• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Varol
Ahmet Varol
TÜM YAZILARI

Yom Kippur bir zafer midir?

07 Ekim 2023
A


Ahmet Varol İletişim: [email protected]

Dün yani 6 Ekim tarihi, 1973 yılında siyonist işgal rejimiyle Mısır-Suriye ittifakı arasında vuku bulan savaşın başlamasının yıl dönümüydü. Bu savaş, Arap ülkelerinin, özellikle de Mısır ve Suriye’nin işgal rejimi karşısında zafer kazandıklarını ileri sürdükleri bir savaştır. O yüzden Arap dünyasındaki hakim sistemler şimdiye kadar sürekli bu savaşta siyonist işgale karşı elde ettikleri zaferle övündüler. Eğer zafer kabul edersek, aynı zamanda Arap dünyasındaki hakim sistemlerin siyonist işgal rejimi karşısında elde ettikleri tek zaferin de bu olduğunu itiraf etmek zorundayız. Bunun dışındakilerin tümü hakim sistemlerin herhangi bir müdahalesinin olmadığı, tamamen direniş güçleri tarafından verilen mücadelelerle kazanılan zaferlerdir. 1968’deki Kerame Savaşı zaferi, 2000 yılında işgalci siyonistlerin Güney Lübnan’dan çıkarılması, 2005’te Gazze’den çıkarılmaları, Gazze’den çıkarıldıktan sonra bu bölgeye yönelik saldırılarda aldıkları yenilgiler hep bu türdendir.

Yom Kippur Savaşı’nda elde edilen zaferin ne kadar “zafer” olarak tanımlanabileceğine ise hadiselerin seyrini gözden geçirerek birlikte karar verelim.

Yahudilerin Yom Kippur yani Büyük Keffaret Günü dedikleri güne denk gelmesi sebebiyle Yom Kippur Savaşı olarak isimlendirdikleri Arap dünyasında ise Ekim Savaşı diye isimlendirilen bu olay Mısır’ın 1967 Haziran Savaşı’nda işgal edilen Sina Yarımadası’nı geri almak amacıyla 6 Ekim 1973’te bir askeri harekata geçmesiyle başladı.

Mısır kuvvetleri ilk operasyonlarında İsrail işgal güçlerinin Süveyş Kanalı’nın karşı kıyısına yerleştirdikleri son derece müstahkem engelleri aşarak büyük bir başarı elde ettiler. Üstelik operasyonda İsrail kuvvetleri, Mısır kuvvetlerinin verdiği kaybın birkaç katı kayıp verdi. Bu operasyondan sonra Mısır kuvvetleri Sina Yarımadası içinde biraz ilerleyerek yukarıdan aşağıya 100 mil derinliğinde ve ileriye doğru 2 - 4 mil uzunluğunda bir alan içinde belli noktaları tutmayı başardılar.

Mısır kuvvetlerinin harekatından kısa bir süre sonra Suriye kuvvetleri de Golan Tepeleri’nden bir saldırı başlattı ve önemli başarılar elde ettiler. Ancak 8 Ekim’den itibaren inisiyatif İsrail kuvvetlerinin eline geçmeye başladı ve Suriye kuvvetleri 1967 Haziran Savaşı’nda işgal edilmiş olan toprakların sınırına kadar çekilmek zorunda bırakıldılar. Öte yandan Sina’da da Mısır kuvvetlerinin ilerlemeye devam etmesi kontrol noktalarının dağılmasına ve İsrail kuvvetlerinin hava saldırılarının etkili olmasına yol açtı.

İsrail beklemediği sürpriz bir saldırı karşısında başlangıçta büyük kayıp verdi ancak daha sonra Amerika’nın yoğun desteğini alarak ve bir seferberlik hareketi başlatarak yeniden 1967 Haziran Savaşı’nda elde ettiği kontrol noktalarına kadar ilerlemeyi başardı.

Sonuçta 1967 Savaşı’nda kaybettiği toprakları geri almak için işgal rejimine savaş açan Mısır, kaybetmiş olduğu toprakların 1 metrekaresini bile kurtaramamış Süveyş Kanalı’nın arkasına çekilmek zorunda kalmıştır. Suriye de Golan Tepeleri’nden bir küçük tepeyi bile kurtarma başarısı gösterememiştir. Eğer bu bir zafer ise, sadece siyonist işgalcilerin yeni bir alan işgal etmesinin engellenmesinden ibarettir. Ama savaşın gayesi bu değil onun 1967’de işgal ettiği toprakların geri alınmasıydı.

Bu savaşta Arap dünyasındaki hakim sistemlerin gerçekten övgüye değer duruşları siyonist işgal rejimi ve ona destek veren ABD ve Batılı güçler karşısında ortak bir tavır sergileyebilmeleri olmuştur.

O zaman bu savaşta ABD’nin siyonist işgal rejimine açıktan destek vermesi, Avrupa’nın da büyük ölçüde onunla birlikte hareket etmesi sebebiyle, Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri (OAPEC) 15 Ekim 1973 tarihinde, savaşta işgalci siyonistlere destek veren ülkelere petrol ambargosu uygulama kararı almıştı. Bu ambargo Batılı ülkeleri gerçekten sıkıntıya sokmuştu. Ama ne yazık ki bu konudaki birlikteliklerini de işgalci siyonist rejimi köşeye sıkıştıracak kadar sürdüremediler ve ortak tavırları bir askeri ittifaka dönüşemedi.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sosyalist

Arap rejimlerinin hemen hepsi birer diktatörlük, krallar, prensler, emirler gibi bir avuç asalak, ülkenin enerji kaynaklarından elde edilen zenginliğin çoğuna el koymuş, saraylarda karun kadar zengin bir hayat sürüyorlar. İğrenç, çürümüş, yozlaşmış rejimler. Hemen hepsi Amerikan işbirlikçisi. Tek dertleri kendi iktidarlarını muhafaza etmek. Satmayacakları şey yok bunun için. Arap halklarının öncelikle bunları başlarından atması lazım.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23