--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Devr-i Süleymanlar…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Fasl-ı Cumhuriyet’in kendi kronolojik alt bölümlerinde, ne siyasi ne de ekonomik uygulamalar bakımından derinlemesine büyük fark vardır. Var olanı da, birinin tek partili, diğerlerinin de çok partili olmaları, hepsi bu kadar…

Pazarı serbest bırakmanın neticesi, 1929-30’ların büyük Ekonomik krizine karşı düşünülen ve Rusya’nın da kalkınmasında büyük gelişmeler sağlamış olan müdalaleci sistem, Atatürk’lü günlerin Türkiye’sinde de uygulamaya konulur…

“On yılda onbeş milyon genç yaratma” efsanesiyle, Anadolu’nun demir ağlarla örülmesi, o günlerin eseridir… 

Siyaseten ve iktisaden, Türkiye’nin bu dönemdeki amacı neydi, dünya devletleriyle bütünleşmek mi, yoksa onların emperyalist yayılma politikalarına karşı yenilerde kavuştuğu bağımsızlığını mı korumaktı?..

Amma beri yandan, Türkiye’nin dört bir alanına yayılmış derin yoksulluk ve perişanlığın da, dikkatlerden kaçırılmaması şartıyle…

Geri kalmışlığımızın asıl sebebi, siyaseten bağımlılığımızdı. Onun üstesinden gelindiğine göre, fukaralığı yok etmek için iktisaden kalkınmalıydık. Bu da ekonomik faktörlerin etkin varlığına bağlıydı. Emek vardı, toprak mevcuttu, teşebbüs de hazır olmasına rağmen bir tek eksiğimiz sermaye idi. Bunu da devlet tamamlamalıydı…

Altıok’un bir ayağı halkçılık da, bu tamamlayıcı misyonun hatırasıdır…

Birer ayaklarıyla siyasetin içinde yer alan askerler, sivil halk ve bürokrasiyle el ele vererek şirketleşip devletçi politika araçlarıyla Devr-i Süleymanın çağdaş uygarlığı yakalama zincirinin ilk baklasını oluşturdular…

Alem-i insanlık, Türkileri olsun Aztekleri olsun, menşe-i inançları bakımından ikiye ayrılır. Yaradancılık ve evrimcilik …

Cumhuriyet’i hazırlama safhasının ameli yapı harcı, ölüm kalım savaşındayken, silme yaradılışçılar tarafından omuzlanarak taşınmıştır.

Yönetimini ele alma mücadelesiyse, İttihat ve Terakki geleneğinin etkisiyle, evrimciler arasında sürdürülmüştür…

Ekonomik kalkınmasında kullanılan araç ve gereçleriyle kuruluşları da, denetim ve kadrolaşma yönünden yine evrimcilerin ellerindedir...

Bundan ötürü, burjuvalaşmanın yolu evrimcilere kolaylıkla açılabilecekti ve nitekim İzmir İktisat Kongresi’nden sonra böyle oldu. Hızlı ve hacimli sermaye birikimi, cami ve mescid ikliminin dışında gelişti…

Batı ülkelerindeki kapitalist gelişmenin, feodalizm sonrasında burjuvalaşarak siyasete el koyuşunu andırırcasına, Türkiye’de de, Asya tipi üretim sistemini yıkan erken Cumhuriyet’in lümpen burjuvaları, tek partili Cumhuriyet’in parti sayısını çoğaltarak siyasetin kontrolünü eline geçirdi… 

Ne var ki çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak ve ileriye atlamak için hâlâ gerekli sermaye birikiminden yoksunduk…

Sanayileşme ve sanayileşerek kalkınma kaçınılmaz zorunluluktu…

Öz sermayeden güç almayan bir sanayileşme hareketinin ihracatta başarılı olabilmesi hemen hemen imkansızdı. Bunun için içeride öz sermaye birikimine geçildi. Böylece yerli üretimin yine içeride tüketilmesiyle hem yoksulluk bir ölçüde azalmış olacak, hem de ürünlerimizde kaliteyi ihracata uygun seviyeye yükseltmenin yolları açılabilecekti…

