Atatürk-İnönü ayrışması...
İnönü sonrasının Çankaya Kiracısı Celal Bayar idi. Der ki, “Türkiye’de iki tür devlet görüşü birbirleriyle sürekli çatışma halindedir. Hakimiyetin kayıtsız şartsız millete olan aidiyet hak ve yetkisini kendisinin Meclis’teki varlığıyla doğrudan kullanması istenirken; karşı taraftaysa, kendilerine muhtariyet verilmiş kurumlar eliyle kullanılması savunulur”…
1924 Anayasası, birinci görüşe göre tanzim edilmiş, Atatürkçü bir demokrasi anayasasıdır. 27 Mayıs sonrasının anayasası ise, halkın mutlak hakimiyetine askerlerin, medreselerin, yargı kavramında ifadesini bulan mahkemelerle senatonun bir kısım üyelerinin ortak edildiği, İnönü anayasası…
1924 Atatürk anayasası, kitabiyatında her ne kadar hakimiyeti, bila kaydı şart milletin kendisine tanımış ise de, yıllarca süren tek parti yönetiminin uzunca bir dönemindeki bürokratik baskınlık da gözardı edilmemeli…
Şimdi yeni bir anayasa, fert-devlet ilişkilerinin düzenlenmesinde kullanılabilecek nitelikte, Atatürk-İnönü güçlerinin ortak bileşkesi bir anayasa aranıyor…
Erdoğan anayasası…
•
1961 Anayasasının toptan değişiklik çalışmalarında serdedilen görüşler, sanırız Erdoğan anayasası için fikir açıcı bir zemin oluşturabilir. Yeni Forum dergisinde yayınlanan, “Rejim ve anayasamızda reform önerisi” başlıklı raporlarında Coşkun Kırca ile Adnan Başer Kafaoğlu ikilisi, o anki durumu, anayasanın, meclis ve hükümeti yargıya tabi hale getiren “yargıçlar devletine” yol açtığını ileri sürmekteydiler…
27 Mayıs Anayasasının, Meclis’i 1924 sistemindeki gibi hükümete nisbet üstün tutuşunun, hükümeti pasifleştirerek seçimlerin yenilenmesini sağlayacak karşı silahlardan mahrum bırakışının, istenmeyen olaylara yol açtığını dile getirmişler. Mesela, nisbi seçim sisteminin eseri çok parçalı hükümetlerin, devleti yeniden şahlandırıp düşmanlarını ezememesi gibi…
Yeni Forum’a göre model olarak ortaya sürülen yenileştirme projesinde en kârlı çıkacak olan, devletbaşkanları olacaktı. Seçimlerin hem de iki turlu nisbi sistemle yeniden yapılmasını istemek. Oylamalara iştirak etmeksizin Meclis çalışmalarına katılacak (senato benzeri gibi), ‘Cumhuriyet Divanı’ üyelerini seçmek, yerel yönetimlerin, üniversiteler ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, amme menfaatine hadim derneklerin denetimiyle yetkilendirilmek…
Genel ve özel af ilan etme yetkisinin de ilave edilmesiyle adeta, seçimle işbaşına gelmiş bir diktatöre benzemeliydi…
Rejime karşı muhalefetin kesinlikle önlenmesi, yoruma bağlı da olsa “aşırı sağ ve aşırı sol ile bölücü örgütlerin” basın yayın ve propaganda özgürlüklerinin de kökten yasaklanması istenilmekteydi…
•
Erdoğan anayasası da hiç şüphesiz 61 Anayasası gibi, kalkınmayı sosyal adalet ve demokrasiyle beraber gerçekleştirmeyi hedefleyecekti. Günümüzün gelişmiş Batı demokrasileri ise, iktisadi kalkınmalarını gerçekleştirerek “Beş Büyükler” haline gelebilmeyi, içeride ve dışarıda insan haklarını baskılayarak memleketlerini refah devleti durumuna getirmişler…
Türkiye’de dahil, günümüzün az gelişmiş ülkeleri için, BM bünyesinde sömürgeleştirilebilecek boş parsel de bırakılmadığına göre, bu hal ve keyfiyette yeni anayasa tasarımcıları, özellikle iktisadi zeminde, özgürlük ve eşitlik için bakalım ne gibi araç arayışına çıkacaklar?..
Başkanlık sisteminden başka?..
Pekiyy, Başkanlık sistemi, Türkiye’yi de kapsamına alarak dünya çapında oluşturduğu kötü manzarada görünen “yoksulların, varsıl servetleri üzerindeki bedeli ödenmemiş haklarını” hiç değilse Türkiye topraklarında olsun, hangi araçlarla gerçek hak sahiplerine aktartabilecek?..
Yeniden bölüşümle mi, servet vergileriyle mi?..


