Başkanlık, anayasa, vs, vs…
Osmanlı devletinin son döneminde başkanlık iktidarından ‘egemenliği paylaşma’ hareketleri yer yer filizlenmeye başlamıştı. Yabancı devletlerin, Tanzimat aracını kullandırarak kışkırttığı Hıristiyan tebaasının ülkeyi bölünmeye götüren isyanları üzerine, vatanı parçalanmaktan koruyup kurtarmak vacip olmuştu ümmete…
Başta İT olmak üzere çeşitli yeraltı teşkilatları kuruldu, maalesef, ümmetin itikadı bozuklarınca…
“Başkan” pozisyonundaki padişahın mutlak egemenliği, “anayasa” araçlarının kullanılmasıyla, halk adına bu teşkilatlarca paylaşıldı…
1876 anayasasına göre çift meclisli bir parlamento kuruldu. “Meclis-i Mebusan ve Ayan Meclisi”. Birisi avamın diğeri de havasın temsilcileri…
•
Yıl 1911, padişahlık, (Osmanlı’nın başkanlık sistemi)…
Dersim mebusu Lütfi Fikri bey Yeşilköy’den Fındıklı’daki Mebusan Meclisi’ne gidecek. Bir inzibat subayı yanına yaklaşarak Divan-ı Harbe sevkedilmek üzere karakola götürmeye kalkışır. Aralarında münakaşa çıkarsa da, Sirkeci’ye gelirler. Lütfi bey hiç aldırmaz ve “Millet” Meclisi’ne gelerek kürsüde durumu anlatır…
Mebuslar, “parlamento adına” Savunma Bakanını sorguya çağırır. Sorgu sualin yanında işin içerisine başka mevzular da karışınca, Savunma Bakanı Mahmut Şevket Paşa, diktatörlüğünden ötürü mahcup vaziyete düşer. Padişahın (başkanın) egemenliğini ve “Meclis-i Mebusan’ı hiçe sayarak, bunların yetkilerine ortaklığa kalkışma utancıyla görevinden istifa eder…
Devir padişahlık devridir ve meşrutiyet adına mutlakiyetle yönetilmesine karşın, yine de Meclis egemenliğinin anayasa güvencesiyle tahkimli gücüne karşı kanun dışı hiç bir kuvvet direnemez…
•
Numaralanmış Meşrutiyetler arasındaki Sultan Abdülhamid’in otuz yıllık parlamentosuz ara döneminden sonra, Birinci Dünya Harbi yenilgisi ve Kurtuluş Savaşı zaferini takiben siyasi partisiz 1921 ve tek partili devrin 1924 anayasaları…
Hiç bir kanun, Allah’ın hükümleri hariç, zaman ve şartlardaki değişimlere karşı direnemez. Bunların tadilen veya yeniden düzenlenerek değişimlere uydurulması kaçınılamaz gerçekliktir…
27 Mayıs’ın 61 anayasası da böyle bir mecburiyet ve zorunluluğun eseri. Partisiz meclis hükümetine kısa süreli alışkanlığın kitaplaştırdığı 1924 anayasası, sistemin çok partiliğe doğru evrilişinin toplumun gelişkin şartlarında meydana getirdiği değişim, Prof. Muammer Aksoy’un, “Doğrudan doğruya Türk milletinin eseri olan 1961 anayasasını zorunlu hale getirdi…Yıllardan beri Türk milletinin yükselen sesleri bu milletin ihtiyaçlarını tesbit etmiştir. Amma bazen duymamış, eksik duymuş olunabilir. Milletin sesini bazı yerlerde eksik-fazla tesbit etmiş isek, yüksek heyetiniz ikaz eder nerede yanlış yapmış isek, gayet tabiidir ki düzeltiriz” deyimiyle,
Devrin Kurucu Meclisi, 1961’in yerli ve milli anayasasına politik rahim oluşturmuştur.…
Gelelim bir diğer uzmanın yorumuna, Turhan Feyzioğlu’na…
“Bu anayasanın maddelerinin altında filan Avrupa anayasasının filan maddesinin değil, kendi çektiklerimizin, bu toprağın çocuklarının acılarını görmek mümkündür”…
•
Şalcı Erim etiketiyle meşhur Nihat Erim, devletçi ekolüne mensuptu. “Devletin selameti bakımından gerektiğinde demokrasinin üzerine şal atılarak daraltılabilirdi.” …
Daraltma işlemi milletin sırtındaki anayasa ceketinde kol ağızlarıyla verev çizgilerinde kısaltmalarla mı, yoksa eskinin tamirindense, modern kalıplara uygun kesim tarzıyla yaka astarlarından etek sürflelerine kadar yenileştirmeyle mi yapılmalıydı…
12 Mart dönemi askerlerinin himayesinde başlatılan çalışmalar arasında Tercüman Semineri de yer almıştı. DYP danışmanlarıyla birlikte Banker Kastelli’ye danışmanlıkta bulunan uzmanların da aralarında yer aldığı “Tercüman Grubu”nun hazırladığı anayasa tasarısı, tam anlamıyla bir başkanlık şemasıdır…
“Cumhurbaşkanına daha büyük yetkiler tanınmalı… Meclisin yanında, genel kurulda oy hakkı bulunmayan, üyeleri doğrudan cumhurbaşkanı tarafından seçilip ona bağlı işgören bir Cumhuriyet divanı kurulmalı… Cumhurbaşkanının; TRT ve üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek teşekkülleri… sendikalar ve yerel yönetimler… amme menfaatine hadim dernekler üzerindeki denetimleri ve idari vesayeti arttırılmalı… Devletin temel ilkelerine “aykırı kanaat” taşıyanlar devlet hizmetine alınmamalı”…
“Demokrasi mi devlet mi tercihi karşısında devlete öncelik tanınıp, demokrasi geri plana itilmeli”…
•
Türkçe ifadesiyle başkanlık sistemi, asker sivil karma topluluğunun 1961’in yenileştirme ve 12 Mart’ın da tesviye ve tebdil çalışmaları sırasında serdedilen fikirler kümesinden özümleyerek; düşünebildiğim, tahmin edebildiğim ve değerlendirebildiğim kadarıyla, işte böyle bir şey olsa gerek…
Belki yanılıyor da olabilirim, cehlimi ele güne yaymadan, yaşlılık sendromu deyip geçiverin, lütfen…


