Devrimler ve anayasalar…
“Devrim”den muradımız, sıradan bir hükümet darbesi ya da Bizans entrikalarıyla yönetimin tepe noktalarında siyasi rotasyon değildir. Organize bir hareketin tabandan gelen gücü kullanarak bütün organlarında devlet iktidarına siyaseten el değiştirtmesidir…
“Devrim”; ekonomik, siyasi ve sosyal bütün müesseselerinde meydana gelecek köklü bir alt-üst oluşun kalıcılığını, yeni anayasa ile sağlama babında ve bir cepheye göre geç bile kalınmış, karşıt görüşlere göreyse hukuk dışı bir rotasyondur…
Günümüzün, özellikle azgelişmiş ülkelerdeki devrimlerin eskinin saray darbelerinden farkı, ideolojiye bağlılığıdır. Bunlar, geri kalmış ülke halklarını gelişmişliğine hükmedilen modern dünya halklarının bulundukları refah seviyesine çıkartmayı amaçlarken, kimi yerlerde de, emperyalizmin silahlı, siyasi ve ekonomik saldırılarına karşı milli şuuru canlandırmayı önceliğe alırlar...
“Çağdaş uygarlık düzeyi ya da, tam bağımsızlık” gibi mesela…
Bağımsızlık ve istiklal söz konusu olduğunda haliyle, hele bir de “din’i mübin’i İslam” adına girişildiğinde, devrim hareketi, fire vermeksizin toplumun bütünü tarafından coşkuyla karşılanır ve bir başka lider aranmaksızın, hareketin öncü kadroları baş tacı edilir…
İkide bir CHP sözcülerinin, “Cumhuriyet’i kuran biziz, Cumhuriyet, Atatürk’ün partisi CHP tarafından kurulmuştur, kimseye yedirtmeyiz” türünden efelenmeleri, Cumhuriyet devriminin, Osmanlı’nın yarı sömürgeleştiği dönemin eseri olmasındandır…
•
20’li yılların anayasaları, savaş ve savaş sonrasındaki, yeniden hayat bulma zaferinin, eşyanın tabiatı gereği, Türkiye’yi tek partili siyasi yapılanmaya yönlendiren atmosfer havasına uygun düşüyordu. Partisiz bir Meclis hükümeti ve bilahare tek partili parlamento…
40’lı yıllara kadar devletin partisi CHP’nin çok parti yasağına açık ya da örtülü sürdürülen muhalif harekete, 40’lı yılların ortalarında ABD sermayesinin desteği de karışınca, yasak alelacele kaldırıldı…
CHP, kendi hesabına olacak, Cumhuriyet’i kuran parti imajını, haklı-haksız, daha yıllar boyu, kendi üzerinde taşıyabileceğini sandığından, tek parti anayasasını değiştirmeye yanaşmadı…
Parlamenter demokrasiye uyumlu yeni bir anayasa yapılmayınca ya da yaptırılmayınca, DP hükümetinin yer yer kuvvetler birliği sistemine doğru isteyerek veya şartların zorlamasıyla meyletmesi, 27 Mayıs darbesine yol açtı…
•
“Atamayana atarlar” diye bir tekerleme vardır, futbol argosunda… Burjuva darbesi denilse hiç de yanlış olmayacak çok partili siyaset pratiklerinde, ortaya çıkan darlıkları telafi amacıyla 61 anayasası üzerinde yapılan 12 Mart’ın ıslah çalışmaları, 12 Eylül postalları altında çamura gömüldü…
Şimdi Erdoğan Darbesi’ni yaşıyoruz. Kişi hak ve hürriyetlerinin, 12 Eylül’ce müstevliye yakışır bir vahşetle gömüldüğü çamurdan çıkarılarak dipten doruğa yepyeni bir Türkiye kurmaya çalışan “Bu darbe”, kendi felsefesine uygun ve muhtevasında “Başkanlık Sistemine” yer veren bir anayasa peşinde…
•
Yeni anayasa, hukuk devletine hayat bahşedecek-edebilecek nitelikte ve yakışır biçimde olmalı…
Hukuk devleti; hukuku, kendi varlığının vazgeçilemez temel şartı görür. Kendi organlarındaki hareketli politikaların hukukun ana ilkelerine göre uygulanmasını emrederken, “Devletin de, sıradan bir aile ve bir ticari ortaklık gibi, hukukun altında olmasını” ister…
Devlet adına hükümet, hukukun üstünde yer almaya kalkıştığında ve hatta aldığında, o devlet polis devleti niteliğini iktisap eder ki, sistem, ismen ha parlamentarizm olmuş ha başkanlık…
Onun işi artık, despotluktur…


