Bana dokunmayan yılanlar...
Ataköy sahil şeridinde devasa binalar...
Her biri sanki birer Uludağ. Kamuya açık olması gereken, herkesin ortak kullanacağı faydalanma alanlarını kapatıyormuş, denizden gelen serinletici esintilerin bölgeye girişine perde çekiyormuş...
Bakırköy’de yerleşik çevre sakinlerinin belediye başkanlarına yönelttikleri şikayet ve rahatsızlıklarının ana teması bu mesele. Denizin kapanması, meltem esintilerinin kesilmesi, güneş ışınlarıyla gün aydınlığından mahrumiyet vs, vs...
Bölge sakinleri haklı, çünkü bir zincirin baklaları gibi aralarında boşluk bırakmaksızın birbirlerini tamamlayarak takip eden bu devasa yapıların her biri birer yılan...
Amma bana dokunmuyorlar. Çünkü, Yeşilköy –Bakırköy aksının ne kıyı kesiminde ne de iç mahallerinde oturmaktayım...
Bu itibarla bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek, Ataköylülerin yakınmalarına üzülmüyorum...
Lakin, bu görüntü ve bu görüşüm, madalyonun bir yanı. Bir de gözden kaçırdığımız öteki yanı var ki, şikayetçileri haklı kılıyor...
Her neyse...
¥
Kalkınma ve gelişme hızını, ekonomik kategoriye bağlayıp GSMH hareketlerine kıyasen değerlendiriyoruz. Dünden bugünlere ne kadar zenginleştiğimizi bununla ölçüp hava atıyor, kurum satıyoruz...
Son yılların politikacı ağzına bakarsanız, başarı olarak gösterilen ve de hissedegeldiğimiz zahiri gelişme ve zenginleşme hızına ivme katan sektör gerçektir ki, inşaat sektörü...
Bu sektörün siyasi istikrara dinamizm kazandırıp ülke geleceğine can verici faktörü, yabancıya yapılan satışlar. İnşaatçıların olduğu kadar siyasetin de iftihar vesilesi oluyor yabancıların, pazarlamacılar tarafından Türkiye’den gayrimenkul sahibi edilmeleri...
¥
Üzerlerindeki kan, fiziki yapıları itibariyle sıradan bez parçalarını bayrağa çeviriyor. Uğrunda ölenlerle, kanını ve canını feda edenler varsa, o toprağa, vatan deniliyor ve kutsallaşıyor...
Bu itibarla ne bayrak ne de toprak, alım satıma konu edilebilir. Milli ve kutsal değerlerimizdendir bunlar...
Zahiri kaba görüntüsünde al bayrağımız üzerinde alım satım işlemi söz konusu edilemiyor olsa da, toprağın, tapu hakkı üzerinden yabancıya satışı, kalkınma perdesinin ardındaki anlam ve niteliği itibariyle, vakti geldiğinde alıcısına, bayrağın üzerinde sembol değişikliği emrini verdirir...
Hiç kimsenin şüphesi olmasın...
Bunun misallerinden birisi değil midir, Filistin’in günümüzdeki siyasi konumu?...
Dokunduğu için bin yaşasın diyemeyeceğimiz kapitalizmin muhafazakâr yılanının, günü geldiğinde topyekun milli bağımsızlığımıza yönelik beklenebilir saldırı hazırlıklarından birkaç satır arası örneği, sizlere;
Gayrimenkulde her yıl yükselen satış trendinde şüphesiz yabancılara satışın büyük rolü var. Ekonomide ihracata eşdeğer olan bu değeri (.....) Yabancıların mülk edinmesi konusunda tebrik edilmesi gereken şirketlerden birkaçının kamuoyuna verdiği mesaj gayrimenkulün de artık bir ihracat kalemi olması gerektiğini ortaya koyuyor. Buradaki en büyük enstrüman ise İstanbul (.......)
Özel sektörde bu işin hakkını veren ve yabancılara kısa sürede 3.5 milyar dolarlık satış gerçekleştiren firmalar, ‘İstanbul’u ne derece ve ne şekilde iyi pazarlarsak daha çok kazanırız’ fikrinden hareketle gayrimenkul projelerini sürekli geliştirmeye çalışıyorlar (...,...). Dünyada yabancının bir başka ülkeye giderek konut almasını kapsayan gayrimenkul pazarı yıllık 1 trilyon 100 milyar dolar. Bu rakam ABD’de 80 milyar dolarken Türkiye’de 3 milyar doları geçmez. Türkiye’nin bu rakamı en az 30 milyar dolara çıkarması lazım ki, ciddi bir kalkınma sürecine girelim.”
Emredersiniz efendim...
¥
Gayrimenkul pazarlamacısının Türkiye’nin geleceğini düşünmeksizin kendi çıkarına uygun planlanmak istediği kalkınma ve gelişme projesinin ana hammaddesiyse, İstanbul...
“İstanbul’u, daha fazla kazanabilmek için ne şekilde pazarlayabiliriz ve siyasete de, GSMH artışı sağlatarak istikrarı tahkimleyip ülkemizi zenginleştirebiliriz?”...
Yılanların öcü gibi, endişe ve tasası da bu...
Bana dokunan yılanlar bunlar. Tek kelimeyle ifade gerekirse, yabancıya toprak satışı, başta İstanbul’u...
Tapu hakkının, vişne ve çocuk beziymiş gibi ihracat malına çevrilmesi...
Denildiği gibi eğer, Ataköy sahilindeki çevre halkını Allah’ın hava ve güneşinden mahrum kılacak devasa otel binaları, resmi imar planlarının izniyle yabancı sahipleri tarafından inşa ettirilmekte ise, anlaşılır ki, hiç boşluk bırakmaksızın her bir tarafımız yılanlarca kuşatılmıştır...
O zaman sormak gerekiyor...
Ortalıkta almış başını giden şehit laflarından geçilmiyor...
Ne şehidi ve şehitliği için bu gürültüler?...


