Amerika’nın Sesi bile, Hürriyet kadar Amerikancı başlık atmadı!
ABD Büyükelçisi John Bass’ın dün veda toplantısı varmış..
Kendi kafalarına göre, yandaş gazetecileri çağırıp, açıklamalar yapmış.
Sözümona “Demokrasinin..
Basın hürriyetinin zirve ülkesi..
Özgürlüklerin en geniş kullanıldığı ülke” diye tanıtırlar, ABD’yi..
Bu mudur, demokrasi, basın özgürlüğü, temel hak ve özgürlüklere verilen önem?
“Hürriyet gel..
Posta gel..
Sözcü gel..
Cumhuriyet gel..
Habertürk gel..
Vatan gel..
Milliyet gel..
T24 gel..
Diken gel..
Sizler bizim borazanlığımızı yapacaksınız zaten..”
Diğerleri?
Onları es geç..
Bir de utanmadan, “Aynı Türk yetkililerin yuvarlak masa sohbeti yapması ve belirli gazetecileri ve basın kuruluşlarını davet etmesi, bazılarını etmemesi gibi” ifadeleri ile, aklı sıra Tayyip Erdoğan’a laf atıyor..
Tayyip Erdoğan siyaset yapıyor..
Yine de basın toplantılarına, her gazeteden muhabir katılabiliyor..
Ya senin Bass?
Senin toplantına, her gazeteden muhabir katılabildi mi?
Hayır..
Kendi istediğin başlıkları atacak gazetecileri çağırıyorsun..
Sonra da “Biz basın özgürlüğüne önem veriyoruz” edebiyatı ile ortalıkta geziniyorsun..
Bu mudur sizin basın özgürlüğüne verdiğiniz önem?
Tabii olay iki taraflı..
Bass bazı gazetecileri çağırmış.. Bazılarını çağırmamış..
Hatta bazıları, önce çağrılmış, sonra toplantıdan kısa süre önce aranıp, “Gelmeyin” denilmiş..
Dünkü manşetleri gerekçe gösterilerek..
Böylesi bir durumda, o toplantıya katılanlar, gerçekten gazeteci iseler..
Ne yapmaları gerekirdi?
“Siz bizim meslektaşlarımız arasında ayrımcılık uyguluyorsanız, biz de sizin basın toplantınıza katılmıyoruz. Kendi kendinize toplantınızı yapın” deyip, oradan ayrılmak..
Nitekim, birçok örneği vardır, bunun.
Toplantı yapılırken, bir basın mensubu dışarı çıkarılmak istendiğinde..
Veya kapıdan geri çevrildiğinde..
Veya bir basın mensubuna yönelik saldırı olduğunda..
Tüm basın mensupları, mikrofonları yere bırakır, fotoğraf makinelerini masanın üzerine bırakır, protestolarını yaparlar..
Dün ne oldu?
9 medya organının dışında kimse toplantıya kabul edilmediği halde..
Siyasi iktidar karşıtı olarak da tanımlayabileceğimiz bu 9 medya organının mensupları..
O basın toplantısına iştirak edip..
John Bass’ı dikkatle dinlediler..
Ve daha acıklısı..
Bakın Hürriyet gazetesi, o toplantıyı nasıl bir başlıkla sundu:
“ABD Büyükelçisi giderayak çok sert konuştu.”
Bu, henüz hakkında FETÖ’ye yardım ve yataklık suçlaması ile ceza soruşturması açılmamış olan Hürriyet..
Bir de..
O soruşturmaya muhatap olan..
Sahibi yurtdışına kaçan Sözcü var.
Onun da başlığı, bakın şöyle:
“ABD Büyükelçisi’nden sert sözler.”
FETÖ’ye hizmet etmekten yargılanan Cumhuriyet’in de başlığı şöyle:
“ABD Büyükelçisi’nden giderayak zehir zemberek açıklama.”
Bir de size, Amerika’nın Sesi internet sitesinden aldığım başlığı vereyim: “ABD Büyükelçisi: Bazıları adalet değil intikam peşinde”
Demek ki ne imiş?
Bizim Türk sandıklarımız..
Amerika’nın Sesi’nden daha Amerikanmış!
•
Peki, John Bass, o sözleri niye sarfetmiş?
ABD Konsolosluğu’nda çalışan Metin Topuz isimli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir şahsın, FETÖ’cü savcı ve emniyet mensupları ile yakın ilişkisinden dolayı tutuklanması üzerine..
İyi de.. Metin Topuz’un tutuklanmasından, ABD’ye ne?
John Bass’a ne?
Kendi vatandaşları değil..
Henüz kendi vatandaşları ile ilgili bir suçlama yapılmadı..
Tutuklanan da Türk..
Tutuklayan da Türk..
ABD’ye ne oluyor?
Belli ki, bir karın ağrıları var..
Olayın arkasında, ABD tezgahı var..
Olayların çorap söküğü gibi deşifre olacağından korkuyorlar..
Onun için de..
Akılları sıra, ön almaya çalışıyorlar..
Bunun için de, John Bass’ın ağzından şunu söylüyorlar:
“Türk hükümetinde bazılarının bu davanın hakim önünde mahkemede takip edilmesi yerine yargılamanın basın organları aracılığıyla yapılmasını tercih etmiş olmalarından derin bir rahatsızlık duyuyorum. Bu bana adaletin değil daha çok intikam peşinde olmak gibi geliyor. Kendi anayasaları ve uluslararası anlaşmalarla hukukun üstünlüğü ilkesi ve demokratik normlara bağlılık bildirmiş ülkelerimizde bu ikisi arasında büyük bir fark vardır!”
Vay uyanık Bass vay..
15 Temmuz darbesinin mimarlarından Adil Öksüz’ü, darbeden hemen sonra aradınız..
“Vizesi ile ilgili bilgilendirme içindi” diye adam uyutmaya kalkıştınız.
O tarihteki adalet bakanı sordu: “Siz bugüne kadar, vize bilgilendirmesi yaptığınız başka kişileri de ne zaman, hangi telefondan aradığınızı açıklar mısınız?”
Tısss..
Cevap yok..
ABD, darbeye el altından destek veriyor..
Savcıları Bharara, bırakın medyayı, tivitlerle FETÖ’nün uydurduğu Halkbank dosyasını yürütmeye kalkıyor.. O günlerde John Bass’tan tek itiraz gelmiyor..
Şimdi ABD’nin suçüstü olacağı delillere biz ulaşınca, “yargılamanın basın organları ile yapılmasından rahatsızlık duydukları”nı söylüyorlar..
Daha dur John Bass, dur..
Bu işin sonrası var..
Öyle Afganistan’a gitmekle kurtulamazsın bu işten..
Darbeye verdiğiniz desteğin de hesabını soracağız..
Darbecilerin elebaşını ülkenizde korumanın da..
250 şehidin kanı yerde kalmayacak..
Bundan, emin olabilirsiniz!







