Dündar’ın gizlediklerini de benden okuyun!
Devletin askeri/devletin istihbarat görevlisi Libya’da görevlendirildiğinde, onu ifşa eden, MİT görevlisi şehid olduğunda “mezar taşı bile yok” diyenlere kol kanat geren Sözcü gazetesi ve onun yazarı Uğur Dündar..
Bu ülkede 50 bin insanın ölümüne sebebiyet veren terör örgütünün kurucusu ve elebaşısı Abdullah Öcalan için “Siyasi mahkumdur” diyerek, terörist olmadığını iddia eden, “Çok uzun süredir cezaevinde” diyerek, tahliye edilmesi gerektiğini öne süren Merdan Yanardağ’a, “Gazetecilik yaptığı için cezaevine girdi” diyen Sözcü gazetesi ve onun yazarı Uğur Dündar..
Şimdi de..
28 Şubat’ta başörtülü üniversite öğrencilerini fakülte kapılarından geri döndüren darbeci general Çetin Doğan’a güzelleme derdine düşmüş..
Çetin Doğan, 28 Şubat darbesine katıldığı için yargılandı ve mahkum oldu..
2021’de cezaevine girdi ve halen cezaevinde..
14 Mayıs seçimlerinden bir-iki hafta öncesine kadar cezaevinden çıkma ümidini, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığında bulduğu için..
Ortalığı daha da kızıştıracak ve seçimi daha da kavgalı hale getirecek cinsten, yaşına-başına bakmadan, “Ben 83 yaşındayım. Ben şu an cezaevindeyim. Ne desem boş, ne söylesem, kimi savunsam, tam ifade edemeyebilirim. Millet kararını versin” diyeceğine..
Tayyip Erdoğan’ın seçimi kazanamaması için elinden geleni yapıp, bir gün kendisi, ertesi günü eşi, olmadı damadı.. Açıklama üstüne açıklama yapıp, tehditler savurup, Erdoğan’ın seçimi kazanamayacağını, hesap vereceğini salladıklarını unutmuş..
Bekledikleri olmayınca..
Millet tekrar kararını Erdoğan’dan yana kullanınca.
Şimdi döndüler, ajitasyon yapıp, cezaevinden çıkmanın yollarını arıyorlar..
Açık söyleyeyim..
Kim olursa olsun, bize en şedit düşmanlık yapanlar dahi olsa, bir haksızlığa uğradıklarını iddia ettiklerinde, “Senin derdinden bize ne, sen bize şöyle şöyle aleyhimizde iş çevirmiştin. Şimdi oh olsun” demeyiz, diyemeyiz..
Dolayısıyla Çetin Doğan konusunda da, net tavrımız şu:
Cezaevinde olmasını gerektiren mahkumiyet kararı yanlış mı?
Cevabı biz vermeyelim..
“Uğur Mumcu’nun ardından ağlayan general!..” başlığı ile yazı kaleme alıp, darbeci ve başörtü düşmanı Çetin Doğan’ın cezaevinden çıkarılması için ajitasyon yapan Uğur Dündar’a soralım..
Net soralım:
“28 Şubat’ta Erbakan Hoca boncuk boncuk terletilmedi mi?”
Bir daha soralım..
“28 Şubat’ta başörtülü öğrenciler fakülte kapılarından geri çevrilmedi mi?”
Bir daha soralım..
“Şehid annelerine bile, kışlaların kapısında ‘başörtülüleri içeri almıyoruz’ denilmedi mi?”
Çıkın, erkekseniz, bu sorulara cevap verin..
Sonra da ben size, “83 yaşındaki bir insanın cezaevinde olması”nın haklılığını-haksızlığını, hâlâ merak ediyorsanız, size anlatayım..
Bu tür geçmişi irdeleyerek yazdığımız yazılarda, okurlarımız onlarca örnekle bizi destekliyorlar.. Yorumları ile unuttuklarımızı da bize aktarıyorlar..
Eminim, Çetin Doğan’a ilaveten, Uğur Dündar için de hatırlatacaklar, “Testis vakasını anlatsana Uğur” diyecekler..
Sahi, başörtülü bir bayan doktorun, Konya’da zar zor görev yapabildiği o dönemde, Uğur Dündar da “başörtü düşmanlığı”nı ispatlamak için, başörtülü doktorun, çocuk hastanın testis muayenesini dini gerekçelerle yapmadığını iddia ederek, doktoru yargısız infaza tabi tutturmuştu..
Siz ne vicdansız insanlardınız..
Siz ne zalim insanlardınız.
Siz ne despot yaratıklardınız..
Yazarı ile darbeci askeri ile.. Siyasetçisi ile hakimi ile.. Avukatı ile savcısı ile.. Öğretim üyesi ile valisi ile..
Ne zalimlerdiniz..
Şimdi, Çetin Doğan’ın yaşından bahsedip, Uğur Mumcu’nun cenazesinde ağladığından bahsedip, hatta ailesine yaptığı “Arkamdan ağlamayın” dediğini belirtip, cezaevinden çıkmanın yollarını arıyorsunuz..
“Balıkesir’in Susurluk ilçesinde dünyaya geldi. İlkokulu tek sınıflı, tek öğretmenli bir okulda bitirdi” ile ajitasyona başlıyorsunuz..
Aynı minval yazıyı sürdürüyorsunuz..
Ne yapalım, karısını öldüren, küçük yaşta çocukların ırzına geçen binlerce, on binlerce mahkum da, ya Balıkesir’in Susurluk ilçesinde doğmuştur.. Ya da şu ilimizin, bu ilçesinde, hatta ilçeyi de boşverin, binlercesi de köylerde doğmuştur..
“Sen bir ilçede doğmuşsun, sana darbe yapmak haktır” deyip, yüz binlerce genç kızın hayatını karartmasını görmezden mi geleceğiz..
Kendimizden örnek verelim..
Hatta Çetin Doğan da, örneğin içinde olsun..
28 Şubatçıların kendilerini kral ilan ettikleri o meşum süreçte, Cuma Dergisindeki bir kapağı gerekçe göstererek, dergimiz aleyhine, yazarlarımız aleyhine Çetin Doğan ve iki darbeci general, hem ceza davası hem de tazminat davası açmışlardı..
Biz mahkemeye gittiğimizde, “Hakim bey.. Çetin Doğan’ın mahkum edilmesini istediği Mustafa Karahasanoğlu, Erzincan’ın Başpınar ilçesinde doğdu.. İstanbul’un Beyoğlu ilçesine bağlı, Kabataş semtindeki Namık Kemal İlkokulunu bitirdi” diye mi savunma yaptık..
Hayır..
“Davacılar, 28 Şubat sürecinde bu ülkedeki meşru sivil hükümete yönelik hukuk dışı açıklamalar yapmışlardır. Disiplinsizlik yapmışlardır. Askerliğin temel kuralı disiplindir. Davacı ise, disiplinsizlik yaparak, askeri üniformayı giydiği dönemde dahi, meşru hükümet yetkililerine tehdit içerikli açıklamalar yapmıştır. Yazı hukuka uygundur. Beraat kararı verilmelidir/tazminat davası reddedilmelidir” diyerek savunma yaptık..
Ama maalesef devir onların devri di..
Avukatları, CHP milletvekilliği yapan Şahin Mengü idi..
Alavere-dalavere.. Sonuçta, Cuma Dergisi, Çetin Doğan’ın açtığı o tazminat davasında hükmedilen yüksek miktarlı tazminatı ödeyemedi ve kapandı..
Yıllar sonra, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, “Yazıda bir hakaret yok” kararı verdi ama.
Dergi çoktan kapanmıştı..
Çetin Doğan küçücük bir özür diledi mi?
Bizden dilemesin..
Başörtülü öğrencilerin hakkına girdikleri için, küçücük bir özür notu ile “28 Şubat’ta başörtülülere yapılan muamele bir haksızlık idi” dedi mi?
Demedi.
Kendileri etti, kendileri buldu..
Güçlerinin, kıyamete kadar süreceğini düşünüyorlardı. “28 Şubat bin yıl sürecek” diyen Genelkurmay Başkanlarından aldıkları gazla, “Bin yılın daha 10. yılındayız. Zalimliğe devam” dediler..
Bırakın başörtülü kızları fakülte kapısından geri çevirmeyi, “Peruğunun altında türban var mı?” diye kontrol edecek kadar vahşileştiler, vicdansızlaştılar..
Şimdi Uğur Dündar kardeşleri onlara sahip çıkıyor..
28 Şubat’ın medya ayağından hesap sorulmadığı için, “nerde durduğumuzu ispatlayalım” diyerek, “Bir restorana gidildiğinde -eğer yanlarındaysa- önce makam şoförü ve korumalarını bir masaya oturtur ve ‘Bu delikanlılara ne istiyorlarsa getirin, bizden önce onların karınlarını doyurun’ dermiş” güzellemeleri ile suç bastırmaya çalışıyorlar..
Çetin Doğan böyle yapıyor idiyse, alkışlayalım..
Ama, hiçbir suçu olmayan başörtülü kızlara o zulmü niye reva gördüklerinin hesabını sormayalım mı?
Söyle Uğur Dündar, senden sorulmadığı gibi, laikçi dayatmalığın hesabı, milletin verdiği silahı, millete doğrultan ve görevini suiistimal eden kişilerden de mi sorulmasın?
28 Şubat cezasız kalsın, sonraki yıllarda 28 Şubatçı kafalar, yine siyasi iktidarı sandıktan değil, silahtan aldıkları güçle ele geçirmenin planlarını mı yapsınlar..
Yaşlıya hürmet, dinimizin emridir..
Ama lütfen, bırakın kuyruğu dik tutmayı, biraz da vicdanla hareket edin, yanlışı kabul edin, bu milletin sizi affetmesini bekleyin..







