Despotlara Yunus Emre olup, kardeşine giyotinle gelenlere
Bu mudur arkadaşlar?
28 Şubat’taki mücadelenin sonucu bu mudur?
Sizi mahkeme kalemlerinde takip edip, baroya ihbar(!) edip, ceza verdirenlerle gidip kavga edin demiyoruz.
Şiddet uygulayın demiyoruz.
Hiç kimseye karşı şiddeti önermiyoruz.
Ama size o maddi-manevi şiddeti uygulayanlara karşı, sadece “gülümsemeyin” dediğimizde…
“Dostluk gösterilerine soyunmayın” dediğimizde..
Biz mi suçlu oluyoruz?
İstanbul 2 Nolu Baro kurulmuş…
Başörtü yasakçılarının baro adına yaptığı “Cumhuriyet düşmanlarına taviz yok” açıklamalarının altında kalınmasın..
Dindar bir müvekkil, “Sizin de üye olduğunuz baro, seçilmişlere sopa göstermiş. Siz seçilmişleri astıran bir zihniyete mi sahipsiniz” diye sorduğunda, darbeci olmayan avukatlar, izah zorluğuna düşmesin diye..
Muhafazakar, dindar, vatansever avukatlar, PKK yandaşı baro yönetimlerinin açıklamalarının ezikliğini yaşamasınlar diye..
Eşcinselliğe karşı camide okunan hutbeye, baro yönetimleri, “Ortaçağ’dan gelen kafa” diye hakaret ettiğinde, inançlı avukatlar, “Biz bunlardan değiliz” demenin zorluğunu yaşamasın diye..
TBMM’de kanun çıkarılmış, ikinci-üçüncü baroların açılmasına imkân tanınmış…
“Ben ikinci baroya gitmem. Ben eşcinseller lehine açıklamalar yapan baroda kalacağım” diyorsunuz.
“Ben 2 nolu baroya gitmem, ben başörtüye yasak uygulayanların arasında kalacağım” diyorsunuz.
“Ben 2. baroya gitmem, ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ diyenlerin yanında kalacağım” diyorsunuz…
“Seçilmişlere sopa gösterenlerin yanında kalacağım, ‘Anayasanın ilk dört maddesini de değiştiremezsiniz, yeni anayasa da yapamazsınız. Meclisin anayasa yapma yetkisi yok’ diyenlerle birlikte kalmaya devam edeceğim” diyorsunuz…
Bir kardeşiniz, belki birçoğunuzun abisi yaşındaki kişi, “yapmayın, yanlışa imza atmayın” hatırlatmasında bulununca…
“Ne kadar önyargılı olduk, ne kadar farklı düşüncelere mesafeli olduk, ne kadar nefret dolu insanlar olduk” diyerek, kendinizi Yunus Emre yapmaya aday oluyorsunuz…
Keşke olabilseniz, Yunus Emre.
Keşke şahsi menfaatlerimiz için Yunus Emre olabilsek…
İnancımız sebebiyle bizlere düşmanlık edenlere sergilediğimiz ezikliği, keşke, “Şahsi menfaatim bana ait. Ben şahsi menfaatim için, birisine sert söylem geliştirirsem, belki bu söylem o kişinin benim inancımdan soğumasına sebep olabilir” diyebilseniz, nefsi konularda kendinizi frenleyebilseniz.. Yunus Emre olabilseniz..
Ama inancımız sözkonusu olduğunda da..
“Nefsim için tokat yemeye razıyım. Hatta, nefsim ile ilgili bir konuda bir yanağıma tokat atıldığında, diğer yanağımı da çeviririm. Ama, inancım sebebi ile benim bir yanağıma tokat atana, diğer yanağımı çeviremem. Diğerinin de tokatlanmasına onay veremem” dik duruşunu gösterebilseniz..
Nedir olay?
Muhafazakâr kimliği konusunda hiçbirimizin şüphe etmediği bir avukat arkadaşımız, İstanbul 1 Nolu Baro’nun hafta sonu seçimlerine gidip, orada Ümit Kocasakal ile fotoğraf çekilmiş, bunu paylaşmış ve altına da şunları yazmış:
“Bugün, mensubu olmaktan onur duyduğum İstanbul Barosunun seçimleri vesilesiyle… Sütlüce Kongre Merkezi’ndeydim… Başkan adayı Prof. Dr. Ümit Kocasakal Hocamla baroların kurumsal sorumlulukları, avukatlık mesleğinin geleceği ve seçilmesi hâlinde yapılabilecek çalışmalar üzerine istişare ettik…”
Diğer adaylarla, özellikle muhafazakâr kimliği ile tanınan adaylarla, yönetim kurulu üyeliğine aday olan avukatlarla bir fotoğrafı var mı, arkadaşımızın?
Yok.
“Anayasayı bu halk değiştiremez” diyenlerle konuşuyoruz..
Onunla hukuk istişareleri yapıyoruz..
Bunları önemsiyoruz, fotoğraflar çekiliyoruz..
Ama yıllardır içinde bulunduğumuz mahallenin insanları ile, o gün seçim bağlamında bir fotoğraf çektirmiyoruz..
Bu durumu es geçip, sınırlı bir alanda, bir avukat arkadaşımız eleştiride bulunmuş:
“‘Mensup olmaktan onur duyduğum’ lafını yadırgadım” demiş…
Sonra bir başka hukukçu daha, genel bir değerlendirme yapmış…
Ümit Kocasakal’ın İslam ile ilgili sözlerini, AK Parti iktidarına “Haçlı saldırıları bile bu kadar zarar vermedi” nefret dolu sözlerini hatırlatmış…
Somut olayları aktarıp, abilerini, kardeşlerini dostça uyarmak istemiş…
Bu uyarıya karşı, 28 Şubat’ın mağduru hukukçularımızın tepkilerine bakınız:
“BİR AVUKATIN VİCDANINA PRANGA VURAMAZSINIZ!”
Kimin neyine pranga vurulmuş?
“Avukatlık mesleğinin bağımsızlığını savunurken, kendi iradesini başkalarının siyasi ve ideolojik tercihlerine teslim etmesini bekleyenlere birkaç sözüm var.” diye devam ediyorlar.
Nedir arkadaş, başkalarının siyasi ve ideolojik tercihleri?
Neden bahsediyorsunuz siz?
Karşınızda “Meclis anayasa yapamaz” diyen bir despot var…
Hukukçu olduğu hâlde, kendisini asker sanan, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek, baro seçiminde slogan atan ideolojik saplantılarını ifşa edenler var…
Siyasi muhalefet diyorsanız, küçücük kızlara cinsel tacizleri ile milletin midesini bulandıran adamların bulunduğu siyasi partilerin, baroları arka bahçe yapma girişimleri var…
Rüşveti meşrulaştıran, sözde savunma adına hareket ettiğini iddia ederek, fakirin malına el uzatanları cezalardan kurtarmak için çırpınanlar var…
Aynı haramzadeliği başı örtülü birisi yaptığında, onu yerden yere vuran, ama kendi siyasi görüşündeki hortumcuları cezadan kurtarmak için baro adına duruşmalara katılıp mahkeme heyetini tehdit edenler var…
Mustafa Kemal’e hakaret edildi deyip, savcılıklara suç duyurusunda bulunup, açılan davada baro adına temsilen avukat gönderip, “Baro adına burdayım.. Atatürk’e dil uzatan bu gazeteciyi cezalandırın. Alt sınırdan değil, en üst sınırdan ceza verin… İndirim yapmayın. Paraya çevirmeyin. Hiçbir lehine hükmü uygulamayın” diyen baro yönetimleri var…
Ve sizler, düşüncelerine pranga vurulmak istenen o gazetecilerin yargılandığı duruşmalarda yoksunuz…
O duruşmalara gelip, “Düşünceye pranga vuramazsınız” demiyorsunuz.
Diyemiyorsunuz.
Sonra meclise, millete anayasa değiştirme hakkı vermeyenlerle kol kola fotoğraf çektirip, ardından da “Avukat istediği ile istediği fotoğrafı çektirir. Avukata pranga vurulamaz” diyorsunuz…
Savunma reflekslerine bakınız:
“Bir insanın muhafazakâr olması, aklını bir gruba teslim etmesini mi gerektirir? Aynı dünya görüşünü paylaşan herkesin aynı adaya oy vermesi mi beklenmektedir? İnsanın kendi muhakemesiyle karar vermesi ne zamandan beri sadakatsizlik sayılmaktadır?”
Ne diyelim..
Allah hepimize akıl fikir versin..
Benim de içinde olduğum tüm topluluk için söylüyorum.
Duamız şu olsun:
“Allah’ım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona tabi olmayı bize nasip et. Allah’ım, Batılı da bize batıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle!”







