--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Barajlara karşı çıkmışlar…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Hocaefendilerimiz televizyonlara karşı çıkıyorlar. Pek de iyi ediyorlar. Zaman zaman anne ve babaları görüyoruz, dağda kırda bayırda oturmuş piknik yapıyorlar. Hep birlikte ellerinde teneke kutu, içinde gazlı şekerli meşrubat. Teneke kutunun üst tavanıyla hemzemin puntalanmış  kapağını yırttırıp içindeki nesneyi tavanın dış deliğinden kafalarına dikiyorlar. Gördüğümde bunlara karşı çıkıyorum. Çıkarken de kendilerinden “kaşalotluğumun” hoş görülerek af  ricasında bulunuyorum…

 Çünkü, benden evvel ehli ilim karşı çıkıyor…

Devlet, vatandaşlarının ateşli ve kesici silah taşımasına karşı çıkıyor. Sağda solda yakaladığı silahlıları da derdest edip götürüyor. İyi ediyorsa da, silah da gerekiyor…

Yollara da karşı çıkıyorlarmış. Hatta daha da çirkin ve edepsizcesi, hızlı trenlere de. Tövbe Estağfurullah…

Kimsenin bunlara karşı çıktığı falan yok. Çıksa çıksa Allahsız kapitalistler çıkar. Çünkü  demiryolu ağları, karayolu şebekelerine nisbetle, özellikle bizim gibi azgelişmiş yoksullaştırılmış ülkeler için daha hayırlı ve faydalıdır. Hem sonra Turgut Özal beyefendi ifade buyurmamış mıydı, münakale sisteminde demiryollarına komünistlerin, karayollarına da kapitalistlerin öncelik tanıdıklarını… 

   Millet olarak bizler komünist miyiz be hatun kişi, memleketimizde hızlı trene karşı çıkılsın. Ayıp valla…

Bursa merkezindeki Haşim İşcan Bulvarını genişletmeye kalkıştılar. Kimse sesini çıkarmadı. Yolun ortasında bir mescid belirince işler çıkmaza girdi. Düşündüler, kafalarını yordular ve mescidi kirkoyla kaldırıp altına da dört tekerlek, beşyüz metre aşağılara götürdüler. Hiç kimse de kalkıp edepsizlik etmedi…

 Efendimiz Peygamberimiz buyurmamış mıydı, “yol üzerinde durup da gelene geçene mani olmayın” emrini veren…

Kamu yararı bulunduğunda camiler de yıkılır ağaçlar da kesilir ve hiç kimse de istemezük yaygarasına kalkışmaz. Nitekim, Yalova’da da tonlarca ağaç kesildi ve yapılan geçit sayesinde İstanbul İzmir arası rahata kavuştu. Üzerine üstlük, AKP il başkanlığı yol güzergahına astığı pankartlarla yapılan işlerden ötürü CHP İl başkanlığına teşekkürlerini arz eyledi…

Kimsecikler, mümin olsun kafir olsun, ister sünnetli ister sünnetsiz, yapılan işlere, tabii ki kamu yararına ise, sesini çıkararak istemezüüük çekmez…

Memleketimizde bir zamanlar matbaaya karşı çıkılmış. Terbiyesizlerce öyle suçlanıyor ecdadımız. Efendimiz Peygamberimiz, çarşı kontrolüne çıktığında görmüş ki dükkancının biri hurmayı beş liraya satarken kimileri de dokuz on liralara. Oysa hurmanın piyasadaki cari fiyatı sekiz on liralarda…

Soruyor, “Niyedir, maliyetinin de fersah fersah altında  bu fiyatlar”. Dükkancı da cevaplıyor, yesin millet… Efendimiz, günümüzün diliyle, “Hayır yapamazsın, karşındakilere top attırıp üç gün sonra tek başına kaldığında on liraya çıkacaksın. Olmaz böyle şey”…

Sosyal hadiselerin, kavga döğüş ve kıyametlerin altında çıkar endişesi ve menfaat beklentisi vardır. Osmanlı ecdadımızın dipten doruğa okuyup yazması yoktu, kitaplarla  mektuplar, ücreti mukabili adliye kapılarında tezgah kurmuş kamış kalemli katiplere yazdırılırdı…

İşinden ve ekmeğinden olma korkusu, el yazıcısı mektupçu katiplerin geleceğe dönük endişesi, postane kapılarını mekan tutanlara, matbaalara “istemezüüük” çektirdi…

  Unutmayalım, teknolojik gelişme yolunda atılan her bir adım, mutlaka ve mutlaka geçimini  kol emeğiyle sağlayan emekçinin ekmeğini elinden alır…

Hiç kimse köprülere karşı çıkmadı. Köprüler aynen Sümerbank fabrikaları, Etibank işletmeleri ve çimento fabrikaları gibi milletin ortak mülkiyetinde idi. Karşı çıkış, dünden bugünlere ülke ekonomisi üzerinde  hegemonyasını kurmuş egemenlerin, siyasetin   özelleştirme politikası gölgesinde yerleşik elit takımının, milletin ortak mülkiyetindeki değerlere beş parasına el koymasınadır…

Hiçbir Artvinli de “Bakıra Hayır” lafını telaffuz etmedi. “Etti diyenler”, müfteridir, günahkardır… 

 Hiç kimseye zina suçlamasında bulunamayız. Çünkü, zina oyununu son perdesine kadar bizzat kendi gözlerimizle hem de en azından dört kişilik grup halinde seyretmiş olmamız şarttır ve elzemdir.

Hiç kimseyi vatana ihanetle de suçlayamayız. Evvela kadı efendi itham edilenlerle ithamda bulunanları serdettikleri delilleriyle birlikte dinleyecek ve ondan sonra da kararını vererek hükmünü kesinleştirecek…

Diyecek ki, “Bu kişi şu, şu, şu melanetleri işleyerek casusluk faaliyetlerinde bulunarak vatana ihanet etmiştir. İbret-i alem için hak ettiği cezayı kendisine verdik”…

İnfazı için kılıç veya urgan tercihini de kendi kararına bıraktık…

Hani balyozcular, poyrazköylüler vatan haini idiler, ne oldu? Bu işler hamam tellaklığına benzemez…

   Bu işlerin şakası yoksa da, çevremizdeki  manzaralar insanı derinden derine düşündürüyor. Sanki buranın gazetelerinde destursuz kalem sallayanlar yüzünden, ötenin Cehenneminde,  Cehennemliklere yer kalmayacak… 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle