--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Cumhuriyetçiler, tahliye beklerken bile ihanetlerini sürdürdüler!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Bugün önemli bir davanın duruşması var..

Cumhuriyet gazetesinin yöneticileri ve bazı çalışanları, tutuklandıktan sonra ilk defa hakim önüne çıkacaklar..

Böylesi önemli bir günün arefesinde..

Savcının iddianamede insaflı davranarak.. 

Suçlamayı “örgüt üyeliği” değil.. 

“Örgüt üyesi olmaksızın örgüt yararına faaliyet” olarak göstermesi karşısında..

Sanıkların ve sanıkların mensubu bulunduğu gazetenin bazı noktalardaki muğlaklığı, aydınlığa kavuşturmasını beklerdim.

Kendisi hangi mavalı okursa okusun..

İddianameyi hazırlayan savcının da..

Cumhuriyet okurlarının da..

Hikmet Çetinkaya’yı tanıyan herkesin de..

Merak ettiği bir gerçeğin sebebinin izah edilmesi gerekirdi..

Nedir o gerçek?

FETÖ’nün henüz daha örgüt eylemlerini hayata geçirmediği dönemde, en ağır suçlamalarda bulunan Hikmet Çetinkaya’nın..

FETÖ’nün örgüt olduğunu gösterdiği..

Darbeye imza attığı..

17 Aralık girişiminden..

Ve 15 Temmuz kanlı darbe girişiminden sonra..

Nasıl olabiliyor ise...

Sebebi ne ise...

Bu örgüte karşı, eski “saldırgan tavrı” yerine, büyük bir “nezaketle yaklaşması”ndaki tavır değişikliği..

Bizim bu konuda bazı tahminlerimiz var ama..

Büyük ihtimalle, Hikmet Çetinkaya’nın, büyük bir açığının örgüt tarafından yakalanması sonrasında..

Kendisinin altında kaldığı..

Ve şu anki yazılarını, o şantaj altında, mecburen örgüte sempatik yaklaşım göstererek yazdığını düşünüyoruz ama..

Kendisinin de..

Bu “U dönüşü” hakkında bir izahat getirip, hem kendisi açısından..

Hem de gazetesi ve gazetedeki diğer arkadaşları açısından..

Kafa karışıklığını gidermesi gerekirdi..

Hikmet Çetinkaya, bu konuda akıllara ziyan bir sessizlikle..

“U dönüşü”nü perdelemeye.. Üstünü örtmeye çalışıyor..

Zannediyor ki, konuşmayarak, yazmayarak, bu “U dönüşü” unutulur.

Unutulmadı işte..

Hem kendi başını yaktı.

Hem gazetesinin, hem de gazetesindeki arkadaşlarının başını yaktı..

O suskun kaldığı müddetçe..

Bugün başlayacak davanın duruşmalarında, tutuklu arkadaşları tahliye edilmezlerse..

Bilinsin ki..

Bunun baş sorumlusu yurtdışına kaçan Can Dündar, ikinci sorumlusu da Hikmet Çetinkaya olacaktır..

Çetinkaya’nın, kendisini akıllı, yargı mensuplarını saf görmeye kalkışması olacaktır..

¥

Sorun tabii ki sadece Can Dündar ve Hikmet Çetinkaya sorunu değil..

Cumhuriyet gazetesinin tamamına sirayet eden, FETÖ çizgisinde yayın yapma rahatsızlığıdır..

Dünkü gazetelerine baktım..

Manşetleri, “AB: Şantaja izin yok”

Bana kalırsa, bu manşet tek başına..

Sorumlusunun FETÖ üyeliğinden yargılanmasını gerektirecek bir manşet..

Affedersiniz beyler..

Düşünce özgürlüğü var, eyvallah..

Basın özgürlüğü var, eyvallah.

Ama siz, Türkiye aleyhine, gavurlar lehine başlık atarsanız..

Yaşadığınız, ekmeğini yediğiniz ülkedeki siyasi iktidarın bugüne kadar verdiği cevapların bir tanesini bile manşetinize taşımamış iken.

Ahlaksız Avrupalıların, bu ülkenin siyasi iktidarına kendilerince verdikleri cevabı manşetinize taşırsanız..

Bunun adı, “basın özgürlüğü” olamaz..

Bunun adı, satılmışlıktır..

Bunun adı hıyanettir.

Bunun adı, FETÖ yanlısı yayın yapmaktır..

Dikkat buyrun.

Haberin doğruluğu-yanlışlığı üzerinde de hiç durmaya gerek yok..

O noktaya girdiğimizde, Cumhuriyet’in rezilliği, daha net ortaya çıkacak ama..

Bir gazete, kendi ülkesinin siyasi iktidarı yerine..

Kendi ülkesini yıllardır ezmeye çalışan, kapıda bekleten, sonra da “Biz sizi almıyoruz” diyerek kırmızı ışık gösteren bir Hristiyanlar topluluğunun sözcülüğüne soyunursa..

Bunun adı, “haber verme özgürlüğü” olamaz..

Sorarlar sonra adama: “Niye özgürlüğünüzü, gavurların haberlerini manşete taşıma, kendi devletinizin hükümetini ise eleştirmek için kullanıyorsunuz?”

Bunun cevabı, “Size hesap mı vereceğiz” olamaz..

Kamu vicdanı, böyle bir cevabı kabul edemez..

Ve gün gelir, kamu adına hareket eden savcı da.. Bu cevabın arkasında, başka gerekçeleri sorgulamaya başlar..

Bugün başlayacak olan davanın arkasında da..

İşte bu sorgulamanın sonucu yatmaktadır..

¥

Dünkü Cumhuriyet’e, objektif gözle bakmaya çalıştım..

Manşetten FETÖ’nün kuklası haline gelen AB’nin sözcülüğünü yapmışlardı ama..

Bununla da yetinmemişler..

Ali Sirmen’leri ile, “Vız gelir demek kolay ama..” başlığı altında yazılan yazı ile, AB lehine, Türkiye aleyhine döktürmüşler..

Ulusalcı takılan Orhan Bursalı’nın köşesinden, “Almanya ile gerginlik nereye varabilir?” başlığı ile, Türkiye aleyhine, Almanya lehine algı operasyonu oluşturmaya çalışmışlar..

Nilgün Cerrahoğlu’nun köşesinden, “Almanya ile nereye?” başlığı altında, Hans’ın avukatlığına soyunmuşlar.

Aydın Engin’in köşesinden, “Elveda Avrupa Birliği(mi?)” başlıklı yazı ile, yine Türkiye’yi kötüleyip, Avrupa’yı göklere çıkartmaya çalışmışlar..

Sonra da “Biz ne yaptık ki, yargılanıyoruz” diyorlar..

Önlerine alsınlar, gazetelerini..

“Bu kadar haince yazılar, sadece ‘farklı düşünme’ gerekçesi ile kaleme alınabilir mi?” diye sorgulasınlar..

Eminim, kendi ihanetlerini, kendileri de görecektir..

“Bu kadar önyargılı bakışın, bu kadar ‘Bizim yöneticiler kötü, başka herkes iyi’ yaklaşımının, ihanetten başka izahı olamaz” çünkü.. 

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle