• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

NELER YAPILABİLİR?

06 Eylül 2026
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

NELER YAPILABİLİR?

Ali Sandıkçıoğlu

Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretlerine bağlı cemaatin mali idarecileri ve teşkilatın üst yöneticilerinin tutuklanma haberlerini, cemaati düşürdükleri durumları TV’lerden izliyor, gazetelerden okuyoruz. Elbette ki üzülüyoruz.

Hiçbir Müslüman bu görüntüleri normal kabul edemez. Bu hallere sevinmeyiz, ancak üzülürüz.

Süleyman Efendi hazretlerinin kurslarında okumuş ve ta ki “Sen yasaklısın” denene kadar 1957 yılından beri bu cemaatin içindeyim.

(Yüzlerce müftü, vaiz, imam, müezzin, Kur’an kursu öğretmeni, kurra hafızlar, tekâmül veya tekâmül altı hocalığı yapmış ilmiyle âmil değerli hocaefendiler, esnaf, memur, işçi kardeşlerimize nasıl bir bahane uydurulup yasaklandılarsa bizimki de öyle.) Yasaklamaya sebep basit bir iki örneği uzatmadan vereyim: İstinye’de eski bir hoca arkadaşımız, hâlen esnaflık yapan, “AK Parti’ye oy verdin” diye yurtlarımıza girmesi yasaklanmış, hatta bir kısım yalakalar tarafından dövülmeye dahi kalkışılmıştır. Veya Çamlıca Camiini, Ayasofya Camii Şerifi’ni ziyarete gittin, sen yurtlara giremezsin, hatimlere katılamazsın, selamın alınmaz, cenazene gelinmez, sana selam verilmez gibi sebepler.


 


(Benim yasaklanma sebebimi yazsam küçük dilinizi yutarsınız.)

Bizler çok zor şartlarda, fakirlik yıllarında okuduk.

Yurt içinde, yurt dışında elimizden geldiği kadarıyla diğer arkadaşlarımız gibi hepimiz hizmet etmeye çalıştık.

Din-i celil-i İslam’ı istismar etmedik. Herkeste kurs açma, talebe okutma isteği ve arzusu vardı.


(İnşallah yaptığımız veya yapmaya çalıştığımız hizmetler Rabbimizin rızasına uygun olur.)

O tarihlerde bizleri okutan hocalarımız (vefat edenlere Allah gani gani rahmet eylesin, hayatta olanlara da hayırlı ömürler ihsan eylesin) gecelerini gündüzlere katarak, gece gündüz demeden, makam mevki aramadan, dünyalık düşünmeden, müsait olmayan binalarda tam bir gayret ve samimiyetle bizleri okuttular.

Bizlerle beraber derme çatma tahta masalarda, kapısı penceresi olmayan soğuk odalarda oturup odun kaşıklarla bulunabilen yemekleri yerlerdi. (Anlatılamayacak samimiyet ve ihlas vardı.)


 

Kur’an okutmanın yasak olduğu, okutanların ise ağır cezalara tabi tutulduğu zamanlarda Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri hiçbir karşılık beklemeden, zaman zaman okuttuğu talebelerine harçlıklar dahi vererek bazen samanlıklarda, bazen trenlerde, bazen dolmuş taksilerde, bazen süt mandralarında, bazen de çiftliklerde gizlice Ümmet-i Muhammed’in evladına Kur’an-ı Kerim ve dinî dersler okutmuştur.

Hiçbir vicdan sahibi bu güzel, ihlaslı ve samimi hizmetleri inkâr edemez.


Onun bağlıları yurt içinde ve yurt dışında çok güzel hizmetler yapmışlardır.

Şimdi birkaç idarecinin hatasını tüm cemaate mal etmek kesinlikle doğru olmaz.

Gün boyu abdestli, elinde Kitabullah olan, o yaşlarda namazlarını cemaatle kılan, bazı zikirlere katılan yavrulara kötü gözle bakanı Allah (c.c.) affetmez. Onlar bir nevi yeryüzü melekleridir.

Lehte ve aleyhte yazılanları okuyorum da gerçekten üzülüyorum.

Birçok insan yazdığı yazılarda insanları kâfir ilan ediyor.


 

Âyet-i kerimeler, Peygamber Efendimizin (s.a.s.) hadis-i şerifleri ortadadır.

Bir mümine bilerek kâfir veya müşrik demek doğru değildir.

Herkesin küçük veya büyük hataları olabilir. Allah cümlemizi affeylesin.

Bizim gayemiz, Allah’ın dinine hizmet ederek Rabbimizin rızasını kazanmak olmalıdır.

Doğrunun yanında durur, Hakk’a taraf oluruz.

İmkânlarımız ölçüsünde de yanlışlara, haksızlıklara karşı koymaya çalışırız. (Kimseyle aramızda kan davası yoktur. Şahsî kin ve nefreti de öne çıkaramayız; çıkarırsak, Allah korusun, kaybedenlerden oluruz.)

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.

Adalet edin; bu, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide, 8)

Sevdiğimiz veya maddeten faydalandığımız insanın yanlışlarını görmezden gelemeyiz.

Kin ve nefretten dolayı birilerine de olmayan haksızlıkları, günahları yükleyemeyiz. Bu, çok büyük vebal olur.


 

Gerçekten takva sahibi olabilmek için çok samimi dostun da olsa bir yanlışını gördüğünde ona “Yaptığın yanlıştır” diyebilmelisin.

Sevmediğin birisi veya düşman bir doğruyu ortaya koyarsa eğilmeden, bükülmeden, bahaneler uydurmadan onun doğrusuna da doğru diyebilmelisin.

Dinin, şeriatın biz Müslümanlardan istediği budur.

29.08.2026 günü evde bilgisayarın başındayken telefonum çaldı. Arayan büyük bir vakfın başkanı, aynı zamanda çok yardım eden, hayır hasenat sahibi ünlü bir iş adamı idi.

Teşkilatla alakalı olanlara ziyadesiyle üzülmüş, olup bitenleri bir türlü hazmedemiyordu. (Epeyce uzun konuştuk.)

Çünkü yapılan hizmetleri biliyor ve zaman zaman maddi yardımlarda bulunuyor, talebelere burslar veriyordu.

Bana dedi ki: “Ali Hoca, bu cemaatin bir mali yönü, bir de manevi cephesi var. Çeşitli iş kollarında faaliyetleri olduğu ortaya çıktı. Devlet o iş kollarına kayyum atamış; günahsız, masum talebeleri mutlaka mali kısımda olup bitenlerden ayrı tutmalıyız.

Zaten devletimizin sayın bakanları dahi, “Dinî bir cemaate bir operasyon yoktur” diye açık açık beyanlarda bulundular. Türk adaleti mutlaka gerekeni yapacaktır.

Ancak şartlar biraz normalleştiği zaman genç talebelere sahip çıkalım.

On binlerce talebeyi bir kişinin iki dudağından çıkacak emir ve yasaklara mahkûm etmeyelim.


 

Öğrencileri, daha doğrusu yurtları idare edecek ilim, irfan, ihlas sahibi dürüst insanlardan mutlaka bir istişare heyeti kurulsun.

Hesapları açık olsun. Gelen kim, giden kim? Devletimiz bilsin.

Üyeler bilinsin. Talebeler bilinsin. Az çok ayni ve nakdî bütün yardımlara makbuzlar kesilsin.

Tefrika ve hizipçilikten kaçınılsın, bütün cemaatlere kardeşlik ve dostluk eli uzatılsın.

Ümmet fikri öne çıkartılsın, iman kardeşliği zedelenmesin.

Süleyman Efendi hazretlerinin yurtlarında bir hafta kalmış, o yurtların çorbalarını içen insanlar nerede olurlarsa olsunlar, hangi iş kolunda veya siyasi görüşte olurlarsa olsunlar onlara ulaşılarak aynı çatı, aynı bayrak altına davet edilsinler; “Yasaklısın” kelimesi dillerden kalksın.

Böyle bir birleşmeden çok büyük bir maddi ve manevi güç meydana gelir. Maddi gelirler, talebeler de kendiliğinden artar.

Kabiliyetli talebelerin yurt içinde, yurt dışında sonuna kadar desteklenerek okumalarına yardımcı olunsun.


 

Ali Hocam, her hafta sonu Akit’te çıkan yazılarını zevkle okuyorum. Senden bu konuyla alakalı bir yazı yazmanı rica ediyorum.

Yaşla kuruyu bir arada yakmayalım.

Masum talebelere, Kur’an hizmetlerine kesinlikle dil uzatmayalım.”

Ben de aynı inanç ve kanaatteyim. Sabredelim.

Suçsuz insanları suçlu ilan etmeyelim. Türk polisini, Türk adliyesini, daha doğrusu Türk devletini karşımıza alıp onlara karşı bayrak açmayalım.

Suçu olanlar varsa cezalarını çeksinler. Suçsuzlar zaten alnının akıyla kurtulacaklar. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23