Anayasa...
Bir ülke, krallık, cumhuriyet ya da şıhlık, şeyhlik benzeri bir sistemle çekilip çevriliyor. Halkın bütünlüğünü teşkil eden kabileler, ocak veya bucaklar, kendi aralarında ölümüne hırlaşırken, meydana getirdikleri organizmtrak bir işbirliğiyle, egemen devlete karşı zaman zaman baş kaldırıp kılıç sallıyorlar...
Amma hükümran reis, her kim ise, ekseriya isyankarlara hadlerini bildiriyor. Ve en sonunda kendileriyle cebelleştiği bölük pörçük isyankarların temsilcilerini karşısına alarak, onlarla pazarlığa oturuyor ve diyor ki;
Biz şu düzensiz ve hukuksuz gidişatımıza bir son verelim. Hepimiz insanız ve kimsenin de lutfu keremiyle verilmemiş birtakım haklarımıza sahibiz. Bunları bir düzene koyalım. Nizamnameyi ben yaptım, buyurun siz de imzalayın sulh ve huzur içinde yolumuza koyulalım...
Anayasa denilen sosyal düzenek de işte bu ve bu kabilden nizamnamelerdir...
¥
Hz. Allah-ü Azimüşşan (CC)’ın da, kainatın sahip ve çevirgeni sıfatıyla, Peygamberlerine gönderip kullarına sunduğu kutsal kitaplar da, aslında birer anayasa. Kulları, zamanın ölçülerine göre modernleşerek yürürlükteki anayasa çizgilerinin dışına çıkınca, Sahibimiz Allah-ü Azimüşşan, sıra ile bunları geliştirerek yenileştirmiş. Sonuncusunu da, Hatem-i Enbiyası Efendimiz Rasulullah vasıtasıyla bizlere iletmiş...
¥
Sekiz asrı bulmuş İngiltere Kralının kendisine illallah çektirten isyancı ayanlarıyla imzaladığı sulh sükun amaçlı disiplin sözleşmesi...
Magna Carta ismi veriliyor bu sivil anayasa taslağına... Bir maddesinde deniliyor ki,
“Hiç kimseye, kendisi için fidye ve oğluyla kızı için de okuyup evlenme durumları dışında kendi beyliği altındaki özgür kişilerden yardım toplama izni vermiyeceğiz”.
Buradaki (hiç kimseye) terkibini günümüze uydurursak, “hiçbir kamu yöneticisi, hiçbir belediye reisi, hiçbir mahalle muhtarı veya hükümet üyesi” denilmek istenildiği ortaya çıkar.
Kısacası, İngiltere kralı bundan tam sekiz yüz yıl önce ülkesindeki ayanlar ve soylular ve güçlüler üzerinden İngiliz halkına şu teminatı veriyor...
“Hiç kimseye hadsiz ve hukuksuz ne para cezası ne de hapis cezası verilecektir, bu başıboşluk kesinlikle yasaklanmıştır. Postlara, konusunda uzman ve ehliyetli kişiler tayin edilecektir. Kayırmacılık ve rüşvetçiliğe asla izin yoktur. Haksız uygulamadan zarar görenlerin kayıpları derhal giderilecek ve hiç kimse kim olursa olsun, kendi dûnundaki kişileri angaryaya koşmayacaktır...
“Halktan toplanan paralar amacının dışında kullanılmayacak ve halk kesimleri ödediği vergilerin yerinde kullanılıp kullanılmadığı konusunda yönetimi altında bulunduğu beyliğinden korkmadan bunun hesabını soracaktır...”
Kimlerdir bu kendilerinden hak, para gasbı ve angaryaya koşulma hesabının sorulabileceği beylikler:
İngiltere kralı, Londra, Winchester, Dublin, Canterbury ve benzeri yerlerdeki kadetral ve kiliselerin, piskoposları, kardinalleri, kontlar, düşesler ve halk üzerinde egemenlik kurmuş hegemonlar....
¥
Son Nebiyullah Hz. Peygamberimiz Muhammed Mustafa ile birlikte imani ilkelerin tümünü kabullenerek, Kitabımıza göre, diğerlerine nisbet üstünlüğe sahip politikacılarımız, aylardır hatta yıllardır oturup da şöyle bir, Türkiye’nin şu üstün insanlarına, sekiz asır öncesinin protestan İngiliz kralının papazlarıyla birlikte kendi halklarına verdikleri garantiye benzer garantili bir mukaveleyi kotaramadılar...
Ayıp...
Ayıptan da öte...
Belki de şundan utanıp çekiniyorlar...
Hani şu depremzedelere yardım amacıyla ve yalnız bir seneliğine telefon kullanımına salınmış verginin hâlâ vergi piyasasında hükümetlerce meşru gasp silahı olarak kullanılmasından...
Öyle ya halk, kendisine verilen sözlü ve yazılı güvenceye dayanarak,
“Yeter lan, vermiyorum artık!”...
Diyerek dayatsa, ne yapabilirdi bizimkiler?...
Başkanlık başka...


