--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Danıştay balyozu…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Geçenlerde Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, Üçüncü köprünün inşaatını durdurma kararı almıştı. Gerekçe, inşaat için kullanılacak arazinin istimlakinde matluba uygunsuzluk…

Demokrasilerde’ diyordu toprağı bol olsun Demirel,çare tükenmez’…

Çarelerden birisi, mesela burada, inşaattan vazgeçmek olabilirse de, bir diğeri projenin uygulanmasını bir başka zemine kaydırmak. Belki daha başka çareler de düşünülebilir…

Demokrasiler kendi içinde birkaç  modele ayrılıyor. “Hukuku teslim almış, hukuka teslim olmuş” demokrasiler gibi…

Hukuku Teslim almış” modelinde “yargıda kadro değişimi”  çareler zincirinde bir başka çare baklasıdır. Eski kadro gider, yeni yapılandırılan kadro alacağı  yeni  kararı ile, tıkanan kanalı açar…

Misal olarak, Acil kamulaştırma değil de, normal şartlara uygun kamulaştırma, gibi…

Neticede  demokrasilerde çare tükenmez. Hele hele  durdurulan işe başlanılmış ve bu yatırım da, ülke için hayat memat meselesiyse…

İstanbul Barosu, Kemerburgaz  kıyılarındaki  Odayeri köylüleri adına açtığı iptal davası şimdilik bu şekilde neticelenmiş…

Her neyse, biz gelelim Odayeri köyüne

Bu köydeki garnizonda üç dolu yılımı yaşadım… Bizimle birlikte burada yaşayanlar böbrek taşı nedir, bilmezlerdi. İstanbul’un Eyüpsultan noktasından kırk yıl öncesinin Kemerburgaz’ına kadar nisbeten düzgün ve kaliteli yolda gidenler, buradan Odayeri’ne uzanan onbeş kilometreden de uzun bol kasisli ve engebeli yolda sallana ırgalana sabahlı akşamlı gidiş gelişlerinde, böbreklerini her türden taşlarından arındırırlardı…

Nihat Erim’li günlerimizin birinde Odayeri’den Üsteğmen Saffet Alp’ın kontrolündeki bir GMC’ye rota veren sivil ekip, İsrail’in İstanbul Başkonsolosu’nun evine dayanır ve konsolos beyi, ekmek sandıklarının birine kapattıktan  sonra münasip bir yerde defterini dürer…

Baş eğmeyen üsteğmen olarak anılırdı arkadaşım Saffet Alp

İlginçtir Odayeri. Karadeniz’in azgın dalgalarına açık bir kıyı şeridinde yer alır. Yukarıdaki kuzey kıyılarından denizin eline geçirmiş olduğu her hangi bir işe yaramaz kütükler, aylarca belki de yıllarca deniz suyunu eme eme mantarlaşmış bir halde Odayeri kıyılarına vurunca, İstanbul’lardan deniz için koşarak gelenlere bayağı çocuk oyuncağı gibi gelirdi…

Kıyının kumsalında karaya oturdu oturacak pozisyona gelen kütüklerin üzerine yumulanlar, hızla gelen dalganın aniden geri çekmesiyle derin sulara gömülünce, paniğe kapılıp canlarından olurlardı…

Bir yaz boyunca karı, koca ve iki de çocuk olarak bizim aile Odayeri’nde kamp kurmuştu. Sağlık sıhhat gereği oğlanın denize girmesi gerekiyordu. Bir yanda bu mecburiyet, diğer yandan da azgın dalgalar…

Oğlanın belinde kırk metrelik halatın bir ucu. Diğer ucu da kıyıda bizlerin elinde. Dalga tehlikesine karşı emniyet düzeneği…

Odayeri, modern İstanbul’un dizi dibinde fakir bir orman köyüdür…

Köylüsü de, fakirliğini bozdurtmayacak kadar cüzi toprak sahibi. Şehirden ırak kendi halinde ve kendi elinin hamuruyla geçinmeye çalışan fukaralar topluluğu... 

Odayeri köyü, şimdi, hukuku teslim almış demokrasinin test platformu  olmanın mutluluğunu yaşayacak…

Hayırlı olsun… 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle