleri aşka varan sevgi ve tutkularını bildiklerinden, harcama faslında ölçüyü kaçırıp israfta birbirleriyle yarışıyorlar. Nasıl olsa arkalarında “deniz” gibi devlet hazinesiyle, tutkulu hazinedarlar var…

Futbol sektörü, üretim düzeyinde gayri safi milli hasılaya katma değer anlamında ne gibi katkılarda bulunmuştur?..

Emrah, hiç bunlara merak sardı mı?..

Bakınız bir Türk doktoru, uzmanlığını burada tamamlamış bir hanımefendi. Amerika’da bir damla kan üzerinden kanserin varlığını, tehlikenin hangi organlar üzerinde tümörleşeceğinin keşfi üzerinde ekip başkanı olarak çalışmakta ve neticeye de ulaşılmış durumda.

Birkaç gün evvelinin bu önemli haberin hiçbir basın yayın organında bahsi geçmedi. Buna karşın, birisi Beşiktaş’a dışarıdan getirilmiş ve diğeri de Milli Takımdan öfke ile ayrılıp İberikYarımadasını dolaştıktan sonra, Başakşehir’e yerleştirilen iki oyuncunun isimleri, kundaktaki çocuklara varıncaya dek günlerce milletin kulaklarına üfürülüp duruluyor. Ayrıca, en borçlu futbol şirketleri listesinin baş sıralarında da Türkiye’nin DÖRT BÜYÜKLERİ yer alıyorlar…

Her türlü kazanç vergisinden muaf mallarıyla birlikte futbol şirketlerine bu fakir milletin hazinesinden daha ne devlet desteği?

Hem ayıp, hem de günah…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle