Cübbeli Hocaefendi’ye
“Geçenlerde biriyle istişare için Kadıköy Moda’ya gittim. Ya Rabbel alemin! Oluk oluk genç akıyor. Bir tane erkeğin yanında erkek yok. Hep erkekli kızlı. Bu kimin oğlu, bu kimin kızı... Hiç olmayacak işler. Örfe, âdete uymayan işler. Herkes birbiriyle sarmaş, dolaş. Kulaklarına bir şeyler takmışlar, ne duyuyorlar, ne görüyorlar”...
Diyorsunuz...
Şu gerçeği gözden kaçırmayalım... Beşeri ilişkilerin temelinde çıkar ve menfaat beklentileri vardır. O kadar ki, düşünce olarak bu beklentiler, iki karşıt cinsin evlilik tercihlerini bile etkiliyor. Ya kızın güzelliğine vurulmalar, ya da erkeğin varlığına tutulmalar gibi...
İnsanı kanun yapıcılığına özendiren etki de son tahlilde bu çıkar düşüncesinden güç alır. Bundan ötürüdür ki, kanun yapıcılık mesleği dediğimiz mebusluk da, fiiliyatta varsıllara has bir imtiyazdır. Dikkat buyurursanız meclislerde sıradan halkı temsil eden bir fukarayı göremezsiniz...
Meclis çalışmaları, toplum adına kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahip rafine insanların sözde topluca geleceğini şekillendirme işleridir. Dolayısıyle bu seçilmiş rafine temsilcilerin projelerinde, eşyanın tabiatındandır, belirli bir kesimin ağırlığı öncelikle düşünülür...
“Gördüğünüz oluk oluk gençlerin hep kızlı erkekli olmaları ve kulaklarına takılmış bir şeylerle sarmaşık dolaşık hallerinin ne örfe ne de adete uymayışları”, toplum hayatında eskimişliğine hükmolunan örf ve adetlerin yerine ikame edilen yenilerinin araştırmacı gözlerdeki yansımalarıdır...
•
Maddi güç, toplumun alt yapısında yer alır ve beşeri ilişkilerin her safhasında aportta bekler vaziyettedir.
Teknolojik gelişmeler uzağı yakınlaştırıcı bir nicelik alınca, ticaret hacmi genişler, modernizmin kapısı ardına dek açılır, refah ve zenginlik yayılır ve bu değişimi sağlayan cihazlar, alet ve edevatlara sahiplik, toplumun üst rafine sınıflarına has bir mensubiyet simgesimiş gibi addedilmeye başlar...
Canlı örneğini Türkiye’den verelim...
Cep telefonları bir teknoloji harikasıdır. Sahipleri, ilk ağzın tuğla cesametindeki telefonlarını kahvehaneye gittiklerinde masalarının üzerine koyarak tuğlasızlara olan üstünlüklerini sergilemeye koyuldular...
Akabinden cihazlar küçüldüler, küçüldükçe de çok fonksiyonlu olmaya başladılar. Toplumun altyapısındaki maddi güç, küffarın, başörtüsünü başörtüsüzlere nisbet üstünlük taslama simgesiymiş gibi algılayıp algılatarak siyaseti bunu yasaklamaya zorlaması gibi, ticaretini yaptığı aynalı telefon sahipliğini, insan olmanın, adam olmanın, modern olmanın, çağdaş olmanın, Cumhuriyetçi ve Atatürkçü olmanın olmazsa olmaz tek kimlik belgesine dönüştürttüler...
Laik olmak da, insan olmak değil miydi?..
Aynen Cumhuriyet dilbazlarının yanında ve onları takliden, muhafazakar görünümlü yeni yetme ahularca diz kapakları yırtık pırtık kot pantalonla AVM parkurlarında boy göstermenin, hem de saçları hotozlu kafalarıyla, modern ve çağdaş bir Müslüman olmak gibi...
•
“Bu güneşe kar dayanmaz” derler. Aynı kapıya çıkan bir başka anlatımındaysa “Hazıra haznenin bile dayanamayacağı” söylenir...
Bu güzel ve anlamlı ifadeler “Doğum kontrolcu” ekonomistlerce de, her ne kadar küffarlıklarına versek de, pek de yabana atılmamalıdır.
Yeryüzünün kaynakları sınırlıdır, insan ihtiras ve ihtiyaçlarıysa, sonsuzdur. Tükenmezdir. Bunlar da tasarruftan yana tavır alırlarsa da, kullandıkları araçlar farklıdır...
Soruyorsunuz ...
“Şimdi ağlanacak halimize gülmemiz, ‘Ne haldeyiz’ diyecek yere, hesap yapıp tefekkür edecek yere kutlamalar yapmamız da bize özgü bir saçmalık olsa gerek. Battığının gününü mü kutluyorsun?! Bittiğinin merasimini mi yapıyorsun?! Hangi noktada ileriyiz yahu?! Bize yakışan bir halde miyiz. Bu nesil, bu gençlik, bu rezalet nedir”?!
Cevaplama küstahlığımın hoşgörülmesi dileğimle, efendim...
Zenginleşmenin, makam, mevki ve mansıb sahipliliğinin hakkını verememek, mülkiyetin, özellikle büyük birikimlerin hem lehdarlarında hem de amir-i italarında “musluklar kapanıverir endişesiyle aniden zuhur ediveren” işlemleri harama bulaştırmaya karşı açıkça göregeldiğimiz hassasiyet kaybı...
•
Bilmeyiz, bakarsınız yarın gece İlahi Kudret, bu kez de politik sur’unu üfletmiş. Bebesinden pir-i fanisine kadar yerlerde göklerde Şeriat uygulamasına geçilmiş... Siz yaygara ve yakınmaları dinleyin artık bizim dünyamızda!..
Ulan, bu da nereden çıktı geldi. Mutfaklarımız kurudu, pazarlarda yaprak bile kımıldayamaz hale geldi...


