Aynı havadan bir solo daha…
Atatürk’lü Meclis’in erken günlerinde laiklikten bahsedilince hocaefendilerden birisi soruvermiş.
Laiklik nedir, ne demektir?..
O da cevaplamış…
Adam olmak demektir…
•
Çarıklı erkanıharp, haylaz oğluna hep çıkışırmış. “Sen adam olmazsın, sen adam olmazsın”, gibi. Oğlu da Avrupalara giderek okumuş, bütün mektepleri bitirip geri dönünce, başlamış babasıyla makaraya…
Makaranın niceliğine gerek yok, sadece şu kadarı yeter.
“Ey papa, sen bana adam olmaz derdin amma. Bak ordinirayınus porofosor oldum da geldim”…
Babası da adam gibi karşılık vermiş.
“Oğlum ben sana profösör olmazsın demedim ki, sadece adam olmayacaksın dedim. Bak, olmamışsın işte”…
•
İnönü’lü günlerin birinde, yüksek yargının “adam olmuş” başkanlarından birisi, şu mealde bir laf etmişti…
“Tanrı insanları değil, insanlar tanrıyı yarattı”…
Altyapı üstyapı felsefesine göre geçerli bir safsata idiyse de, neticede, emr-i Hak vaki olunca, tanrıyı yaratan bu, adam olmuş insan, yatağında ölüverdi… Cenazesi musallaya getirilince, helallik merasimine hiçbir imam yanaşmayınca, Türkiye’nin hassas noktalarında, “Türkiye laiktir laik kalacak” haykırışları koro halinde söylenmeye başlamıştı…
•
Her ne amaçla olursa olsun, Hocaefendinin laiklikle ilgili sorusunun “Adam olmaktır”la cevaplanarak aşşağılanmasının yanında, bir anlamda da laiklik konusu, hocaefendi üzerinden, “dine bağlanıp”, dini çerçeve içerisine hapsedildi....
“Adam olma”lık keyfiyeti de, maalesef kaynayıp gitti…
Oysa “adam olma” kavramı, aklı başında, terbiyeli, zerafet ve nezaket timsali olduğu kadar, hukuka saygılı hakşinas bir efendi, hanımefendi anlamıyla da yüklüdür.…
Demek ki laiklik, kişiyi bu sıfatlarla tezyin edermiş. Atatürk’ün söyleminden bu çıkıyor...
•
Erken Cumhuriyet’in laiklik yönünden adam olma anlamındaki ana özelliklerinden olan süper varsıllığını, çok partili yıllarda da sür git devam ettiren güç, “devlet eliyle fert zengin ettirme” politikasıydı…
Başlangıcını İzmir İktisat Kongresine alırsak, ekonominin çeşitli meslek ve sektör temsilcilerinin hak ve hukukunun görüşüldüğü toplantıda (kimsesiz bırakıldılar denilmemesi için), Doğu Cephesi komutanı, Kazım Karabekir paşaya, işçi/amele temsilcisi olarak yer aldırıldı…
Burada alınan kararların eseri olması gereken İktisadi Devlet Teşekküllerinin başarı derecesi olağanüstü yüksekti. Ayrıca Türkiye, elinden kaptırtmadığı kadarıyla da, kalkınmasını bunlara borçludur. Olağanüstü yatırımsızlık dönemlerinde dahi KİT’ler, hem istihdamı genişletmiş hem de devlet hazinesini doldurmuştur. Ne var ki devlet adına bila tefrik hükümetler, sivil sektördeki yandaşlarının yararına meydana getirdikleri bütçe açıklarını kapatmak için bunların çoğunu da, hukuk dışı yollardan haraç mezat satışa çıkardılar…
Laiklik zikrini, hem de, dillerinden düşürmeden …
Özelleştirme lehdarları da, varsıllıklarını yine bu kongreye borçludurlar…
•
Özelleştirme, özü itibarıyle, toprak, tesis ve fabrika gibi gayrimenkul varlık satışıdır, gelen paraya “gelir” ismini verdiler. “Gelir” ise, ekonomik faaliyetlerden gelen paraya, kazanca denilirdi. Beri yandan da, Atatürk”e göre laiklik, “adam olmak”, demekti. Peki nerede kaldı bunların laiklikleri…
•
Oldum olası, Bayar Menderes döneminin ilk ağızdaki iklim şartlarının bereketli kıldığı kısa yıllar müstesna, hazine cihetinden de devlet kesesinin sürekli tam takırlığından ötürü istisnasız bütün hükümetlerin birbirlerinden dibi delik borç yüklü bütçe, devralıp devrettiklerini duyup, işitir ve okuruz…
Süt Endüstrisi’yle “Et ve Balık Kurumu” başta olarak, piyasayı halk yararına düzenleyen üretim tesislerinin hem de akılsızca ve yok pahasına satılmasının ardından ortaya çıkan manzaraya bakalım;
“Özel sektör mandralarının, süt üreticisi köylüyü vicdansızca istismar edişi ve işbaşındaki son hükümetin ilgili bakanının da, et fiyatlarının alıp başını gidişi karşısında iki elinin böğründe kalışı”…
Çirkin mi, hem de ne çirkin!…
•
“Laiklik adam olmak demektir” demiş Atatürk. Adamlık da, her şeyden evvel hukuka saygı ve hakşinaslığı gerektirir…
Musluk akarken destisini doldurtan zihniyet hukuka saygıyı ortadan kaldırınca, kendi gözlerindeki merteği görmeyenler de, yırtık dondan çıkarcasına, hemen başlayıveriyorlar cazgırlığa;
“Türkiye laiktir, laik kalacak”…
Ve de ayrıca;
Görevli oldukları ibadethanenin erken Cumhuriyet döneminden kalma ayakta işeme düzenini çömeliğe tebdilini düşünen imam efendisini, laiklik düşmanlığıyla suçlamaya…
Atatürk düşmanlığı, Cumhuriyet düşmanlığı ve kadın düşmanlığı da cabası…


