--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Anayasa üzerine…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

Bir hanımdı, sahnelerin ve podyumların hanımı…

Hanımefendiliği de var mıydı yok muydu, bilmiyorum,  aslında doğru olması gerekirse de, halktan büyük tepki toplayan bir laf etmişti…

Dağdaki çobanla kendisinin oyu eşit olabilir miydi”?

Selamsız sabahsız kendini diğerlerinden bu tarz üstün görme sevdasına, fena halde bozulmuştuk…

Efendimiz Rasulüllah, kadınlı erkekli hepimizi bir tarağın dişleri misali aynı çizgide ve aynı ağırlıkta görüyordu. Beğenmediğimiz pozitif hukuk kurallarında da aynı eşitlik söz konusu…

İş müracaatında sen ben ayırımı yapamazsınız.. Temel ihtiyaçlar karneli tevziata tabi tutulduğunda, herkesin payına düşen ekmek dilimleri de, hak eşitliği adına, aynı sayıdadır. Farklılık, hak sahiplerinin yaşlarıyla işlerinin niceliklerinden doğar. Sosyal devletin kömür dağıtımından faydalanma hakkı da her aileye eşittir. Bu haktan fiili faydalanmaya gelince, hak sahiplerinin durumlarına bakılır. Yoksullarla kimsesizlere öncelik tanınır…

Kitabiyatta, gerçek ya da tüzel,  bütün kişiler kanun önünde eşit olsa da, sistem pratiğinde,  kimilerinin diğerlerine nisbetle biraz daha fazla eşitlendiğini oturduğumuz yerden görmekteyiz… 

Demek ki, şarkıcı ya da sergici o bayanın dağdaki çobanın oyu ile kendisinin oyunu eşit görmeyişi, hem yerinde ve hem de doğru bir tesbit…

Bu öyledir de pekiy, bizler niye tepki göstermişiz, hedefini onikiden vuran bu görüşe…

Bakınız, aynı görüşte olan daha başka niceler var…

“Bir işsiz veya çoban ile bir Genelkurmay veya Yargıtay başkanını-hele memleketimiz gibi fertlerin bilgi ve tecrübe seviyelerinin çok farklı olduğu bir ortamda- devlet işlerinde aynı derecede yetki ve eşit hakka sahip saymanın memleket gerçeklerine uymayacağı” görüşü, Prof. Hüseyin Nail Kubalı’ya ait…

İsterseniz Ord. Prof. Sıdık Sami Onar’a bakalım, ne diyorlar…

“Siyasi iktidarın teşekkülünde bir işsiz veya çobanın oy kuvvetiyle, öğrenimini tamamlamış ve bir meslekte devamlı çalışmış ve bu suretle başarı imtihanını geçirmiş bir yurttaşın oy kuvvetini eşit saymak, sosyal realitelerle bağdaşmaz”…

Bunların her ikisi de, 61 anayasasını hazırlama masasının ustalarıdır…

Birincisinde, herkesin Genelkurmay Başkanı olma hakkı eşit derecede vardır. Buna kimse mani olamaz. Lakin, bu hakkın başkanlık yapacak kişiye bahşettiği yetkilerin kullanımına gelince, bu kullanım hakkı birtakım kriterlerin varlığına bağlı…

İkinciye gelince, Sıddık Sami Onar’ınki çok net. Seçim günü sandık başına oy kullanma haklarında kimsenin kimseye üstünlüğü yok. Hepimiz tek atımlık hakka sahibiz, fazlası yok. Farklılık, sadece adayları kalitesine göre tesbit etme kabiliyet, ehliyet ve ustalığında…    

Yeni Türkiye’nin anayasa çalışmaları başladı- başlayacak. Mer’i anayasasına göre Türkiye, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti sayıldığına göre, hakimiyet hakkıyla birlikte onun kullanım yetkisinin de, AMMA, genel oya bağlı olmak kaydıyle, millete ait olması iktiza edecek…

•Pekiy, oy hakları arasındaki eşitlik, eşitsizliğin de değerlendirilip dikkate alınması durumunda, nereye kadar? Yaşına, başına, tecrübesine ve tahsiliyle işine, gücüne ve servetine bakılmaksızın, herkesin oyu eşit mi sayılacak?..

Mesela, askerlik görevini yerine getirmiş olup olmamak, getirmiş olma durumunda, 

Bedeniyle mi, bedeliyle mi? gibi… 

Gelelim ikinci meclise…

Seçim sisteminin aday tesbitindeki çift dereceli anti demokratik uygulama pratiği,  hakimiyetin kullanım yetkisini, resmen ya da teamülen, parti başkanlarına veriyor... Bilgi, siyasi cesaret ve şuur seviyesi bakımından olgunluk farklarından istifadeye kalkışacak iktidarların, sayı çoğunluğuna güvenerek kendilerini devletleştirerek, diktaya yönelmelerini önleyecek fren mekanizmaları mesela…

Eğer bir ikinci meclis düşünülecek olur da, üyelerinin Cumhurbaşkanlığı kontenjanları ve çeşitli meslek kuruluşları tarafından temsilciliğe uygun görülenlerin sandıktan muaf tutulmaları durumunda, halkın hakimiyet hakkı gasp edilmiş olmaz mı?..

61 ve 82 anayasaları siyaseten milletin bizatihi kendi eserleri değildi. Fiili darbe iktidarları tarafından seçimsiz tayin edilenlerce kotarıldıklarından, ne milletin idi ne de milleti temsil ediyordular...

Millete maledilmesi amacıyla tertiplenen referandumlardan kabul oyu almalarıysa, “aldırtılma” olduklarından, başlı başlarına birer, mizahi serisinin dünya şaheserleriydiler…

Haydi bakalım, Ya Bismillah…

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle