Aşağıdakilerle yukarıdakiler…
Yenilerde olacak, İstanbul’da Beyin Hastanesi ismi verilen yeni bir hastane açılmış… Kurdelesinin devlet ve hükümet erkânınca kesilip kesilmediğini bilmiyorum ve ilgi de duymadım…
Ekranlarda sergilenen reklam görüntülerinin, bakanların ağızlarından su akıtacağı kesin. Ne var ki, milletin ağzı ezelden kuru. Bu itibarla kimsenin suyu çekilmiş ağzıyla bu ve buna benzer hastanelere kindar bir gözle bakacağına ihtimal vermiyorum.
Amma, ya bakılırsa !
•
Sirkeci Florya sahil yolu uzunzamandır genişletme amacıyla yarı kapalı yarı açık hizmete zorlanıyordu. Çatladıkapı-Yenikapı arası epeyi genişletilmiş. Yenikapı’dan ötesi yer yer beş-altı şeride çıkarılmış. Samatya’dan Yedikule Askeri Ağır Bakım Fabrikası arasında gidişli gelişli üçer şerit...
Bu noktadan Yenimahalle arasının kara tarafını uluslararası alanda isim yapmış beş yıldızlı otellerle sürüsüne bereket yüksek yüksek kâşaneler doldurmuş. Tam da eski Et Balık Kurumu’nun bulunduğu noktadan sağ tarafa bir sapak yaptırılarak bu binalar için açılmış özel ve modern bir yol var ki, gel de o mahallin milletinden olmayı arzulama !…
Bakırköy sahilinden Hava Harp Okulu’na kadar uzayan şeridin deniz tarafı bütünüyle yabancıların portföyünde olsa gerek. Sahilde denize sıfır dikilen binaların yükseklikleri bir yana, bir de inadına geniş mi geniş, obez mi obez. İstanbul milletinden sıradan bir kişi sahile insin de, ayaklarını denize soksun mümkün mü? Bilmem amma denemesi bedava…
Bu şeritte eskilerden kalma çirkin ve halen döküntülü görünen tek katlı yapılar kalmış. Milletimiz ve devletimizin eskiden kullandığı baruthaneler. Bunları olduğu gibi tarihi eser olarak muhafaza etmeye kimseler güç yetiremez gibime geliyor. Ayrıca Hazine’ye ait olmasının bir önemi yok. Sahil boyu deniz kıyıları da Hazine mülkiyetinde idi. Kimlerin olmuş şimdilerde?
O tarihin de içine edecekler, yakında…
Yakın bir gelecekte diğer askeri tesislerde olduğu gibi Hava Harp Okulu da Yeşilköy kıyılarından alınıp Yalova’ya kaydırılacak. Boşalan kıyı ve kara arazisinden bir parsellik yer için kimler nelerini vermezdi ki…
•
Altı aydır KOAH’ın öksürük krizleriyle boğuşup duruyordum. Senelik olarak ekim-kasım aylarında başlar, mayıs-haziranlarda kapanırdı. 25 Nisan’a İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi için bir randevu koparabildim…
“Allah muhtaç etmesin ve eksikliğini de göstermesin” derler. Bu temennili dua, bir anlamda kinlenmeye karşı bir nevi sosyal ve siyasi emniyet subapıdır. Samatya Hastanesi de hemen bütün ana dallarla ilgili hizmetleri bünyesinde üstlenmiş bir sağlık müessesesi…
Genellikle ziyaretçileri, kamu hastanesi olduğundan yaşlı ve çocuklu kimseler.
Üç katlı poliklinikler bölümünde çalışan, dört kişilik tek gözlü haylice yaşlı bir asansörü de mevcut.…
Asansörden istifade edebilmek, yılbaşı piyangosu gibisinden bir nimet…
•
Buraya düşen bir hastanın ölesi geliyor. Sahil yolundaki yerleşiklerin arzusu da, dünyaya kazık kakmak…
Buralardan geçerken ölmeme duygusunu ben kendi payıma hissetmedim. Emir geldiğinde mecburen gideceğiz ve bu bir iman rüknüdür de. Bundan ötürü, yukarıdakilerin buralarda yaşarken ölümü düşünebileceklerine inanasım gelmiyor…
Daha ve daha, dahanın da dahası. Doymak yok, yutmaya devam…
Çünkü hayat onların hakkı, eğitimde, sağlıkta ve istirahatte de…
Şimdi soralım…
Ağzını açan her kişiye GEZİ’ci damgasını vurmak, ne derece sağlıklıdır, bir düşünsenize…
Nerede bu, hain, Gezi’ci ve Hayır’cı bolluğu!...