Hızla içe dönük ithal ikameci kalkınma politikasına geçildi. Nihai tüketim amaçlı ithal mallarının üretiminde kullanılan hammadde ve aramalı ithalata bağımlı olduğundan, tarım gelirleriyle işçi dövizlerinin sanayicinin ihtiyacını karşılayamaması ve bunlara ilaveten toplumum refah ve huzuru adına mali aracı sektörün çeşitli atraksiyonları sonucu, dış borçlanma hızlandırıldı…

İlginçtir, Devr-i Süleyman zincirinin tam da bu kertesinde, gelişmiş Batı devletlerinde de sosyal refah dönemleri sona ermişti. Hemen hemen Reaganizm ve Teacherizmle eşzamanlı olarak Türkiye’de de, 12 Eylül silahlarıyla desteklenecek 24 Ocak dönemine geçildi…

Zincire bir bakla daha eklendi…

Devletlerin sosyalliği, kayırıcılığıyla babalığı kesinlikle sona ermeliydi. Dünya ekonomisi, bol bol yemenin sıkıntılı çıkarım dönemine girmişti. Emeklilere ahir ömürlerinde insanlık onuruna yakışacak ölçüde fon transferine son verilerek, işçilerine de döktükleri terin tam karşılığını ölçecek hak ve adalet terazileri kaldırıp atılmıştı, global kredi guplarının karşısında gelişmiş ülkelerin ne devletlerinde ne de mahalli ekonomilerinde güç ve kuvvet kalmıştı…

Tarihin sonu kıskacından kurtulmanın global çapta geçerli olabilecek tek formül kalmıştı, elde…

Küçülmek !…

Devletler küçülmeli ve pazardaki piyasa aktörleri de küçüklerin tasfiyesiyle sayıca azaltılmalıydı. Maliyetleri düşürme yüküyse, hiç vakit kaybetmeksizin çalışanların üzerlerine yüklenmeliydi…

Alemşumul Devr-i Süleymanın Türkiye’ye uzanan zincirine şimdilik son bakla, 24 Ocak kararlarının akabinden, asker sivil bürokratlarımızın ki, bunların bir kısmı “Bizim çocuklar” diye bilinir, vatanseverane! çalışmalarıyla, 12 Eylül’de, takıldı…

Zamanında mevcut olup sonradan ustaca çürütülmüş siyasi, iktisadi, ahlaki, hukuki, edebi ve insani anlamdaki tüm müesseselerde yeniden inşa siyaseti, mesut bir tesadüf, kendinden önce takılmış zincirdeki tüm baklaları kırıp parçaladı…

Bu kendine güven duygusuyla Türkiye, nereye kadar uzayacağını bilemediğimiz bir yolda girmiş bulunuyor ve gidiyoruz bakalım…

Has paramızla olmasa da, hızlı ve gurur verici altyapı çalışmalarımız vara benziyor, şimdilik…

Hükümetin, bütün sektörlerdeki faal elemanlarına beklemedikleri ölçüdeki maddi vaadleri, birer birer gerçekleşiyor, gibi... 

Emekli maaşlarına yüzlük zam yetmedi, ekstradan eklenen bir yüzlük ile enflasyon aşındırmalarının giderildiği söyleniyorsa da Emekli Sandıklılara, şimdilik bir şey koklatılmadı…

Muhtaçlara yönelik klasik kömür yardımları yeni baştan takviye görüyor ve çeşitli alanlardaki işsizler için yüzlük binlikler bir yana, onbinlerle ifade edilen yeni istihdam kapıları açılacak deniliyor…

Gelişmiş emperyalist ülkelerde devletler küçültülüp güçsüzleştirilirken, Türkiye’mizde Osmanlı modelini andırırcasına ve biraz da, hiç değilse görüntüde müslümanlaştırılırcasına, büyütülmek isteniyor…

İnşallah da… 

Buna karşılık Başkanlığın yeni anayasasında Başkanın hukuk karşısındaki pozisyonu nasıl şekillendirilecek?..

Her türlü şahsi fiillerinde sıradan vatandaşla kanun kitap önünde eşit mi tutulacak, yoksa, dokunulmazlıklarla korunmuş mu olacak, şimdiki gibi…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle