Dead Zone mu?..
Müslümanlığı yenilerde öğrendiğimde kendime çekidüzen vermeğe ilk başladığım zaman alışveriş edeceğim bakkal konusunda seçkinciliğe yönelmiştim. Ne çare, dükkanının iç duvarlarına ‘Allah’ın dediği olur’ ibaresini çerçeveleyip asan bakkalların pek çoğunda, raflarında içki şişeleri sıralıydı. Bu manzaralara bir anlam veremiyordum…
Altmışlı yıllar, içe dönük kalkınma politikasına bel bağladığımız yıllardı. İşçi dövizi bol. Müşteri, eli para görmüş işçi ile köyden şehre göçen gecekonducular. Üretim için müteşebbise de bol kepçe tahsis ve teşvikler…
Sonuç, Erken Demirel’e mirasyedi mantığını terk ettiren ikinci Demirel’in 24 Ocak kararları. Dışa dönük ihracat ağırlıklı program. Dar gelirlinin ümüğüne bastıran maaş ve ücret politikası ve 28 Şubat karanlığının ardından son günlerdeki, elde kalmış kamu iktisadi ve sınai varlıkların da Varlık Fonu’na aktarılması…
•
“Osmanlı İmparatorluğunda Avrupa Mali Denetimi, Duyun-u umumiye” isimli Doğu-Batı Yayınları tarafından 1979 tarihinde çıkarılmış bir kitap,
“Kolayca borç alınabildiğini gören Türkler daha rahat harcamaya başladılar. Fakat kurulan mali sistem Avrupa’dan alındığı için bunun nasıl yönetileceğini, vergi gelirlerinin nasıl toplanıp harcamaların nasıl denetleneceğini bilmemekteydiler. Bu nedenle giderek borçlandılar. Borçlanma, acil ödeme gerektiğinde başvurdukları tek kaynaktı. Ve bunu da en çabuk sağlayacak biçimde yapıyorlardı”.
Osmanlı Bankasından 8 milyon sterlinlik yeni bir borç ile devletin yerli tefecilere olan borçları yabancı alacaklılara devrediliyor. Bu borcun iki yıl sonraki ödeme taksitleri için nakit bulamayan OSMANLI DEVLETİ, iki milyon sterlinlik yeni bir borçlanma ile bir önceki istikrazın taksidini ödüyor.
Hükümetin işleri kartopuna benzer bir hal alıyor. Borç yumağının kıpırdandıkça irileşmesiyle devlet gelirlerinin yüzde elli beşi, dış borçlara gitmeye başlar.
Dead Zone,
Olanca kahredici acı çıplaklığıyla ortaya çıkıyor…
Çıkmaz sokağın son noktasında da, Muharrem Kararnamesi ve Duyun-u Umumiye yer alıyorlar.
Babıali, devletin ekonomik ve mali idaresinde Duyun-u Umumi idaresinin kendisine ortaklığını kabulleniyor…
•
On dokuzuncu asrın son çeyreğinde Osmanlı topraklarında derin ve yaygın demiryollu kalkınma hamlesi başladı. Selanik-Manastır, İzmir-Kasaba. Haydarpaşa-Ankara-Konya. Anadolu ve Bağdat hatlarında verilen kilometre garantilerini devlet ile birlikte mali hizmetlerinde onun ortağı Duyun-u Umumiye idaresi birlikte imzalıyorlar. Garantinin finansman teminatını da demiryolu bölgelerindeki aşar mültezimliğini üstlenen Duyun-u Umumiye!..
•
Demek istediğimiz, Amasya Mutabakatı, Erzurum ve Sivas Kongreleri, kanunlarımızın Avrupa’dan tercüme yoluyla kopyalanması gibisinden kum ve çakıl parçacıklarının, ana pınarlarından Cumhuriyet çayına yuvarlanarak gelişindeki sebebi hikmet sanırım, Osmanlı’yı takiben gelenlere, geçmişinden ders aldırmak…
Yani, bizlere…
İnat edercesine de almıyoruz…
•
Son günlerde ortalıkta bir laf dolaşıyor…
Süper Türklerle yabancıya satılmak üzere mahalleler ve semtler oluşturan gökdelenlerden birine projesinden müşteri olmuş mahalle sakinleri arasında bir kuşku oluşmuş…
Ne olacak bu durum. Hiçbir gelişme yok projeden aldığımız evlerde?
Gibi…
Bu arada hükümet, tapu kadastro mevzuatında önemli bir değişikliğin ilk adımını atmış bulunuyor…
Yabancıya yapılacak satışlardan KDV alınmayacak!..
İstanbul Belediyesi de, Marmara Denizi’nin Kartal-Pendik taraflarında galiba, balayına çıkacak tuzu kuru ve mutlu beyazların her türlü şen şakrakça eğlenme ihtiyaçlarını karşılayabilecek ölçü ve kapasitede mecmuu 650 bin metrekarelik üç adet dolgu ada yapmayı kafaya koymuş…
Dubai’den mülhem olsa gerek…
Adalara giriş duhuliyesi elbette olacak amma, tek arzumuz, belediyenin ölümsüzlük adaların müteahhidine duhuliye garantisi vermemesi…
Diyarbakır, Sinop ve Manisa’larda oturan vatandaşların, cebri mükellef olarak kaynağında kesim tarzıyla duhuliye ödemekte ne günahları olabilirdi ki!..


