Çevirenlerle çevrilenler üzerine…
Bünyesinde ücret karşılığında personel istihdam eden hemen bütün kuruluşlarda “çevirenlerle çevrilenler”, diğer ifadesiyle yönetenlerle yönetilenler ve ücret karşılığı çalışanların, birbirleri arasındaki akçalı talepleri, her iki tarafta da hissedilebilir bir uyumsuzluk yaratır…
Emeğini satanların ücretlerine zam istemeleri durumunda bunlarla, işletmelerin yönetim kadroları veya işletme sahipleri arasında derin uçurumlar doğar…
Yunanistan, Avrupa zemininde emeklilerine en bonkör davranan bir ülke idi. Bonkörlüğünün ya da daha başka faktörlerin etkisiyle iki yakasını bir araya getiremezliğe düşünce, Osmanlı Devletinin son yıllarındakine benzeyen bir Duyun-u Umumiye talebiyle karşılaştı…
Tek fark, devlet gelirlerine doğrudan el koymak yerine, hükümete, emeklilerinin ve çalışanlarının gelirlerini tıraşlatmak…
Yunanistan hükümeti, alacaklıların taleplerini kabullendiğinde halkıyla arasında derin uçurumlar açılacağını iyi hesap ettiğinden, bu duruma düşmemek için, onursuzluğu, bağımlılığı, şahsiyetsizliği ve uşaklığı kabul edip etmiyeceğini bir referandum ile halkına aktardı. Bir anlamda Atatürk’ün “Ya istiklal ya ölüm”ü gibi…
•
28 Şubat ve öncesi iktidarların hesaba kitaba ve akla münafi yönetim tarzlarının yarattığı bütçe dengesizlikleri, sonunda devleti borçlanmaya zorladı. Akıl dışı gayri vicdani borçlanmalar, iç ve dış kreditörler adına bağımsızlığımız üzerinde derin rahneler açtı…
Şurası dikkate şayandır ki, kemalizmin üzerine toz kondurulmasına canı ve kanı ile karşı koyar görüntüsündeki devlet ricaline açtırıldı bu rahneler…
Başörtüsünün Meclis’ten kovuluşu şerefine, ana projesi IMF’ler tarafından elden teslim edilen15 günde onbeş kanun tasarısıyla en başta emeklilerle işçi ve memurların özlük haklarının tıraşlanması direktifi anında pratiğe aktarıldı…
Bu ve benzeri aktarmalardır ki, bunların politika pazarında “çekip çevirenlerle yalın çevrilenler” arasında meydana getirdiği derin uçurum; halkı, ayağı postallı olsun, iskarpinli veya zennelilerden olsun kopartarak, Milli Görüş gömleğinden sıyrılanların tasvipkarlığına çekti…
Çok partili Cumhuriyet tarihimizin en uzun süreli iktidarını oluşturan muhafazakar demokratlara…
•
7 Haziran da muhafazakar demokratlar maalesef beklentilerini elde edemediler. AKP, üç dönemdir muhalefetten açık ara farkla “çekip çevirici” pozisyonundaydı.
Kurumlar ve müesseselerin itibari kişilikleri gerçek kişiler tarafından temsil edilir. Gerçek kişiler de neticede beşer olduklarından, his ve arzularının güdümüyle kolayca kanun yolunun dışarısına savruluverirler...
Beri yandan da, şuyuunun vukuundan beter oluşu, atılan her taşın bir iz bırakışıdır. Geometrik kavramların politikaya aktarılmasına sebep yolsuzluk söylemlerinin atılan bir taş olarak bıraktığı izlerinin kul hakkı adına takip edileceği inancında şaşırtılan “çekilip çevrilen halk”, bu şaşkınlığını “çekip çevirenlerle” arasında açılmış bir uçurum gibi algılayınca, tencerenin dibi tuttu…
Dip tutan tencerelerin temizliğine yürek yetirmek de pek kolay değildir. Kalaylı ve teflon kaplamalı tencerelere telli kazıyıcıyı kullanamazsın, kap kacak elden çıkar…
Pamuklu bez de, yumuşaklığından olacak, dip tutmuş artıkları yer yer yerinde bırakır…
Netice-i kelam efendim. “Yaradılanların Yaradandan ötürü sevildiğine” dair Yunus Emre söylemleri, dudaklarımızdan ters dökülüyor...


