--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ataşehir’den sosyal manzaralar…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Çocukluğumuzdan hatırlarız, aileler akşam oldu mu, çoluk çombalak birbirlerine misafirliğe giderlerdi. Siyah beyaz televizyonun Türkiye’ye gelişiyle birlikte, “ki erken 60’lı yıllara denk gelir bu TV’leşme”, geliri düşükçe üç beş ailenin anlaşarak televizyonlu tek haneyi birlikte ziyaretlerine dönüştü…

Televizyonlar renklenerek ülke çapında yaygınlaştığında, hane halkları da eski durumlarına nisbet biraz palazlanmıştı Genel havadaki bu değişme, komşulararası misafirliğin yoğunluğunu düşürdü…

Bu değişimle paralel çağdaşlaşma hızıyla dilde amerikanlaşma hızının birlikte yükselmesi, üç-beş katlı apartmanları gökdelenlere dönüştürme modasının kapısını araladı…

Ataşehir Belediyesinin icraatlarını destekleyen bir süresiz yayında okuduk. Metrik Yükselmenin sosyolojik hikayesi gibi bir şey idi, okuduklarımız...

Apartmanların 10. ve daha yüksek katlarında yaşayanlarla yüksekliği 10 katın altında ikamet edenlerin arasında sosyolojik bir ayrışma mevcut. Irk ayırımı gibi bir hal. Efendimiz Rasulüllah ırk ayrımını, kötülüğünden ötürü, yasakladığına göre, ırkçı kafasının, yükseklerde yaşayanlarla alçaklarda ömür tüketenleri birbirlerinden ayırması da çok kötü, çirkin ve vahim olmalıydı.. .

Ayırma ve ayrılma mikrobu belalı sosyal bir zehir olarak insanoğlunun fıtri yapısına doğuştan zerk edilmiş. Allah’ımızın emir ve yasakları da sanırız, bu parazitin maya tutmasını önleyici kurallar manzumesi. Kullar, bu kurallarla sınanıyor. Yükseklerde  oturanların aşağının halklarına ayırımcı gözle bakmaları, imtihanı kaybetme sebeplerinden birisi olabilir de…

Ataşehir’deki yüksek binaların onuncu ve altındaki katlarda oturanlardan ev ziyareti için komşularına gitmeyenlerin oranı yüzde otuz beş iken, onuncu katın üstünde yaşayan aileler de bu oran yüzde elli beşe çıkıyormuş…

Atatürk mahallesindeki nisbet yüzde yüz imiş...

Bölge sakinleri arasında birbirlerini gördüklerinde  merhabalaşıp selamlayanların nisbeti yüzde yedibuçuk…

Komşularının hallerinden haberdar olanları, Atatürk mahallesinde ortalamanın altında kalıyorsa da Mevlana mahallesindeyse bu oran ortalamanın üzerinde…

Ataşehir’de yerleşik olup da, hini hacette komşusundan yardım talep etmeyenlerin nisbetinin Atatürk mahallesinde %30, Mevlana mahallesinde %26 olduğu görülmüş...

Komşusunun fiziki veya sağlık bakımından zor durumda kaldığını görenlerden bunların yardıma gidenleri yüzde doksan sekizlik bir ağırlık gösterirken, semt sakinleri toplamında böyle bir durumda hiçbir vakit yardıma koşmayanlar ise yüzde iki nisbetinde kalıyor…

Bu manzara bizi şu yoruma götürüyor…

Bir atasözümüze göre, “tok, açın halinden anlamazmış”. Kim bilir kaç bin yıllık bir söylemdir bu özdeyiş. Ataşehir manzaraları da bu atasözünü doğruladığına göre, yukarının insanı metrik irtifa bağlamında aşağıda yaşayanlara nisbet daha varlıklı olduklarından, gökdelen rezidanslarında yaşanan müreffeh dünyevi ömrün, öte tarafa olumlu ve pozitif anlamda faydası yok…

Manzaranın penceresini cevabı verilemeyen ve basit olduğu kadar da klasik bir soru ile kapatalım…

Sorarlar ki;

Tavuk mu yumurtadan, yoksa yumurta mı tavuktan?..

Bizimkisi de, niceliği farklı da olsa, niteliğinde aynen buna benziyor…

İrtifa mı insanı varsıllaştırıp bencilleştiriyor, yoksa varsıllık mı özneye metrik irtifa aldırıyor?..

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle