--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Atatürk yurtdışında kaç gün yaşamıştı, Burak kardeş?

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Sözcü gazetesi patronu Burak Akbay’a yönelik hazırlanan iddianame tamamlanmış..

Sözcü patronu, kaçtığı Fransa’dan hemen cevap yetiştirmiş: “Atatürkçü ve muhalif gazete çıkarmanın bedelini ödüyorum.”

Şak.. Şak.. Şak..

Affedersin Burak kardeş..

Sizin köyde, gazete çıkartmak, gazetenin merkezinden binlerce kilometre öteden mi gerçekleştiriliyor?

Gazetenin merkezi İstanbul, Küçükçekmece’de..

Ya sen neredesin?

Bir ara “İngiltere” dedin.

Son açıklaman “Fransa” idi..

Mayıs’ta Sözcü elemanlarına gözaltı başladığında..

“Tüüüh.. Daha 16 Nisan referandumunda Türkiye’de idim.. Keşke önceden haberim olsa idi, savcıya ifademi de hemencecik verirdim. Şimdi yurtdışındayım.. Bir ara gelir, ifademi veririm” dedin..

Deyiş o deyiş..

Geçti aradan 5 ay..

Yollarını gözlemekten bitap düştük..

Sen ise..

Gavur ellerinden bize, “Atatürkçü” açıklamalar yolluyorsun..

Atatürkçü isen..

Bak bakalım Atatürk’e..

Atatürk, sınır ötesine kaç defa çıkmış?

Sınır ötesinde kaç gün yaşamış?

Dikkat et, “Kaç yıl” falan demiyorum..

“Kaç gün” diyorum..

Bak ve ondan sonra da yine utanmıyorsan, Atatürk’ün adını ağzına al..

Ama sende şakşakçılar bol olunca..

Rahmi Turan’lar, Emin Çölaşan’lar, Bekir Coşkun’lar, Yılmaz Özdil’ler..

Her fırsatta. “Bizim patron” deyip..

Ardından “Atatürkçülük” üzerine güzellemeler yapınca..

Sen de..

“Millet yiyor ya.. Yemese, bizim gazete satar mı? Millet bu numaraları yiyor ki.. Bizim gazete satıyor. Bir tane Sözcü okuru çıkıp da, ‘Bizim patron, niye yurtdışında yaşıyor?’ diye sormadığına göre.. Bir sorun yok” diye düşünüyor..

Ve yoluna devam ediyorsun.

Ne diyelim..

İyi yedirmeler..

•

Soruyor Burak Akbay, “Silah nerede, örgüt nerede?”

Klasik FETÖ taktiğidir..

“Bizde silah nerede?” der, “Silahsız terör örgütü olmaz ki” diye devam ederler..

17-25 Aralık’ta gördük, devletin polisini nasıl silah olarak kullandıklarını..

Hem nasıl silah..

Devletin tüm imkanları, örgüt için kullanılmış..

Sonra 15 Temmuz darbesinde gördük..

Devletin F-16’larının, bu örgütün silahı olarak nasıl kullanıldığını gördük..

Devletin, düşmanlar için hazırladığı bombaların, TBMM çatısına bu örgüt tarafından nasıl atıldığını ördük..

Dolayısı ile..

Koktu artık bu ayaklar..

“Silahı yok” imiş.

“Örgüt yok” imiş..

Sen hangi dönemde yaşıyorsun Burak?..

2013 öncesinde mi?

O günlerin söylemi bu:

“Silah nerede, örgüt nerede?”

Bugün artık yüzlerce mahkemeye verilen iddianamelerle, örgüt de ortada, silahları da ortada..

Sen yeni bir şey söyleyeceksen, onu söyle..

Zaman gazetesinin 2013 dili ile, kendi okurlarını belki uyutursun ama..

Bu milleti uyutamazsın..

•

Siz de aynı benzetmeyi yapıyor musunuz, bilmiyorum ama.

Ben şu Burak Akbay’ı, tam da Emrah Serbes’e benzetiyorum..

Önce kazayı yap, iki kişiyi öldür..

Sonra, alkollü olduğun anlaşılmasın diye, yanındaki çırağına suçu yık..

Arada “Psikolojik tedavi görüyordum” diye kendini acındır..

Sonra olaydan sıyrılamayacağını anlayınca..

 “Vicdanımın sesini dinledim” diyerek, bir mektup yazıp, sözümona savcıya teslim ol..

Şimdi Burak Akbay da benzer taktik uyguluyor..

Suçu çalışanlara atıp, kendisi yurtdışına vınlıyor..

Gariban çalışanlar, burada tutuklanıyor..

Gerçek sorumlular, savcının önüne çıkartılamıyor..

Kimbilir belki de, yurtdışına kaçan Burak, şimdi oralarda dandik hastane raporları ile, kendisine mazeret üreterek..

Yarın öbürsü gün, bir şekilde Türkiye’ye zorla getirildiğinde..

“Yanlış anlamayın.. Ben hasta idim.. Bakın raporlarıma.. Hasta olduğum için gelemedim” demenin hazırlığını yapıyor..

Ama ne yaparsa yapsın..

Emrah Serbes nasıl ki cezaevini boyladı..

Yazdığı en kral senaryonun, ancak televizyonlarda Kemal Sunal izleyicilerinin seyredeceği film türünden olduğu tescillendi..

Şimdi Burak Akbay’ın Atatürkçülük maskesi de..

Kısa zamanda inecek..

Sonuçta Burak Akbay’ın da gideceği yer, cezaevi olacak..

İnglitere’ye de kaçsa..

Fransa’ya da sığınsa..

Almanya’dan da yardım istese..

ABD’deki örgütün liderinin yanına da gitse..

Buraya gelecek ve hesap verecek..

•

Dünkü Sözcü’ye baktım..

“Sözcü’nün bu manşetlerini ‘suç’ diye iddianameye yazdılar” demişler..

Neymiş o manşetler?

Mesela, “Hainler vuruyor, AKP yükseliyor!” manşeti..

Bu manşete yazdıkları üst başlık da şöyle:

“Terörle siyasetin kanlı ilişkisi”

Vay hainler vay..

PKK devletin askerini, polisini vuruyor..

Her şehit olan güvenlik görevlisinin ardından, kılınan cenaze namazlarında, AK Parti’ye eleştiriler getirilip, iktidardan indirilmesi için zemin hazırlanıyor..

Ama bu beyefendiler..

“PKK vuruyor.. PKK vurdukça, AK Parti’nin oyları artıyor. Yani, PKK ile AK Parti işbirliği içinde” diyorlar..

Şimdi diyecekler ki, “Ne var bunda? Basın özgürlüğü var.. ‘AK Parti ile PKK işbirliği içinde’ demek yasak mı yani?”

Öyle ise, ben de size şunu söylerim..

“Savcı bey, sizin yaptığınıza misli ile mukabelede bulunmak istemiş. Siz, ‘AK Parti, PKK ile işbirilği içinde’ diyerek, seçmenin oyunu etkilemeye çalışmışsınız. Savcı da size, ‘FETÖ ile Sözcü işbirliği içinde’ diyerek, iddianame hazırlamış.. Siz o manşeti atmakta özgür iseniz, savcı da, size bu suçlamayı yapmakta özgür.”

Var mı bir diyeceğiniz, patronları yurtdışında kaçak olan, ama Atatürkçülüğü de elden bırakmayan,  Sözcü çalışanı arkadaşlar?

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle