12 Eylül’ün bizim için iki özel önemi!
12 Eylül’ün bizim açımızdan iki önemli yönü var..
Birisi 1980’deki askeri darbe...
İkincisi de..
O askeri darbeyi protesto amaçlı olarak 1993’teki yıldönümünde, günlük gazete olarak çıkışımız..
Bakmayın siz, bugünlerde herkesin 12 Eylül için askeri darbe tanımlaması yapıp, eleştirmesini..
Başta solaklar olmak üzere..
O askeri darbenin en büyük mağduriyetini yaşadığını iddia edenler, darbecilerin yargılanmasını yıllarca engellemişlerdi..
Nasıl?
12 Eylül darbecileri, Anayasa’ya geçici bir madde koymuş, kendilerinin yargılanmayacaklarını oraya yazmışlardı..
Solcular da..
Yekta Güngör Özden’inden tutun..
Bülent Ecevit’ine kadar..
Deniz Baykal’ına kadar..
Bu darbecilerden hesap sorma açısından, yetki sahibi oldukları yıllarda..
12 Eylül darbecilerinin yargılanmasının önünü açacak adımları atmadılar.
Yekta Güngör Özden, Anayasa Mahkemesi Başkanı iken, 1961 Anayasası’nı koruma üzerine yemin ettiği halde..
12 Eylül darbecilerinin o anayasayı ortadan kaldırmasına sessiz kalmış..
Hatta yeni anayasa yapılmasını da alkışlayarak, darbecilerle işbirliğini tescillemişti..
Bülent Ecevit, iki ayrı hükümette başbakanlık yaptığı halde, darbecilerin yargılanmasını sağlayacak değişikliğe yanaşmamıştı..
Deniz Baykal ise, darbecilerin yargılanması için yapılan 2010 anayasa değişikliğine karşı çıkarak, safını göstermişti..
Bir de kendisine gerekçe bulmuştu: “Anayasa’daki geçici 15. madde kaldırılsa bile, zamanaşımı dolduğu için darbeciler yargılanamaz, mahkum edilemez.”
Geçici 15. madde kaldırıldı. Kemalistlerin, solcuların hep birlikte ittifak halinde yaptıkları zamanaşımı savunması mahkeme tarafından kabul görmedi..
Kenan Evren darbe yapmaktan mahkum oldu..
Öldü de, cezaevine girmekten kurtuldu..
Ama hukuk tarihimizde ilk defa..
Tamamlanan bir darbenin sorumluları mahkum edilmiş oldu..
¥
Bizim solakların 12 Eylül’e bakışlarındaki şaşılık, sadece darbecilerin yargılanmasına karşı çıkmaları değildi..
Bugün dahi yazılarında, haberlerinde kullandıkları dilde, 12 Eylül darbesinin mağduriyetlerini hafifleterek, darbeci kafalarını ortaya koyuyorlar..
“12 Eylül askeri darbesinde bile, şu zulmü görmedik, bu haksızlığı yaşamadık” diyerek, akılları sıra bugünkü siyasi iktidarı eleştiriyorlar..
Bu arada da, 12 Eylül darbecilerinin resmen zulme dönüşmüş olan vicdansızlıklarını övmüş oluyorlar..
Birkaç rakamla konuyu somutlaştıralım..
12 Eylül’ün acılarını hafifletmeye kalkışan solakların rezilliklerini yüzlerine vuralım..
12 Eylül’den rakamlar:
Gözaltı sayısı: 650 bin kişi.
Açılan ceza davası sayısı: 210 bin.
Hakkında idam cezası istenen kişi sayısı: 7 bin.
Verilen idam cezası: 517 kişi..
Vatandaşlıktan çıkarılan kişi sayısı: 14 bin.
Sakıncalı sayılıp işten çıkarılan: 30 bin kişi..
Buyrun, 12 Eylül darbecilerinin, hem askeri yönetim kurup, hem de sivil insanlara reva gördükleri bu zulüm rakamlarına bir bakın..
Bir de..
15 Temmuz darbesini yapmaya teşebbüs ettikleri ve 250 insanımızı şehid ettikleri için gözaltına alınan, yargılanan kişilerin sayılarına bakın..
12 Eylül’de, silahla yönetime el koyanların Sıkıyönetim Mahkemeleri eli ile yargılama yaptıklarını..
Şimdikinde ise, seçimle işbaşına gelenlerin yönetimde oldukları bir ülkede, özel atanmış hakimler aracılığı ile değil, yıllardır hakimlik yapanların eli ile yargılama yapıldığını görün..
Şu solaklara/kemalistlere azıcık bir hak payı verebiliyorsanız..
Verin..
¥
12 Eylül darbesinin 13. yıldönümünde.. Yani bugünkü solcuların, kemalistlerin hep bir ağızdan, “Askeri yönetimi” övdükleri o yıllarda..
Beklenen Vakit gazetesi ismi ile günlük olarak çıkmaya başladık.
Süreç içinde..
Sistemin tüm atanmışları ile yargıda karşı karşıya geldik..
Anayasa Mahkemesi’nin başkanından üyelerine kadar.
Yargıtay Başkanı’ndan onlarca üyesine kadar..
Danıştay Başkanı’ndan üyelerine kadar..
HSYK üyelerinden, Yargıtay Başsavcısı’na kadar..
Yargı sisteminin temel isimlerinden, resmi kurumların içinden, yanlış yapan kim var ise, hepsi ile mahkemelik olduk..
Elhamdülillah, hepsinden, alnımızın akı ile çıktık..
312 general davasını hiç anlatmaya gerek yok..
Sadece Türk hukuk tarihinin değil..
Dünya hukuk tarihinin de, bu sayıda generalin bir gazeteye açtığı tek tazminat davası örneği olması hasebi ile..
Bir “ilk”i daha basın dünyasına, biz yaşattık..
Kemalistlerin, solakların saldırılarından yılmadık..
Susturulmak için, Yargıtay Başsavcısı’nın “Bu kanunlar varken, Akit’le mücadele edemiyoruz. Kanunları değiştirmemiz lazım” dediği gazete olduk..
“Bellendiniz paşam” başlığı ile çıktık..
Gazetelerin hemen tamamının genel yayın yönetmenlerinin ceketlerini ilikleyerek huzuruna çıktıkları generallere, Anayasa’daki olması gereken konumlarını hatırlatmaktan çekinmedik..
Bugün geldiğimiz noktada..
Alnımızın akı ile gazetecilik yapmaya devam ediyoruz..
Elhamdülillah..







