--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu Bass’ın; bastırıp gitmesine niye izin veriyoruz?

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Dün konuya girmiştik ama..

Sosyal medyadan gelen bilgilerle.. 

İnternet sitelerine yansıyan aktarımlarla sınırlı idi..

Meğerse, ABD Büyükelçisi John Bass, yazdıklarımızla sınırlı bir adam değilmiş..

DAEŞ saldırılarından tutun, Türkiye’deki gazeteciler ile kurgu haberciler ve daha birçok konuya “Hepsi benim elimden geçer” edası ile yaklaşan derin bir adam imiş..

Onun için diyorum ki, biz Bass’ın, bastırıp gitmesine izin vermemeli, yakasına yapışmalıydık..

Hangi yönlerden yapışmalıydık?

DAEŞ’ten başlayalım..

Bass demiş ki, “DAEŞ’in son 9 ayda Türkiye’de hiçbir saldırı yapmamış olması, aramızdaki işbirliğinin güçlü bir kanıtı.”

Hani bizde bir söz vardır: “Şecaat arzederken merd-i kıpti, sirkatin söyler..”

Efelik taslarken, işlediğin suçları itiraf etmen anlamındaki bu söze yakışır bir örnek vermiş John Bass..

Kurduğu cümleyi de, şu cümle ile devam ettirerek, bizim yapacağımız bir yorumun aklı sıra önünü kesmiş, Bass: “Bu yapmayı istemedikleri için (DAEŞ’i kastediyor) değil, yapamadıkları için böyle oldu.”

O zaman sorumuz şu..

Tam da Trump’un göreve başlayıp..

John Bass’a yol göründüğü haberlerinin başladığı tarihten itibaren, niye DAEŞ artık Türkiye’de saldırı düzenleyemiyor?

Dikkat buyrun..

John Bass’ın istediği gibi söylüyorum..

“Düzenlemiyor” demiyorum..

“Niye düzenleyemiyor” diyorum..

Bunun sebebi, John Bass’ın ima ettiği üzere, bilgi paylaşımı ise..

Bass, bastırıp gitmeden bir-iki tane örnek verse bize..

“Şu sınırdan, şu kişi girmeyi denedi. Bilgi paylaştık, önlendi.”

Veya..

Daha önemlisi..

“Şu patlayıcı ile hazırlık yapıldı. Biz bilgi paylaştık, patlayıcılar yakalandı, saldırı önlendi..”

Bunları söylese de, biz de Bass hakkında kötü şeyler düşünmesek..

Bunları söyleyemeyince..

Biz de diyoruz ki..

“Trump’a kadar, ABD’nin derin devleti, DAEŞ’e saldırılar düzenlettiriyordu.. Teknik destek veriyordu.. Trump’ın gelmesi ile birlikte.. ABD’nin derin devleti, (biraz da “Ne olur ne olmaz” düşüncesi ile..) artık teknik desteği kestiği için, yeni saldırılar olmadı.”

Ne dersin, merd-i kıpti?

Pardon John Bass?

Niye ki, tam da Trump’ın görevi devralmasından sonra, DAEŞ’in Türkiye’deki saldırıları bitti?

Bu sözlerimden hareketle, Trump taraftarı olduğumu sanmayın..

Alın birini, vurun ötekine..

Benim dikkat çekmek istediğim..

ABD başkanlık yarışında, sürpriz bir şekilde koltuğa oturan Trump’ın görevi devralması ile birlikte, Bass’ın itiraf ettiği üzere, Türkiye üzerindeki patlamaların da son bulduğu gerçeği..

Bunun arkasında bir başka sebep yatıyor ise, buyursun izah etsin, John Bass..

Kendisi yıllardır Türkiye’de.. DAEŞ yıllarca Türkiye’de bomba patlattı. Ne eksikti ki, ABD bu saldırıların bıçak kesilmesi gibi kesileceği bir ortamı sağlamak üzere Türkiye ile işbirliğine gitmemişti?

Veya tersinden soralım..

Türkiye, bu işbirliğini, ABD’den eski yıllarda niye talep etmemişti de.. Dolayısı ile bu saldırıların sonu gelmemişti de..

Trump gelince..

Bu iş gerçekleşti?

•

ABD Konsolosluğu’nda çalışan Metin Topuz olayına da değinmiş, merd-i kıptimiz..

Sanki kendisi bir yargı mensubu imiş gibi.

Kendisine verilmiş bir “aklama yetkisi” varmış gibi..

“İstanbul Başkonsolosluğumuzda çalışan lokal meslektaşımızın tutuklanmasıyla ilgili konuşmak istiyorum” diye başlamış ve şu savunmayı yapmış: “Bu suçlamaların bir değeri olmadığına ve kanıt bulunacağına inanmıyorum..”

O saman ne yapalım? 

Merd-i kıpti öyle istiyor diye..

Metin Topuz’u tahliye edip, konuyu araştırmayalım mı?

Öyle istiyor, merd-i kıpti.

Ama bunu sadece lafta yapacağına..

Somut bilgi verseydi..

Daha iyi olmaz mıydı?

Madem şu anki dosyada bulunan delilleri yeterli bulmuyor..

Kendisi de bir karşı delil olarak..

ABD’deki benzer uygulamaları bize gösterseydi iyi olmaz mıydı?

Ne gibi uygulamalar?

Mesela, ABD’deki bir Türk konsolosluğunda çalışan ABD vatandaşı bir görevlinin..

New York emniyet müdürlüğünden şu polis müdürünün.. Bu polis şefinin.. Şu savcının, bu başsavcı vekilinin.. Defalarca telefonla görüşmelerini gösterip..

“Bunda ne var? Bakın, bizim ABD’de de bu işler böyle gidiyor. Polis müdürleri ile, hatta savcılar ile konsoloslukta çalışan görevli, defalarca telefonla görüşüyor. Birlikte Türkiye’ye geliyorlar.. Gizemli toplantılar yapılıyor. Alın size belgeleri..” deseydi..

Biz de yatakta birlikte yakalayarak suçüstü yaptığımız bu ahlaksızlığın failleri hakkında kötü sonuçlar çıkarmaya kalkışmasaydık.. “Bu işler böyle oluyormuş.. Bunlar aynı yatakta.. Birbirlerine sarılarak, yatarlarmış.. Ama aralarında  kötü anlamda hiçbir şey olmazmış” diyebilseydik! 

Diyebilirsek eğer!

•

John Bass, YPG’ye verdikleri TIR’lar dolusu silahlar için de şu yorumu yapmış:

“PKK’da ele geçirilen ABD menşeili bir silahın, Suriye’den mi geldiğine, yoksa DAEŞ’e karşı savaşan başka bir gruptan mı geldiğine dair kanıt görmem lazım..”

Ahlaksız herife bakın..

PKK’nın elinde yakalanan silahı araştırdığımızda, ABD kaynaklı bir silah olduğu ortaya çıkacak..

Biz silahı beyefendinin önüne koyacağız..

Beyefendi bize, o silahın kendilerince YPG’ye verilen silahlardan olmadığını ispatlaması gerekirken.. Fazladan bir de.. O silahın, TIR’larda verilen silah olduğunu, bizim kanıtlamamızı isteyecek..

Ahlaksız herif... TIR’larla YPG’ye verdiğiniz silahları, teslim etmeden önce listesini bana ver.. Silahların seri numarasına kadar, bütün bilgilerini bize teslim et..

Sonra benden, “O silahın ABD kaynaklı olması yetmez. Ayrıca YPG’ye verilen silah olduğunu ispatlamanız gerekir” de..

Yoksa..

Hangi ABD üretimi silahı önünüze koysak..

“TIR’lardaki silah serisinden değil. İki sene önce, Irak ordusundan el konulan silahlardan bu..” dersiniz siz..

Değil mi, bizi “kurgu haber” ile suçlayan Bass?

Bana kalırsa, bu derin bilgilere sahip Bass’ın Afganistan’a kaçırılmasına izin verilmemeli..

Metin Topuz dosyasına, bu da dahil edilip, sorgulanmalı..

Diplomatik dokunulmazlık mı?

Affedersiniz, bakan statüsündeki Zafer Çağlayan hakkında tutuklama kararı verenlerin, dokunulmazlıktan bahsetmeye ne yüzleri olabilir ki? 

“Siz Çağlayan hakkında yakalama kararı verdiniz. Dokunulmazlığı yok saydınız. Biz de Bass hakkında aynısını yaptık” deriz, olur biter..

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle