--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Anayasa, ah Anayasa, ah…

Atilla Özdür
Atilla Özdür

İktidar gücünü iktisaden eline geçirmiş burjuva özentileriyle bürokratik oligarşinin, ortak arzuları  “siyasetin kontrol ve denetiminde kadro değişimi”, 27 Mayıs hareketinin dinamik güçlerinden birisidir. Ayrıca, askeri bir hareket  olması itibarıyle de 27 Mayıs, siyasi ve iktisadi nitelikli tepeden inme bir darbe...

 Darbenin hemen akabinden de, gelecek yılların esenliğini düşünenlerce, yeni  anayasa çalışmaları...

 Bayar – Menderes ekibinin 14 Mayıs Beyaz İhtilali, Türkiye’yi, CHP’nin sol görünümlü devletçi sağcılığından çevirip, serbest ticaret politikasının kısmı liberalizmine yönlendirmişti. Özel sermaye birikimi tekelleşmeye çalışıyor, tarımda makinalaşmayla başlayan kalkınma hızı ülkenin dışa bağımlılığını arttırıyor ve tarımdan kopan emek gücü şehirlere göçerek, burjuvalaşma özlemindeki sermayenin üretim bandlarında kendine yer arıyor...

Gölgesinde dünyaya geldiğimiz anayasa, ithal kefen bezini  yerlisiyle ikameyi düşünenler tarafından 1924 yılında düzenlenmiş. O yılların öncüleri, kendi iktidarlarının ilelebed süreceği inancında olduklarından, halk hakimiyetinin sandık haricinden kontrol ve denetimini pek önemsememişler. Bu itibarla, anayasa mahkemesine lüzum görülmemiş...

Bizim yapılışına şahit olduğumuz anayasa, yavaştan yavaşa başlayan sınıflaşmanın 27 Mayıs belasını başımıza doladığı günlerin eseridir. Partiler çoğalmış, yarım yamalak da olsa demokrasi denilen bir cins-i latif müsveddesi siyaset alanına oturtulmuş. Halk oyuyla iktidara gelen kadroların, bir evvelki evrede sanıldığı gibi, “süresizliği” söz konusu değil.  İktidarın, sandık dışından denetleme mekanizması olarak “Anayasa Mahkemesi” düşünülmüş ve müesseseleştirilmiş.

Ayrıca bir ikinci meclis olarak da, bir kısım üyesi sandık dışından seçmensiz ve halksız  gelme, “Senato”...

Bu evrede 24 Anayasasına nisbetle asker eli değmiş 61 anayasasında politikacının güçsüzleştirildiği oranda yargı  güçleniyor. Budur ki Demirel’i, zaman zaman anayasanın kendilerine yerine göre bol veya dar  gelişinden şikayete zorlayan realite...

Demirel’in siyasetteki yetki darlığından şikayetine kulak  veren askerler de cevaben, “madem öyle, bu kez de böyle” diyerek, 12 Eylül Evren Anayasasını piyasaya sürdüler...

Bilhassa aşağı sınıflardaki dar gelirli ve işçilerin keseleri boşaltıldı, dilleri kesilerek ses telleri koparıldı. Varmış gibi hissedilen siyasi bağımsızlığımıza tersinden nisbetle, iktisadi bağımsızlılığımızın  kıymet-i harbiyesi hiç kalmadı...

Ve şimdi sıra geldi yeni Türkiye anayasasına, üç eskinin ortak bileşkesine...

Başkanlık mı parlamenterizm mi?

  Urganın bir ucunda hazirundan liberal muhafazakar sağcı Devletbaşkanları Tayyip Erdoğan, diğer ucunda da, varlıklarıyla yoklukları farksız sağcı muhalefetten, Kılıçdaroğlu ve Bay Devlet Bahçeli...

Çekiştirip duruyorlar, bakalım kim kopartacak...

Türkiye’de yerli kefen bezi çalışmaları yapılırken beri yandan da tayyare üretimi düşünülmüş. Beşiktaş iskele meydanında da fabrikası. Başkanlıkla yönetiliyoruz...

Otomobil yapalım demişler ve yapmışlar da. Başımızda yöneticimiz olarak yine bir başkan,  Devletbaşkanları Kenan Evren...

Tayyare fabrikasını başımıza yıktırmışlar, otomobilimizin de gazını tuzunu kurutmuşlar, müşteri kaybetmemek için, müttefik dostlarımız...

Urgan çekişmesi süredursun, dostlarımızca bize uygun düşürülen vazife, üç milyar gavur parası karşılığında pis savaşın yurtlarından ettiği Suriyeli göçmenlere mürebbilik etmek...

Bendeniz efendim, tiksinerek utanıyorum. Sizleri bilmem...

Bu ay kullandığım elektrik enerjisi 212 KW.  Birim  fiyatı 0,212 TL’den, 45 Türk lirası...

Dağıtım bedeli  (birim cinsiyeti santim mi, gram mı yoksa litre hesabıyla mı ve cinsiyeti de, her ne ise) 212... Birim fiyatı 0,118 TL’den,  25 Türk lirası...

Başkanlık mı, parlamenterizm mi? 

 

Atilla Özdür Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle