Bir zamanlar Erbakan...
Devlet Demiryollarından emekli Şaban Aykın hoca cumartesi günleri bizim Samatya’ya gelir, mahalle mescidlerinin birinde halka vaz’ü nasihatlarda bulunurdu...
Günün birinde hacı ninemizin de az buçuk zorlamasıyla gidip dinlediğimizde, konuşmasının sonunu insanla hayvan arasındaki farka bağlamıştı...
“İnsan namaz kılar, hayvan kılmazmış”...
(Amma bu, namaz kılmayan insan hayvandır anlamıyla yüklü değil)...
Namazla birlikte gıyaben Seyyid Kutup’u tanıdım. O sıralarda ortalıkta bir Erbakan lafı dolaşıyordu. Kimdi neciydi bu adam? falan derken öğrendik ki, Milli Nizam isminde bir parti kurmuş ve sonra da, partisinin kapısına kilit vurulmuş...
O günlerde devletten, rejimden ve siyasetten haberimiz yok. Zaman zaman gazetelerde “Eminsu toplandı” haberlerini okuduğumuzda, “Eminsu”yu cam şişelerle satılan içme suyu sanırdık. Derdik ki kendi kendimize “Herhalde içi mikropluymuş ki, belediye toplamış”...
Oysa bu Eminsu denilen nesne, 27 Mayıs darbesinin gadrine uğrayarak ordudan atılan subayların kurduğu bir dernek imiş...
Demek istediğimiz, o derece dünyadan kopuk hava civa yaşayan biriydik...
Eminsu’yu öğrendiğimizde Erbakan’ı da tanımaya çalıştık. Hasbel kader hiç aklımızda yok iken elimizde bir kalem peyda oluverdi. Ayda, on beşte bir Mehmet Şevket Eygi’nin Bugün’ünde Fazıl Erdemli müstearıyla görünmeye başladık...
Emekli olmaya gün kaldığı sıralarda Milli Gazete çıktı piyasaya. Günün birinde bendenizi efendim, bir köşeye oturtuverdiler, ayrıca da musahhihlik...
Erbakan’a tutuldum. Lakin hiçbir kimseci olmadığım için, Erbakancılıktan da köşe bucak kaçındım. Derken Vakit-Akit yılları...
¥
Her iki gazetede de selle müsellam düz kafa giderken zaman zaman Erbakan’ı da tenkit ederdim... Özellikle “bedelsiz ithalat” üzerinden kullanılmış otomobil ithalatına izin verme eğilimine girdiğinde, hiç tereddüt etmeksizin...
Tek kelimeyle ne ikaz etti ne de itiraz...
Bu arada Suud yönetimsizliğini de iğneleyip çuvaldızladığımızdan, günün birinde Arabistan’ın Ankara Elçisi, Erbakan’ı ziyaret eder...
Ziyaretin sebebi, selam sabah olsa da, bizi şikayet etmekmiş. Çuvaldızlamamızdan duydukları rahatsızlık!..
Hz. Allah Mekanını Cennet eyleye, Erbakan hocamız, ceketinin iç cebinde taşıdığı bir gazete kupürünü çıkarıp, Arabistanlı elçi beye gösterir ve der ki,
“Efendim bu yazı, bizim gazeteden şikayetçisi olduğunuz Atilla Özdür’ün yazısı. Bakınız beni de tenkit ediyor. Bizim anlayışımızda, basın kültür ve kurallarımızda düşünce ve fikir özgürlüğü esastır. Hakaret ve iftira olmadıkça kendilerine karışamayız. Sizleri anlıyorum amma, yazarlarımıza ve yazarlara müdahalede bulunmak prensiplerimize aykırıdır...
Bizleri hoş görünüz”...
¥
Erbakan bu idi amma onun tırnağı dahi olamıyacak merkep tıynetliler, kendisine yapmadıkları kalmayan terbiyesizliklerle hakaret ve eziyetlerinden vazgeçmediler...
Şimdi anlaşılıyor hocamızın önem ve kıymeti. Amma ne çare, yabancıya hem de KDV’den muafiyetli devlet destekli tapu satışında büyük inşaatçı beyaz müteahhitler, birbirleriyle kıyasıya yarışıyorlar,
Erbakan’sız ecdat topraklarında...


