• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Tarih boyu hırsızlık

22 Ağustos 2026
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Tarih boyu hırsızlık

ALİ SANDIKÇIOĞLU

Hırsızlık suçu insanlık tarihi kadar eskidir. Hırsızlığın bütün toplumlarda semavi olan veya olmayan dinlerde de suç sayıldığı bilinmektedir. Eski Çin ve Hint’ten Asurlar ve Hititlere kadar kadim toplumlar da ve Brahmanizm ve Konfüçyanizm batıl dinlerinde bile hırsızlık büyük suç ve günahlardan sayıldığı, yapanlara çeşitli müeyyide uygulandığı bilinmektedir. Ahdi Atikte yer alan on emirden biri de “Çalmayacaksın”dır (Çıkış 20/15). Hırsızlara verilen ceza çalınan malın misliyle geri ödenmesidir. Şayet hırsızlık yapan çalan kişinin çaldığı malı ödeyecek imkanı yoksa o zaman çalan kişi köle olarak satılır (Çıkış 22/3). İsrailoğullarında hırsızlık yapan kişi çalma işini (Şabatta) yani cumartesi günü yaparsa ona verilecek ceza ölüm cezasına kadar gider (Ketubbot 31a). Eski Türkleri incelediğimizde çalmanın suç sayıldığı ve çeşitli cezalar çalan insana uygulandığını görürüz. Bilindiği gibi dünyamız süratle ahir zamana, kıyamete doğru gidiyor. Hz. Peygamber Efendimiz’in (SAS) beyan ettiği kıyamet alametlerinin birçoğu vuku bulmuştur. Dini kaynaklarımızın beyanına göre ahir zamanda ahlaki yozlaşmanın, ahlaksızlığın, rüşvet ve hırsızlık gibi günahların artacağı bildirilmiştir. Bu dönemde ise güven duygusu zayıflar ve haramalar normal gözükmeye başlar. Öyle bir hale gelinir ki insanlar rüşveti “hediye” adı altında meşrulaştırıp alıp ermeye başlarlar. Bu dönemlerde hırsızlar ve emanete hıyanet edenler bir hayli çoğalırlar. HIRSIZLIK: Başkasına ait bir malın muhafaza edildiği yerden sahibinin rızası olmaksızın ve sahiplenmek kastiyle gizlice alınması demektir. Bu fiili işleyen kişiye de hırsız denir. Dinimiz Kur’an-ı Kerim Maide suresinin 38. ayetinde ve değişik ayeti kerimeler ile ehliyeti olup hırsızlık yapanlara verilecek cezaları açıkça beyan etmiştir. İslam dini asla ve hiçbir surette hırsızlığı, çalıp çırpmayı hoş karşılamamış, çalmak sureti ile elde edilen her şeyin haram olduğuna hükmetmiş, gereken cezaların verilmesini emretmiştir.


Ülkemizde yaşadığımız son günlerde TV açtığımız zaman ülkemizin çeşitli vilayetlerinden (özellikle belediyelerden) çalma, çırpma, rüşvet, irtikap haberlerini izliyor ve dinliyoruz. İşin garibi yapılan bu hırsızlıklar herkes tarafından kınanması gerekirken gel gör ki maalesef birçok ünlü insan, siyasetçi hırsızları alkışlıyor ve adi bir suç olmasına rağmen siyaset uğruna suçlulara sahip çıkıyorlar... Onları sütten çıkmış ak kaşık gibi tertemiz insanlar olarak millete takdim ediyorlar. Onlar için soruşturma yapan hakim ve savcılarımızı, emniyet yetkililerimizi de bir çırpıda sarayın adamı diyerek vatandaş nazarında küçük düşürmeye çalışıyorlar. Hayret doğrusu! Hangi siyasi görüşten olursan olsun hırsız hırsızdır. Ve ona sahip çıkılmaması gerekir. Lanetlenmesi gerekir. Eskilerimizin deyimi ile: “Bu milletin bir kör kuruşuna el uzatanların elleri kırılsın-kurusun. Allah’ın ve bütün mahlukatın lanetleri üzerlerine olsun.”. Ebu Hureyre (RA) Peygamber Efendimizden şöyle bir hadisi şerif rivayet etmektedir: “Canımı kudreti ile elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir adam bir kabrin yanından geçerken kendini o kabrin üzerine atıp ah keşke şu kabirde yatanın yerinde ben olsaydım diye kendini yerden yere vurmadıkça dünya hayatı son bulmayacaktır. O kimse dindarlığı sebebi ile değil başına gelen belalar yüzünden böyle davranacaktır.” (Buhari Fiten 22, Müslim Fiten 54). Bir gün ashap Peygamber Efendimize sorar: “Ya Resulullah sen dünyadan ayrıldıktan sonra bizim için yerin üstü mü hayırlıdır yoksa yerin altı mı?”, Peygamber Efendimiz (SAS) şöyle buyurdu: “Eğer yerin üstünde yöneticileriniz hayırlı, zenginleriniz cömert, işleriniz aranızda danışıp görüşme (istişare) ile olursa; yerin üstü sizin için yerin altından hayırlıdır. Ancak yöneticileriniz şerli, zenginleriniz cimri, işleriniz kadınlarınıza bırakılmış olursa yerin altı sizin için yerin üstünden hayırlıdır.” (Tirmizi Fiten 78, Camiussağır, Dürretül Vaizin).


Saygının, sevginin kalktığı, haya ve edebin yok olduğu, kalplerde merhametin kalmadığı, içki, fuhuş, zinanın suç olmaktan çıkarıldığı ve yayıldığı, karaborsa, faiz ve istifçiliğin mübah sayıldığı, fakir fukaranın haklarına el uzatıldığı, devletin hazinesi öyle veya böyle bir yolu bulup soyulduğu, çalıp, çırpmanın, rüşvet alıp vermenin çokça yayıldığı ve yapanların korunduğu, nasıl çalarım, hangi makama gelirsem devlet hazinesine daha kolay kilit uydururum veya bulunduğum makam itibarı ile nasıl rüşvet alabilirim hain planlarının yapıldığı, birçok çirkinliklerin iyi ve güzel olarak takdim edildiği, analarımızın, bacılarımızın kızlarımızın moda ismi altında soyulduğu, edepsizleştirilip ahlaksızlaştırıldığı, en önemlisi aile yapımız kökten dinamitlendiği bir dönemi Müslümanlar olarak uyuşuk bir vaziyette yaşıyoruz. Olup biten rezillikler çoklarının umurunda bile değil... İstisnaları bir taraf bırakırsak maalesef günümüzde birçok hacı efendinin, birçok hoca efendinin evlerini bile moda ve marka hastalığı çoktan işgal edip, esir eylemiştir. Çalanların, çırpanların, hırsızların, ahlaksızların kötü propagandaları bizleri nerede ise uyuşturdu. Yapılan bunca rezaleti çalmayı, çırpmayı nerede ise normal karşılar hali geldik. Birçokları ise yine siyasi hesaplar yüzünden hırsızlara sahip çıkmaktadır... Rezaletler, ahlaksızlıklar, her tarafa yayılırken birileri yine tüm ahlaksızlıklara siyaset uğruna sahip çıkmaya çalışıyor. Milleti kör ve sağır sanıyorlar. Kiraladıkları kalemlerle, ekranlarda suçluları en temiz, en ahlaklı insanlar olarak takdim ediyorlar. Unutmayın! Bu millet kör değil, sağır değil. Okuyor, yazıyor, izliyor görüyor. Rabbim bizlere bir an önce daldığımız veya düşürüldüğümüz bu gaflet uykusundan uyanıp bilcümle milli ve manevi değerlerimize sahip çıkarak boyun eğmeden, korkmadan tüm değerlerimize sahip çıkmayı, dostla düşmanı iyice ayırıp ona göre siyasi tarafımızı belirlemeyi nasip eylesin inşallah. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Sayın Ulaştırma Bakanımızın Dikkatine:

Ülkemiz genelinde ulaşım noktasında çok güzel hizmetlere imza attığınızı takdirle takip ediyoruz. Rizeli bir hemşeriniz olarak senelerdir yaz aylarında Edirne’nin Enez ilçesine giderim. Nedense Keşan ile Enez arasındaki kara yolu yıllardır vatandaşlar için büyük bir çile ve sıkıntı oluşturmaktadır. Yaz aylarında Enez’in nüfusu aşırı derecede artmaktadır. Mevcut yol kafi gelmiyor. Keşan tarafından başlanan yol yapımı ise kaplumbağa ve karınca hızı ile devam ediyor. Senelerdir bir mesafe alınamadı. Parça parça, adım adım yapılıyor. Kesin bir ilerleme yok. Bu yolu gündeminize alarak en kısa zamanda bitirilmesi için talimatları tarafınızdan verilmesini istirham ederim.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23