• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Hepimiz "Ben İslam’ın oğluyum Selman’ın kardeşiyim” diyebiliyor muyuz?

29 Ağustos 2026
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Hepimiz "Ben İslam’ın oğluyum Selman’ın kardeşiyim” diyebiliyor muyuz?
ALİ SANDIKÇIOĞLU

Hucurat suresinin 13. ayeti kerimesinde Mevlamız: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir. Her şeyden haberdardır.”. “İnsanlığın selameti, huzuru, birlik ve beraberliği için en güzel yol İslam'dır. Hiç kimse, milliyet, renk, dil ve benzeri beşeri yaratılışla ilgili farklılıklar sebebiyle diğerinden daha üstün değildir.”. Peygamber Efendimiz (SAS) veda hutbesinde ve başka zamanlarda şöyle buyurmaktadır: “Allah indinde en şerefliniz takvâca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan (acem) üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvâ iledir.” (İbn Hanbel, 5/411). Bir gün Mescid-i Nebevi'de sahâbīler toplanmış aralarında sohbet ediyorlardı. Cahiliyeden kalma bir anlayışla birbirlerine karşı ırkçılık ve kabilecilik yarışı içerisine girmişlerdi. Dediler ki, soy ve soplarımızdan bahsedlim. Arada olanlardan birisi ben Temim kabilesindenim dedi. Bir diğeri ben Evs kabilesindenim, bir diğeri ben en şerefli kabile olan Kureyş kabilesindenim diye cevap verdi. O esnada içlerinden biri, Peygamber Efendimizin (SAS) çok değer verdiği, çok sevdiği İran asıllı Selmân-ı Fårisiye imalı ve küçük görücü bir şekilde "Sen hangi kabiledensin, soyun nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Selman (RA): “Ben İslam'ın oğlu Selmân'ım." dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: "Ben yolumu kaybetmiştim; Allah, beni Peygamberimiz (SAS) ile hidayete erdirdi. Ben fakirdim; Allah, beni Muhammed Mustafa (SAS) ile zenginleştirdi. Ben köleydim; Allah, beni Resûlü ile özgürleştirdi.” Bu konuşmalara şahit olan Hz. Ömer (RA) orada bulunanlara "Benim de soyumu öğrenmek ister misiniz?" diye sordu ve şöyle söyledi: "Ben de İslam'ın oğlu Ömer'im, İslam'ın oğlu Selmån'ın kardeşiyim.” Hz. Ömer (RA); uzun maceralardan sonra Hz. Peygamber Efendimizin (SAS) önüne diz çöküp Müslüman olan, Peygamberimizin kendisini çok sevdiği ve onun için “Esselmanu minna” Selman bizdendir buyurduğu Hz. Selman’i (RA) bir nevi küçük görerek, cahiliyeden kalma adetleri ile bilmeden ona senin soyun kimdir diye soranlara Hz. Ömer (RA) bugün hepimiz için büyük bir ders mesabesinde olacak tarihi cevabı vermişti.


Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyurmaktadır: “Allah sizin dış görüşünüze bakmaz. Ama sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” (Müslim bir 33,  ibn Mace Zühd 9). Hz. Ali (RA) şöyle der: “Elbise ve süslenmekle elde edilen dış güzellik kalıcı güzellik değildir. Asıl güzellik ahlak ve davranış güzelliğidir ki onun sahibini hem imanlı çevresi hem de yaratanı sever.”. 

Kur’an-ı Kerim’de Tekasür suresi vardır. Bu surenin iniş sebebinin incelediğimiz zaman şunu görürüz. İbn Ebî Hâtim'in İbn Büreydr'den yaptığı rivayete göre: bu sûre Ensar'dan Benî Harise ile Benî Haris kabileleri hakkında inmiştir. Rivayete göre bu iki kabile mal ve evlât, soy-sop ile böbürlenme ve büyüklük taslama yarışına girerlerdi. İşi o kadar ileri götürürlerdi ki, zaman zaman kabirlere gidip “şu ve şu adamımızın sizde bir benzeri var mıdır?” veya “şu ve şu kabir bizim kabilemizdendir” derken; diğer kabile de kendi adamlarının kabirlerini gösterip sayı ve soy bakımından böbürlenirler ve böylece sonu gelmeyen bir yarış içinde tartışıp dururlardı (Suyuti esbabı nüzül 122). Diğer bir rivayete göre bu sure, Kureyş'ten Benî Abdimenaf ile Beni Sehm kabileleri hakkında inmiştir. Şöyle ki bu iki kabile arasında çok gerilere uzanan bir tartışma sürüp gelmekteydi. İleri gelen söz sahipleri, hangi kabilenin sayı bakımından daha çok olduğu üzerinde inat ve ısrarla dururdu. Abdimenaf Kabilesi: “Bizler gerek seyyid, gerek aziz kişiler bakımından daha çokuz” derken, diğer kabile de benzeri iddialar ileri sürerek böbürlenme yarışını sürdürürlerdi. Bazen de iddialarını doğrulamak için kabristana gidip kendilerine ait ölüleri sayarlardı. Böylece diri insan bakımından Beni Abdimenaf'm, ölü bakımından Benî Sehm'in daha çok olduğu anlaşılırdı (Suyuti esbabı nüzül 122). 


Unutmayalım ki; “Her Müslümanın, kendine karşı vazifelerinden biri de kendini iyi yetiştirmek, ilim ve güzel ahlâk sahibi olmaktır. Şair ne güzel söylemiş: “Şerefül-insâni bil-ilmi vel-edeb; Lâ bil-mâli ven-neseb.” yani insanın şerefi, ilim ve edep iledir. Mal ve nesep ile değildir. Edep, terbiyeli ve güzel ahlâk sahibi olmaktır. Nitekim İslâm büyükleri de “Hiçbir bî-edeb, vâsılı ilallah olamaz” demişlerdir. Yani, edebi olmayan hiçbir kimse, Allahü Teâlâ’nın rızasına ve sevgisine kavuşamaz.”.

Malın, mülkün, üstünlüğü ile zenginliğin, servetin çokluğu ile hasep, nesep çokluğu ile makam mevki sahibi sebebi ile iftihar etmek hiçbir şeye yaramaz. Kişi ile beraber gidecek ancak ameli, imanı ve dünyada yaptığı iyilikler, hayır ve hasenatlarıdır. Peygamber Efendimiz (SAS) şöyle buyuruyor: “Âdemoğlu “malım, malım” der durur. Senin malın sadece yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin ve tasadduk edip geçtiğindir.” (Müslim Zühd). Müslim ise bu hadîsi Süveyd b. Saîd'den şöyle rivayet etmiştir: “Kul, malım, malım der durur. Ona malından ancak şu üçü vardır:


1- Yiyip tükettiği,


2- Giyip eskittiği,

3- Tasadduk edip geçtiği. Bundan başkası (elden) gidici ve sahibi de onu terk edicidir.”. “Ölen kimseyi üç şey takip eder. Onlardan ikisi geri döner, biri ise onunla beraber kalır. Ev halkı, malı ve ameli onu takip eder. Ev halkıyla malı geri döner, ameli ise onunla kalır.” (Tirmizi zühd 46). 

Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

 


DEVLET BÜYÜKLERİMİZE:

Sn. Cumhurbaşkanımız,

Sn. Maliye Bakanı,

Sn. Ticaret Bakanı,

Sn. mesleki kuruluşların yönetim kurulu üyeleri ve başkanları,

Anadolu’muzdan binlerce esnaf vergi ve SSK ile diğer borçlarının taksitlendirilmelerin devlet büyüklerimizden istemişlerdi. İmkanlarımız ölçüsünde küçük esnafın sıkıntılarını acizane birkaç defa köşemize taşımıştık. Kısa bir süre önce televizyonlardan bir haber dinledik, küçük esnafın prim borçları 36 ay/72 ay taksitlenecek diye. Yapılan bu taksitlendirme küçük esnaf için kesinlikle bir kolaylık değil zor olanı daha da zorlaştırmaktır. Esnafın boynuna katlama faiz borcu yüklenmiştir. Zaten işleri çok bozuk olan küçük esnaf daha da zor duruma düştüler. Elime bir mükellefin taksitlendirme evrağı (makbuzu) geldi. Lütfen dikkatle bakanız. Esas borç 12.812 TL, tahakkuk eden katlama faiz 179.694 TL. Mükellef ana borcumu ödeyeyim diyor görevli hayır önce faizi yatıracaksın sonra ana parayı ödeyeceksin diyor. Esnaf bunu nasıl ödesin, bu yükün altından nasıl kalksın. Bu insanlar da bizim insanlarımız. Hepsinin baktığı aileleri ayrıca ikra ve elektrik giderleri, çocuk okutanları, hastalarına bakanları var. 


Başta sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm ilgili devlet yetkililerimiz, siyası parti başkanlarımız, milletvekillerimiz, ilgili meslek kuruluşlarımız konunun üzerine acilen giderek ya faizleri tamamen silmeleri veya ödenebilecek makul bir seviyeye indirmeleri borç yükleri altında ezilen esnafımızın acilen isteğidir. İnşallah sayın yetkililerimiz kısa bir süre içinde buna bir çare bulur binlerce esnafın ve ailelerin dertlerine derman olurlar.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23