Altüst ilişkileri…
“Yemek için mi yaşamak, yoksa yaşamak için mi yemek?” konusu, “Tavuk mu, yumurta mı? Hangisi hangisinden?” bilmecesini andırır...
Sol dünyası, altyapının üstyapıya şekil verdiği teziyle bu bilmeceyi çözer…
Altyapı da üretim faktörlerinin başında yer alan sermaye vardır, toprak vardır, menfaat ve çıkar vardır. Bunlarla entegre iktisadi endişeler, beklentiler ve binbir türlü hesaplar. Dolayısıyle fiziken ve biyolojik perspektiften bakarsak, yaşamak için yemek gereklidir…
Esasen, dinimiz ve kültürümüzce tavsiye edilen edeb ve terbiyeli hayat tarzı da, tam doymamış halde sofradan kalkmak değil midir?...
Üst yapıdaysa, hak hukuk kuralları, güzellik ve çirkinlik gibisinden izafi değerlendirmeler, ahlak, politika ve hatta ticarete alet edilmiş biçimiyle asliyetinden koparılmış, soyulmuş, “modifiye din” yer almaktadır. Yaşamak için yemenin mutlak gerekliliği, üstyapı unsurları tarafından yemek için yaşama formatına dökülür…
•
Bir toplumun iktisadi düzeninde meydana gelen-getirilen değişimler, oradaki geçerli yerleşik değer yargılarını, ahlakını, hak ve adalet zihniyetiyle birlikte kurallarını da değiştirir…
Osmanlı toplumunda toprakta mutlak mülkiyet hakkı kişilere tanınmamıştı. Toprak, mülk olarak münhasıran Allah’ın mülkiyetinde olup, O’nun vaz ettiği düzeninin uygulayıcısı devlet ya da padişah, kral, hükümet ya da her kimler ise, onlar tarafından toplum yararına işletilmesi şartıyla, küçük küçük birimler halinde kişilerin ellerine emaneten teslim edilirdi…
Emaneten teslim pratiği, küçük birimlerin tek ellerde toplanarak bilahare toprak ağalıklarının oluşmasına, ya da miras yoluyla bölünerek hayatın olmazsa olması durumundaki verimde kaybın önlenmesine matuf, kendine özgü devletçi bir ekonomik sistem idi…
İşte bu sistem, “Pabucun dama atılması” ihtar ve özdeyişiyle simgelenen ahilik zihniyetini, altyapının, üstyapıda meydana getirdiği ahlak ve hukuk kurallarının sentezi olarak müesseseleştirmiştir…
1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Anlaşmasıyla sömürgeleşme sürecine girdiğinde iktisadi düzenini liberalizme kaydıran Osmanlı toplumu, “Pabucun dama atılması” geleneğini yavaştan yavaşa terke yöneldi…
Modernleşme adına ve ittihatçı bürokrasi eliyle…
•
Bir asır sonralarına doğru Cumhuriyetin ilk günlerinde toplanan İzmir İktisat kongresinde, Osmanlı devletinin, toplumun bütününü koruyan devletçi sistemi, sadece devlete dayanık varsıl Batıcı kesimini kollayan liberalizme çevrildi…
Burjuvalılaşmaya özentili sermayenin vasat halkı solculuğuna inandırdığı CHP. Sırasıyla Serbest Fırka, yine CHP. Ve ardından da Bayar Menderes iktidarıyla Demirel’in, devlet desteğiyle zengin üretme politikalarının sonucunda, “sahtekarın pabucunu dama atma” tarzındaki cezalandırma kültür ve geleneğimize 12 Eylül faşizmiyle son darbe vuruldu…
Şimdi günümüze gelelim…
•
Altyapının, üstyapıdaki bütün müesses yerleşik değerlerinin altını üstüne getirdiği ahlak dışı meşum bir dönemin kahredici atmosferi altında yaşıyoruz…
Rıza Zarrab isimli bir Türksever işadamının, Yüz milyon ve milyarlarca cari açığımızın büyük bir kısmını inandırıcılığı şüpheli bir operasyonla bir gece içinde kapatıvermesinin doğurduğu şaşkınlığımız arasında asıl güme giden de, kıyamet alametlerinden sayılan yüksek yüksek binalarla zinalara son zamanlarda tanınan altyapı destekli helalinden meşruiyet imtiyazı olmuştur…
Bu ahval ve şerait, hiç kuşkusuz, Osmanlı Devletçiliğine doğru, geriye dönüşü emrediyor, siyasete…
Buyurun, 1 Kasım 2015 donanma şenliklerine…


