Biraz ter dökelim, döktürelim...
Çarşamba’nın büyüklerinden bir zat-ı Muhterem ile arada bir hanelerine gittiğimizde hafif tertip sohbetleriz. Geçen gittiğimizde de, Bank Asya konusundaki düşüncelerimi öğrenmek istedi...
Bank Asya ile İş Bankası arasında mülkiyet yapıları yönünden her hangi bir fark yoktu. Her ikisi de özel teşebbüs eseri. Amma, bir başka açıdan öyle değildi... Kamu bankasının yönetiminde bir çarpılma görüldüğünde yetkili merci duruma el atar, yönetim kurulunu bir kenara alarak bankayı yeni ellere teslim ederdi. Bu arada idari ve hukuki yapılması gerekenler de ihmal edilmezdi...
Özel teşebbüs bankalarında bir yamulma şüphesi hissedildiğindeyse, devletin, başbakanların, devlet başkanlarının ve bankalararası ortak kontrol ve denetim organlarının yetkilileri duruma vaziyet eder, şayialar ciddi bulunursa, kanun yoluna gidilebilirdi.. Şu andaki durumu itibarıyle konuya daha derinlemesine vukufiyetim olmadığından, zahirine göre görüşümü böyle ifade etmiştim...
Hanesine misafireten bulunduğum büyüğüm; “İyi amma, biliyorsunuz bir İhlas faciası yaşandı. Aynı facianın burada da tekerrürü halinde binlerce mudinin zarar görmemesi için bu yola tevessül edilmiş olunamaz mıydı” sorusunu patlattı...
Hiç sanmadığımı söyledim. Zira İhlas’lı günlerin düzeneği ile Asyalı günlerin düzeneği birbirlerine tamamen zıt idi. O günlerin Müslümanları finans kurumlarının gerçekten faizsiz işlem gördüklerine inandırılmışlardı bir kez. Deniliyordu ki, faizsiz finans kurumlarına yatırılan paralar, bankanın kazancına da ortak zararına da...
Tam müslümanca idi, tabii bu iş, bu işlerin mucitlerince...
İhlas battı. Ya idari hatadan ya da hatai-fesadi’den, her ne halden ise battığı söylendi. Tabii paralarla beraber... Bendeniz efendim orada paracıklarını kaybedenlerin feryad-ı figan gitmelerine şaştım kaldım. Amma şu hususta müsterihim hiçbir kez olsun Müslümanlara “Faizsiz bankalara gidin ve helalinden paralarınızı finansçılara yatırın” demedim. Sizler zarara da ortak değil miydiniz, niye ağlaşıp sızlaştınız... Bütün suç, bütün günah, o günlerin iktidarıyle birlikte tüm muhalefetin yanında, iktisadi meselelere yabancı kalmayı Müslümanlıktan sanan muhafazakar yazar çizer takımındadır.
•
Haa, unutmadan şunu söyliyelim...
Faizli bankalardaki gibi, faizsiz olduğuna inandırıldığımız İhlas sonrasının katılım bankalarındaki paralar da kanunen sigorta güvencesi altına alınmıştır. Banka battığında kimsenin ne canı yanacak ne de parası batacak...
Malum üç şey üzerinde insanlar ortaklaşa doğal hak sahibidirler, bunlardan biri su. Diğerleri de ateş ve toprak. Tabii hava da var bu arada, unutmayalım. Bakarsınız kader-i İlahiden, yarın büyük bir felaket patlar. Depremdir, yangındır, topyekûn savaştır memleketin altyapısı dipten doruğa harap olmuştur. Ümmetin menfaati gerektirdiğinde yetkili merciler de mülkiyeti tahdit edebilir, ızdırap yüklü bir gecenin sabahı uyandığınızda, bankalardaki paracıklarınıza kamu adına el konulmuş. İyi de edilmiş olunur...
Ümmetin kullanıp içeceği su kaynaklarına dönüştürülmek üzere... Müslümanlık dediğiniz de, böyle olur işte...
•
Hanesinde misafiri olduğum zat dünden bugünlere uzayan ve gelecekte de varlığını sürdürecek mücadelenin Hak ile Batıl arasında geçeceğini anlattıktan sonra, Hak dediğimizin Allah’ın şeriatı, batılı ise, insanoğlunun uğrunda düzenlediği bin türlü şeytani melanet tezgahları olduklarını söyledi...
Sanırım, sandık sepet tezgahları da bunların arasında...
Kendilerinden örnek verdiler. Müslüman, bir şey yapmaya karar vereceği zaman onu Hak-Batıl terazisine koyarak ölçüp biçmeliymiş.
Bu iş, Şeriata mı uygun, yoksa şerre mi yakın...
Hocaefendi bu sözleriyle bana demek istedi ki, yarın seçim günü sandık başına giderken, Şeriatı şeriat olarak algıla ve ölç, şerri de şer olarak bil, ehvenli mi ehvensiz mi karıştırma ve oralara da yaklaşma...
•
Bir okuyucumuz sormuşlar:
“Ak Parti kira yasasını çıkardı kimsenin haberi yok, 2015’de 10 yılını dolduran isterse en yüksek kirayı ödesin isterse hiç sektirmeden ödesin, akıbeti mal sahibinin iki dudağı arasında. Sayın Atilla Özdür, sizce kime oy vermemeli!”
Şöyle diyelim:
AKP de diğerleri gibi liberal muhafazakar sağcı bir parti, dolayısıyle her iki kesimin de ayırımsız haklarını korumak isteyecek. On yıllık kiracının artışlara rağmen ödediği bedel günümüz emsallerine nisbet çok düşük kalıyorsa, ev sahiplerini kollamış olur, haklıdır...
Düşük kalması bir yana, kiracının iyi niyetliliğinden olsa gerek, bilhassa halen ödenilen kira emsal bedellerin üzerindeyse eğer, bu durumda da yine ev sahipleri kollanmış olur. Amma insanlık gereğidir bu durumda iyi niyetli kiracının kılına bile dokunulmaması gerekir. Dokunanlar zulmetmiş olurlar...
Kime oy vermemeye gelince... Hangisi şerrinde en ehven ise, ona vermeksizin doğru bayram yerine koşmak. Kayık salıncaklarda kolan vurmaya...


