--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Cumalıkızık eşeğine ne oldu?

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Cumalıkızık, Uludağ eteklerinde bir köy idi. Tarımda kara sabanın traktörle ikame edilmesiyle mülki konumu ismen mahalleye çevrildi. Sosyal değişimler tek karelik bir çerçevede kalmaz. Tiryakileri de, sigaralarının marka ve milliyetlerini de değiştirmeye zorlar. Aynen bakkalların marketleşmeleri gibi…

Ana tarafından Cumalıkızık ile olan bağlantımdan ötürü çoğu zaman okul tatillerini bu köyde geçirirdim. Günün birinde teyzemin yaşıtım oğlu Süleyman ile patlıcan almak üzere ova köylerinden birine gitmiştik.

Kazıklı köyüne vardığımızda cami bahçesinde laflayan yaşlılar teyzemlerin eşeğini gördüklerinde, hiç unutmam hep birlikte “UYYY” çekmişlerdi…

“Katır gibi eşek, maşallah vallahi”…

Cumalıkızık köyünde her ailenin bir eşeği vardı. Biz insanlar kızdığımızda, öfkelendiğimiz kişilere hakaret anlamında “Eşek-Eşşeoğlu eşek” yakıştırmasını yaparız. Oysa eşek, zooloji âleminden insanlar için çok cefakâr, sahibine sadık, muti ve süper yardımcı candan bir dost. Düşük maliyetle sahibine sağladığı yüksek verimli bir yardımcı…

Köyde hane başına bir eşek düşedursun, varlık bakımından hal ve gidişatı müsait olan cüz’i birkaç aile de binek atı ve yaylı araba sahibi idiler…

Kafamıza estikçe İstanbul’dan kalkarak, annemizden miras bahçedeki ruhsatsız kaçak gecekondumuza gidiyoruz. İlk Osmanlı köylerinden hemen hemen belki de ilk birincilerinden oluşu itibariyle bu tarihi kimliğinden ötürü dünya çapında da epeyi ün sahibi edildi… Her bölgeden belediyelerinin tur otobüslerinden biri gelirken bir diğeri müze ziyaretinden geri dönüyor…

Geçenlerde dikkatimi çekti. İlaç için olsun köyde bir tek eşşek yok. Köfteliğe mi ayırıldılar bilemiyorum…

Dikkat ediniz, diğer şehirlerimizde de öyledir ya mutlaka, İstanbul’da katiyen göremezsiniz kaportası macunlanmış astar boyalı otomobiller, caddelerde dolanıp dursunlar…

Hayvan sayımında hane başına bir eşek düşen Cumalıkızık’ta evvelce babaları eşekli olan orta yaş ve genç nüfus şimdi otomobilli…

Kırklı, ellili ve hatta altmışlı yıllarda derelerle tepeler, atlarla eşeklere vız gelir tırıs giderdi. Dolayısıyla otoyollarıyla köprülere de pek gerek duyulmazdı. Atlarla eşeklerin kendileri bir tarafa, sırtlarına yerleşen sahiplerini de, derelerin bir kenarından diğer kenarına salimen geçriyorlardı…

Eşeksizliğin utancı otomobillileşmeyle sıfırlandığında, bu kez yol köprü meselesi başımıza dolandı…

Yolları yaptılar, köprüleri kurdular “yakın edilsin ırak iller” diye…

Ne var ki geçiş çok pahalı imiş, ben değil, başkaları öyle diyorlar…

Yok canım, bir paket yerli görünümlü Amerikan sigarası on-onbeş lira iken, dört kişilik aileye mahsus asgari ücret, tam tamına onüç adet yüz lira olduğunda,

Bunun neresi pahalı !…

Hamama giren terlermiş…

Üçüncü köprü mü, körfez geçişi mi?

Pay the fare” ki, vatan kurtulsun…

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle