--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Cinslerin eşitliği…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Göz ile idrakin yanında yanılma refleksi de var. Kadınla erkeğin eşitliği hem doğru hem de yanlış. İki yanlış bir doğruya tekabül ederken, iki doğru da, bir yanlışta takılıp kalıyor. Politikanın insanı aptallaştıran kumpaslarından birisidir bu masal...

Su ile ateş de öyle. Hem birbirlerinin eşitleri hem de zıtları, Toprakla hava eşitliğini de katabilirsiniz siyasetle sermayenin ip cambazlıklarına...

Osmanlı’nın su katılmamış takipçisi erken Cumhuriyet’in tarla ekonomisi, kadınla erkeğin eşitliğini kabul etmemişti. İktisadi hayat damarlarımız tarla ekonomisinden beslenmekte. Üretim faktörlerimiz, bir çift öküz, aile reisi bir erkek, yanında karısı ile birkaç da çocuk. Bunlara ilaveten bir çift öküzle işlenebilecek kadarcık bir toprak parçası...

Hane reisi öldüğünde geride erkek çocuk yok ise, üretim araçları, bunları işletebilecek kabiliyette yeni evli bir erkeğe tescil edilir. Var ise, bunlar en büyük erkek çocuğa... Amaç, arazi parçalanmasın, üretim azalmasın. Zira toplumun varlığı, ekilebilen toprağın parçalanmamasına bağlı...

Devrimler sonrası tarımdaki çift öküz, traktörle ikame edilince, kadınlar da hak eşitliği bağlamında erkeklerle bir oldu...

Erken Cumhuriyet öküzün boynuzları üzerine oturtulduğunda, tarım ekonomisi de hububata, bilhassa  buğday üretimine bağlıydı. Hububat tek doyumluk ve tek gelir kaynağımız olduğundan, tarlaların bağlık bahçelere dönüştürülmesine de izin verilmiyordu... 

Hem öküzlerle boğuşacaksın, hem sapanla toprağı yarıp ekime hazırlayacaksın, ardından döğen sürerek mahsulü ambara taşıyacaksın, bu ağır ve yorucu işler kadının fiziki yapısına zor geliyordu. Bu pencereden bakanlar, kadınla erkeği siyaseten de eşitlememişler. Fıtraten doğru olan da bu idi...

Şimdi traktör mevsimi, harman savurmak için rüzgara gerek kalmadı. Delikli demirin mertliği bozması gibi,  traktör de, kadının kadınlığını ortadan kaldırdı. Şimdi kadın, kadınlığının yanında kozmetikçinin rüzgar gülü bir dişi...

Bu tekamül veritesi, aralarında birbirleriyle her yönden uyuşmazlık ve benzemezlik bulunan hayatın dört ana unsurunu da, global sermaye yararına birbirleriyle eşitlemeye doğru gelişip serpilecekti, hiç şüphesiz... 

Toprak su ile, hava da ateş ile eşit kılındı. Oysa bunlar, toplumun ortak değerleriydi ve asla metalaştırılarak Pazar tezgahlarına konulamazdı. Şimdi bakıyorsunuz Uludağ’ın suları yabancı sermayenin şişelerinde para ile satılırken, toprak da aynen suyun başına gelenler gibi, yüksek yüksek kulelerin bağımsız bölümlerinde tapu hakkına raptedilerek yabancılara verilmekte. Büyüklerimizden küçüklerimize kadar herkes, bu sevdanın peşinde koşuşmakta...

Ben çocukluk günlerimden hatırlarım. Setbaşı köprüsünün Doğu uç yakasında halen de var olan bir mescit vardı. Bahçesinde de iki musluklu bir çeşme. Musluklardan da şakır şakır akan şifalı bir su. Hayatın dört temel unsurundan birisi...

Devrengeç suyu...

Bizim ailecek beğendiğimiz, ve sahipliğinde de herkesin eşit ölçüde hak payı bulunan bu su, şimdilerde yok oldu. Kimbilir hangi para babasının portföyünde...

Siyaset ve ahlak penceresinden, aman ne pis ve çirkin ne hainane bir yok edilme...

Kadının erkekle eşitliğine cevaz verilmeyen erken cumhuriyetin ilk dönemindeki hububat tarlalarıyla zeytinlikler, meralarla yamaçlar, eşitliğin fizik alana da teşmilini müteakip imara açıldı ve şimdilerde de, maden ocakları, eşitliğinden ötürü hanımlar için istihdam kapısına dönüştü...

Kötü mü oldu?...

Yok canım,  Herkesin yorumu, birbirleriyle eşit olamamak üzere, kendi çıkarına göre farklı şekillenecektir tabii...

Böyle buyurur demokrasi, ister ye, ister yeme...

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle